18 Haziran 2022

Öğrenci affı ve üniversite sınavını kaldırmaya dair

Kısa vadeli ve belirli bir kitleyi hedef alan çözüm önerilerinin sonuçları üniversite açısından yarardan ziyade zarar olarak kendisini göstermiştir/göstermektedir. Umarım yanılırım ancak geçmiş deneyimlerim durumun yine bu minvalde ilerleyeceğini ortaya koymakta

Türkiye'de siyasetin eğitim sistemi üzerindeki eli hiçbir dönem eksik olmamış ve eğitimi, kendi istediği hedefler doğrultusunda şekillendirmek için kullanması söz konusu olmuştur. Bu konuda en ilgi çekici olan ise hiç kuşkusuz öğrenci affı adı altındaki düzenlemelerdir. 1983 yılında ilk kez yapılan ve ardından neredeyse her iki yılda bir sistematik hâle dönüştürülen af uygulamalarının on dördüncüsü (şimdilik sonuncusu) 2018 yılında çıkartılmıştı. AKP iktidarı döneminde 2005, 2008, 2011, 2012 ve 2018 yıllarında olmak üzere beş kez yapılan düzenlemenin yanına bir altıncısının önümüzdeki günlerde ekleneceğini göreceğiz. Ülkemizin köklü ve öğrenci sayıları fazla olan üniversitelerinin öğrenci işleri ve öğretim üyelerine şimdiden kolaylıklar diliyorum. Zaten fazlasıyla bürokratik mekanizmalar ile uğraşırlarken şimdi bir de yıllar içerisinde okullarından ayrılmış olan öğrencileri, aradan geçen yıllar içerisinde değişen derslere uyarlamak için çaba harcamak zorunda kalacaklar. İşin ilginç yanı bütün bu zaman ve emeğin büyük bir çoğunluğu ise ne yazık ki boşa gidecek! 

1997 yılında çıkartılan af sürecinde üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışıyordum ve ardından gelen bütün af süreçlerinde farklı kademelerde görevdeydim. Çok az sayıda öğrencinin getirilen bu aflardan yararlanmış olduğuna ve öğrenim hayatlarını tamamlayabildiklerine şahit oldum. Geri kalan büyük çoğunluk ise bir hevesle başvuruda bulunanlar veyahut başlayıp kısa bir süre sonra tekrar bırakanlardan oluşuyordu. Tabii bir de şunu eklemeden geçmemeliyiz, af spekülasyonları başladığı anda öğrenciler arasında çıkarılacak olan aftan yararlanmak isteyenlerin özellikle yüksek lisans ve doktora düzeyindekilerde daha fazla geçerli olacak bir şekilde bağlı oldukları enstitülerden kayıtlarını sildirme yoluna gidiyor olmaları durumudur. Öğrenciler bu şekilde yeniden yıllar kazanmakta buna karşın danışmanlık müessesesi ise giderek daha fazla şişmektedir. 

Öğrenci aflarının ülkemizin eğitim kalitesini arttırma konusunda çalışmalar yürüten YÖK'ün gerçekten önceliği olup olmadığını merak ediyorum. Çünkü yıllarca ders veren öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğunun geçmişteki af deneyimlerini de yaşamış oldukları göz önünde bulundurulduğunda söz konusu yeni bir affın bir katkı sağlayamayacağı konusunda fikir sahibi olacaklarını düşünüyorum. Öyleyse bu uygulamanın tıpkı bundan önceki benzerlerinde olduğu gibi eğitim severlikle veyahut eğitim hakkını tamamlayamayan binlerce öğrenciye şans verilmesi vb. gerekçelerle kurulan cümlelerden ziyade başka gerekçelerle ilişkisi var! Yaklaşan seçim süreci bu gerekçelerin başında geliyor gibi durmakta ve sadece af düzenlemesi değil MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin ‘üniversite sınavı yakın bir gelecekte kaldırılacak' açıklamasını da bu minval üzerinde yapılan bir diğer açıklama olarak dikkat çekmekte. 

İktidarın iki ortağı arasında söz konusu üniversite olduğunda adeta adı konmamış bir paylaşım yaşanıyor gibi duruyor. İcraat kısmını hayata geçiren iktidarın büyük ortağı AKP iken söz konusu düzenlemeleri dillendiren ve kamuoyunun dikkatini çeken ise küçük ortak MHP oluyor. Geçtiğimiz yıl üniversite sınavı sonrasında yaşanan gelişmeleri bu açıdan tekrar hatırladığımızda MHP lideri Devlet Bahçeli'nin önce üniversitelere ek yerleştirme yapılması gerektiği açıklamasını yaptığını ve ardından YÖK'ün bu konuda hemen devreye girerek gereğini yerine getirdiğini unutmayalım. Fakat bütün bu düzenlemelere rağmen geçen yıl binin üzerinde bölümün sıfır veya sıfıra yakın çektiği gerçeği nedeniyle durumun sıkıntılı olduğunu ve ardından bu kez baraj puanlarının kaldırıldığını da hatırlayalım. Şimdi iktidar eli biraz daha arttırıyor ve sınavsız üniversite formülünü devreye sokacakları müjdesini üstelik hafta sonu sınava girecek olan öğrencilere başarı dilekleri içerisinde sunarak, yerine getiriyor. 

