16 Haziran 2021

Biz sizi konuşuruz

Tamamen gazla veyahut hamasetle bir yerlere gidebilmeniz mümkün değil. Bu turnuva için en büyük üzüntüm ise elinde gerçekten iyi bir jenerasyon bulunan Türkiye'nin bu kadar kötü bir kurgu ile sahaya çıkması ve sahada ne yaptığı belli olmayan bir biçimde futbol oynamayı sürdürmeye kararlı olması

Avrupa şampiyonası için hazırlanan reklamlardan bir tanesindeki sloganı başlığa taşıdım: Biz sizi konuşuruz. Ancak bu kez pek de olumlu konuşulacak bir durum söz konusu değil! İlk karşılaşmada İtalya'ya 3-0 mağlup olan milli takım, oynadığı son derece kötü oyun ve etkisiz atakları ile eleştirilmişti. Bu kez Galler karşısında ne yaptığı belli olmayan ve benzer pozisyonları rakibine vermekte ısrar eden bir milli takım vardı sahada. Sonuç 2-0 ile yine hüsran oldu ve bu kez konuşulacak çok ama çok fazla konu var.

Önce teknik direktörün seçimleri ile başlamak gerektiği kanaatindeyim çünkü Şenol Güneş elindeki son derece yetenekli kadroyu iki karşılaşmadır ne yaptığı belli olmayan bir halde sahaya sürmeye ve amaçsız bir milli takım izlememize yol açıyor. Her iki karşılaşmada da faturanın kesileceği adres açıktır: Şenol Güneş. Bir önceki karşılaşmada kendi kalesine gol attığı için ilk on birde başlamayan Merih Demiral'ı ikinci yarının başında sahaya süren ve bütün tercihlerinde aynı şablonu ısrarla tekrarlayan bir isimden söz ediyoruz.

Galler milli takımının karşılaşmanın uzatma dakikalarında Bale aracılığıyla kalemizin sağ ve sol tarafından neredeyse fotokopi gibi benzer şekilde tekrarlanan hareketlerle ceza sahasının içerisine girişini seyreden ve bu şekilde ikinci golü kalesinde gören milli takımın en basit savunma kurgusunu bile gerçekleştiremiyor olması şaşırtıcıdır. Bunun da ötesinde milli takım futbolcularımızın saha içerisinde duruşlarıyla ve yer tutuşları ile başlayan yanlışların bu seviyedeki üstelik büyük bir çoğunluğu yurt dışında oynamakta olan isimlerce gerçekleşiyor olması da bir başka tuhaflık olsa gerektir.

Oynanan iki maç sonrasında gruptan çıkma umudumuzun iyice azaldığı ve son karşılaşmada İsviçre'yi yensek bile bir üst tura çıkamayabilecek oluşumuzu sistemsel açıdan tartışmak zorundayız. Biz nerede yanlış yapıyoruz? Ve yaptığımız hamasetin ötesinde asıl yapılması gerekenleri neden bir türlü sahaya yansıtamıyoruz? Turnuvanın altıncı gününde bu yazıyı yazarken on dört karşılaşma oynanmıştı ve bu karşılaşmalar içerisinde ne yaptığı hala belli olmayan takımlardan bir tanesi olmamız bile durumu daha farklı görmemiz gerektiğini göstermektedir. 'Biz bitti demeden bitmez' klişesi ile kervanı yolda düzme anlayışını sürdürmeye çalışmayı seviyoruz. Fakat futbol her geçen yıl biraz daha fazla güç ve zekanın birlikteliğiyle birlikte oynanıyor ve burada tesadüflerin yeri yok denecek kadar azalmaya başladı. Yani ne yapmayı istediğinizi ve bunu nasıl yapabileceğinize ilişkin farklı alternatiflerinizin olması gerekiyor. Tamamen gazla veyahut hamasetle bir yerlere gidebilmeniz mümkün değil. Bu turnuva için en büyük üzüntüm ise elinde gerçekten iyi bir jenerasyon bulunan Türkiye'nin bu kadar kötü bir kurgu ile sahaya çıkması ve sahada ne yaptığı belli olmayan bir biçimde futbol oynamayı sürdürmeye kararlı olması.

Son bir notu da yine maçın anlatımına ayıralım; İlk yarıda Cengiz Ünder'e verilen bir pas esnasında 'Formda olsa o topu alırdı' ifadesini kullandı. Galler'in penaltı atışında 'Çabuk atlama Uğurcan' nidalarıyla bizlere ne oluyor dedirtti. Maçın son on beş dakikasındaki ataklar esnasında 'Çabuk vur Mert' ardından 'Beklemeden vur', 'Burak sok ayağını oraya' diyerek sahadaki futbolculara nasıl oynanması gerektiğini hatırlatmış oldu. Maçın son dakikalarında ise takımdan umudu kesmiş olacak ki, Bizim Çocuklar yerine Haydi Arkadaşlar ifadesini kullanmaya başladı. Sakatlanan Umut Meraş'ın durumu ile ilgili olarak ise 'Umut Meraş'ın durumuyla ilgili olarak tasarrufta bulunulacak' ifadesini kullandı. Türkiye'nin televizyon ve radyo tarihinde bir ekol olan TRT'nin bu kadar kötü sunumların gerçekleştirildiği yer haline gelmesi gerçekten üzüntü verici. Maçı anlatan spikerlerin ne kadar çok bağırırlarsa veya ne kadar fazla hamaset yüklü laf ederlerse işlerini o kadar iyi yapmayacaklarını artık anlamaları gerekiyor! Her milli maç sonrasında sosyal medya üzerinden yerden yere vurulan maç anlatımlarının gözden geçirilmesi ve futbolun gerçekten futbolseverlere bırakılacak bir biçimde bizlerle buluşturulması en büyük isteğimizdir. Bizleri maç seyrederken ses tuşunu kapatmak zorunda bırakmayın lütfen!

Yazarın Diğer Yazıları

Refahın ve zenginliğin yeniden üretilememesi: Bekilli örneği

Bu çalışma bir sosyal bilimcinin doğup büyüdüğü yer ile kurmuş olduğu birlikteliği farklı bilim dallarının süzgecinden geçirmek suretiyle ortaya koyma çabasının ürünüdür.

Bu geceyi bir yere not edin

Bir zamanlar 'siz hâlâ annenizin liginde mi oynuyorsunuz' söylemi ile rakipleri ile dalga geçen Galatasaray kulübünün son yıllarda her çıktığı Avrupa karşılaşmasında eli boş dönmesi şaşırtıcı bir durum değildir. Çünkü artık o da diğerleri gibi sadece ülke sınırları içerisinde olup bitenlerle meşgul olmayı ve oradaki keşmekeş üzerinden varlığını sürdürmeyi başarı addediyor

Euro 2020'nin ardından

Futbol bize renkli ve bir o kadar da heyecan verici anları yaşama olanağı sunmaya devam ediyor. Belki de asıl üzerinde durmamız gereken futbolun içinde yaşadığımız dünyaya ilişkin olarak sunmayı sürdürdüğü bu güzelliklerdir ne dersiniz?