Yıllar içerisinde üniversite sayısını bir hayli arttırdık buna karşın ne yazık ki bu yeni kurulan üniversitelerimizdeki öğretim üyesi sayısını aynı oranlarda arttıramadık! Hatta bu konuda 5 Haziran tarihli YÖK Akademik Hareketlilik Projesi söz konusu sıkıntıyı aşabilmek adına köklü üniversitelerimizin yetişmiş akademik kadrosu ve birikimini Anadolu'daki henüz yolun başında üniversitelerimiz ile buluşturmaya çalışmakta. Kadroları kendi üniversitelerinde kalmak koşuluyla bir yarı yıldan az olmamak ve dört yarı yıldan fazla olmamak koşuluyla öğretim üyelerinin gidecekleri üniversitelerin tabi oldukları ödenek, diğer haklar ve 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre geçici görev yolluğu, görev yapacakları üniversite tarafından ödenecektir. 

Türkiye'nin üniversite eğitiminin nicelik ve nitelik ikilemi içerisinde sürekli olarak niceliğe odaklanır bir pozisyona indirgeniyor olması son derece sıkıntılı bir geleceği işaret etmektedir. Üniversite denilen eğitim kurumunun nitelikten uzaklaştığı ölçüde tercih edilirliği ve toplumsal hayat içerisindeki ağırlığı da azalmaktadır. Tabii bir de dünyanın hiçbir yerinde ilk okula başlayan bütün çocukların mutlaka üniversite eğitimi alması gerektiği gibi bir anlayış söz konusu olmadığı gibi böyle bir durum gerekli de değildir. Ülkemizin yüksek öğrenim kalitesini açılan üniversite sayısı ve buralardaki öğrenci sayıları üzerinden görüp, bakın nereden nereye geldik ifadelerini kullanmak hiçbir işe yaramaz! Asıl üzerinde durmamız gereken nitelikli öğrencileri yetiştirecek eğitim kurumlarımızın yapısını arttırmaktır oysa tam tersine bir eğilim içerisinde ilerlemeyi sürdürüyoruz. Her geçen yıl üniversite sıralarına gelen öğrencilerimizin kendilerini ifade etmeleri, kendi dillerini kullanabilme becerileri ve derslere katılımları azalıyor. Bu durum sadece lisans eğitimi düzeyinde değil içinden geçmekte olduğumuz dönemde önce yüksek lisans eğitiminde başladı ve doktora eğitimlerinde de kendisini hissettirmekte. 

2002 yılından bu yana AKP iktidarında Milli Eğitim Bakanlarında koltuğu tam sekiz isim oturmuş bu süre içerisinde YÖK başkanlığında ise beş farklı ismi görüyoruz. AKP iktidarı bu süre içerisinde sık sık kültür konusunda istediklerini hayata geçiremediklerini belirtmişti. Yapılan icraatları ve ortaya çıkan sonuçlara baktığımızda ise nicelik konusundaki ısrarın yıllar içerisinde azalmak yerine giderek daha da arttığını görüyoruz. Üniversitelerden mezun olan öğrenci sayılarının arttırılması, daha fazla lisansüstü öğrenci mezun sayılarının çoğaltılması ile istatistiki anlamda başarılı gözükmek mümkündür. Buna karşın kalite ve mezunların toplumsal hayat içerisindeki karşılıklarının yeri ve etkinliği söz konusu olduğunda ise işler tersine dönmeye başlar. Daha önce beklentilerin tersine çıktığı alan eğitim ifadesini kullanmıştım ve aradan geçen zaman içerisinde ne yazı ki bu alan ile ilgili olarak kurulan ilişki daha iyiye gitmek yerine daha da sıkıntılı bir görünüme doğru hızla yol almaktadır. Eleştirel düşünme, sorgulama ve tartışma alanları olarak üniversitelerin evrenselleşmesinin önünü açmak durumundayız. Üniversite bir gelenektir ve yıllar içerisinde oluşturulan değerlerin usta çırak ilişkisi içerisinde hocaların aktarımlarıyla şekillenir. Bu mecrayı her dönüştürme girişimi beraberinde daha büyük ve içinden çıkılmaz sorunların oluşmasına yol açacaktır. İşte bu yüzden üniversite konusunda söz söylerken birden çok daha fazla düşünmeli ve öyle hareket etmeliyiz. Kısa vadeli ve belirli bir kitleyi hedef alan çözüm önerilerinin sonuçları üniversite açısından yarardan ziyade zarar olarak kendisini göstermiştir/göstermektedir. Umarım yanılırım ancak geçmiş deneyimlerim durumun yine bu minvalde ilerleyeceğini ortaya koymakta. 

Ahmet Talimciler kimdir?

Ahmet Talimciler, 1970 yılında İzmir Karşıyaka’da dünyaya geldi. Karşıyaka spor kulübünün minik ve yıldız takımlarında, Tarişspor kulübünün genç takımında oynadı. 1988 yılında Ege Üniversitesi Coğrafya bölümüne kaydoldu ve iki yıl burada okuduktan sonra tekrar sınava girerek aynı üniversitede Sosyoloji bölümünü kazandı. 

1994 yılında “Futbolun Toplumsal İşlevi” başlıklı lisans teziyle bölümden mezun oldu. Ardından Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1998 yılında Türkiye’de Futbol Fanatizmi ve Medya İlişkisi başlıklı yüksek lisans tezini, 2005 yılında da Türkiye’de Futbol ve İdeoloji İlişkisi başlıklı doktora tezini tamamladı. 

2001 yılında Milliyet Gazetesi Sosyal Bilimler ödülünü kazandı. 

1996 yılında Araştırma Görevlisi olarak başladığı Ege Üniversitesi Sosyoloji bölümünden 2019 yılında ayrılarak İzmir Bakırçay Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Uygulamalı Sosyoloji ana bilim dalına profesör kadrosuyla geçiş yaptı. Halen aynı üniversitede görev yapmayı sürdürmektedir.  

Son yirmi yılda yerel ve ulusal düzeyde gazetelerde, internet sitelerinde yazmıştır.  Mart 2016’dan bu yana T24’te başta spor ve gündelik hayata ilişkin olmak üzere gündeme ilişkin yazılar yazmaktadır. Karşıyaka Belediyesinin çıkartmakta olduğu Gazete Karşıyaka’nın yazarlarındandır.

Bir diğer önemli tutkusu ise radyo yayıncılığıdır, üç yıl boyunca TRT İzmir Kent Radyosunda Sporun Arka Planı programını hazırlayıp sunmuştur. Halen TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu Memleketim FM’de Spor Daima programına cuma günleri konuk olmayı sürdürmektedir. YouTube üzerinden yayınlanmakta olan Geek Futbol programının da yorumcularından birisidir. Evli ve spor tutkunu bir çocuğun babasıdır. 

Kitapları

-Türkiye’de Futbol Fanatizmi ve Medya İlişkisi (2003,2014, Bağlam Yayınları)

-Sporun Sosyolojisi Sosyolojinin Sporu (2010,2015, 2018, Bağlam Yayınları)

-Futbol Yazıları (2017, Bağlam Yayınları)

-Türkiye’de Futbol En Az Futboldur (2020, Spor Yayınevi ve Kitabevi)

-Saçmanın İktidarı (2021, Sakin Kitap)

-Beklentilerin Tersine Çıktığı Alan: Eğitim (2022, Sakin Kitap)

-İlkelerimizi Kim Yazacak? Cem Can Yazıları (Yayına Hazırlayan- 2012, Moss Spor)

-Fair Play Yemin İstemez (Yayına Hazırlayan-2012, Moss Spor) 

-Şiddet, Şike ve Medya Kıskacında Futbol ve Taraftarlık (2015, Litera Türk Academia, Müge Demir ile)

-Football in Turkey (Editör- 2016, PL Academic Research)

Yazarın Diğer Yazıları

Siyasetin krizinden çok daha ötesi

Devlet ile birey arasında yaşanan orantısız çatışmada, kendisini korumak isteyenlerin her defasında kendi mensup olduğu toplumsal gruplara sığınması ve onunla varlığını sürdürmesi durumunu değiştirmek zorundayız

Fenerbahçe'nin açıklamasına dair: Verilmesi gereken tepkinin çok uzağında...

Kulüplerin birbirlerinin daha önce kullandıkları ifadeler üzerinden var olan durumu normalleştirme girişimlerinin de herhangi bir elle tutulur yanının olmadığını da belirtmeliyim. Kötüye kötü diyemediğimiz her noktada kötülüğün bir parçası haline dönüşmeye başladığımız gerçeğini unutmamalıyız

Vladimir Putin diye bağırmak!

Taraftar olmak, kendi takımının mutlak galibiyetine şartlanmak ve her koşulda takımının başarılı olmasını istemek anlamına gelebilir, buna karşın futboldaki duygu hâlini abartmanın yaratabileceği durumlar konusunda da her daim hazırlıklı olmak gerekiyor