Leylâ Erbil ile baş başa

Maya Sanat'ın Mayıs 1960 sayısında yer alan Leylâ Erbil söyleşisi yazarın ilk söyleşilerinden biri olma özelliği taşıyor...

Sunuş niyetine

Kendime ait Leylâ Erbil arşivimi oluşturmaya yaklaşık iki sene evvel başlamıştım. Dönem dergilerini, yazarların arasındaki ilişkileri, polemikleri az çok bilince, kim nerede ne yazmış, hangi konuda kim ne demiş gibi sorularıma cevapları daha çabuk bulabiliyordum. Leylâ Hanım’la kişisel bağım geçtiğimiz yılın mayısında daha da bir artmıştı. Birazdan okuyacağınız, Maya Sanat’ın 1960’ta çıkan Mayıs sayısında (tesadüflere inanmıyorum), Leylâ Erbil’in söyleşisine rastlamak beni hem şaşırttı hem şaşırtmadı. Dergiyi çekip çıkardığım küflerin içinde, metni alelacele ilk okuyuşumda Leylâ Hanım’ın o biricik alaycılığıyla yeniden karşılaşmak ve söyledikleriyle aynı yönde yoğunlaşan düşüncelerimi yazılı hâlde bulmak şaşırtmadı. Şaşırdım çünkü bu benim bulduğum söyleşiler içinde en erken tarihli olanıydı. Bundan daha önceki tarihlere ait hiçbir Leylâ Erbil söyleşisi ile karşılaşmadım. Bunun ilk söyleşisi olduğunu şimdilik iddia edemem ama, en azından ilklerden olduğunu söyleyebilirim. Özellikle çağdaş öykücülük ve ödül üzerine ettiği kelamlarda, 57 yıldır majör bir değişiklik olmaması ise onun ileri görüşlülüğüne hoş bir işaret. İyi okumalar.

***

Sizi öykü yazmaya iten nedenlerin başlıcaları?

Leyla Erbil: Kesin bir şey söylenemez ya; örneğin mutlu olamayışımız, keyif edecek bir dünyada yaşamadığımızı bilmek, insanoğlunun yüzyıllardır bana gelene dek süren sömürülmüşlüğü. Bilinçle ya da bilinçsiz tüm sanatçıları yaratıcılığa iten nedenlerin başlıcası budur derim. Sınıfsız bir dünyada da yaratma ortadan kalkar demek istemiyorum elbette.

Özel yaşantınızdan öykülerinize aktardığınız pay oranı?

L.E: Yaşantımdan öykülerime çok malzeme geçer. Başka çeşidi de olmaz yaratmanın. Olanı da pek yavan ve ucuz olur, piyasa işi olur. Sanatın ilk ve has ağırlıklarıdır yaşamalar.

Kocanız ya da kızınız öykü yazmanızı kınasalar, cayar mısınız? Evetse neden?

L.E: Alay mı ediyorsunuz?

Öyküleriniz bir düş ürünü müdür, yoksa yaşantınıza ekli deneyler sonucu mudur?

L.E: Düş, gerçek, deneyim, abartma, koku, renk, bilgi hernenler içiçedir öykülerimde. Salt düşe dayanan öyküm yok, salt deneysel saptamalarım da.

Çağdaş öykücülüğümüz üstüne somut eleştirileriniz?

L.E: Bugün kaba bir gözlemciliğe ya da kaba bir duygululuğa toplumcu sanat denilebiliyor. Bu soy yazarlar doğrusu başkalarını acındırmayı, bir başka deyişle okuyucunun merhametini sömürmeyi iyi beceriyorlar. Tanzimattan bu yana hiç bir şey becerilmediyse bu işde ustalaşıldı. İşin tuhaf yanı bu yazarlar okuyucuyu da öylesine şartladılardı ki bunların dışındaki kıpırdanışlara hem okuyucudan hem eleştiricilerden hem de jüri üyelerinden tokatlar iniyor sadece. Kendini saklamasını, korumasını, kendine kıymamasını gerçekçilik adına önümüze süren bir bölük yazarın yazınımıza zararlı olduklarına inanıyorum.

Bugünedeğin vardığınız öykü çizgisinde varmak istediğiniz aşamalar ?

L.E: Şimdiden böyle kesin bir aşama çizgisi bellemiş değilim. Sonuna değin kaçamaksız, temiz kalmağa çalışıcam. Nerede nasıl kavuşur kendi aşamasına bu çizgi, aşamasını da nasıl aşar bilemem!

Kendinizi tanımlıyabilir misiniz?

L.E: Elbette ama bunu burada yapmak komik olur.

Size öykü yazmayı yasaklasalar ne yapardınız?

L.E: Gizli gizli o koşullar altındaki öyküleri yazardım.

Bu yılki "Sait Faik Armağını"nın sonuçları üzerine diyecekleriniz?

L.E: Sait Faik yarışması sonuçları mı? Herkesin diyeceğini derim ben de, Sait Faik yaşasaydı bu seçimi yapan jüriye de, armağanı alanlara da onun o ünlü sunturlu sövmelerinden birini yapıştırıverirdi derim, Herhalde S. Faik'e saygısı olan üyeler böyle Tahir Alangu gibi tutucu ve tutturucu adamların oyununa gelmek istemeyip gelecek yıla istifa etmiş olacaklardır derim.

Düşünün ki O.Kemal ve Faik Baysal yarım yarım parçalıyorlar S. Faik'i. Böyle geliyor bana bu sonuç. Jüri - çoğu memurin kanununa göre sanatçı arayan- üyelerini sınava soksanız görürsünüz ki içlerinden bir kaçı dışında, yarışmaya katılan kitapların bütününü okuyan bile yoktur. Ahbablıklar, gelip gitmeler, arayıp sormalar, ödün (taviz) vermeler pek geçerlidir aralarında. Bu ilişkilere yanaşmıyan sanatçıları zaten gitberi etmeleri bilinen bir şeydir. Beni asıl şaşırtan O. Kemal olmuştur. Onun bu yarışmaya girdiğini bilmiyordum. Duysam da inanmazdım. O.Kemal iyi yerlerden gelmiş bir yazardır. Çıkış yerine saygımız vardır yani. Ne ki işi yarıda bırakmıştır; yazarlık yeteneğini okka işi toplumculuk ticareti yapmağa yatırmıştır. Gene de, bu toplum onu kabul etmiş, ince deyip sık dokumadan bir yerlere çıkarmıştır. O. Kemal'in bugün Sait Faik'den gelecek ne üne, ne paraya gereksinmesi olmamalıdır. Bence bu sonuçlar yazın alanımızın da ülkenin tüm öteki kurumları denli hızla çökmekte olduğuna işaret ediyor... Bütün bunları Gecede'yi seçmedikleri için söylemiyorum. Benim kitabımı bir iki kişinin anlayıp sevmesi sevindirdi beni elbette ama bari Baysal ve Kemal'den daha bir yakışanım bulsalardı Sait'e, Sait'in gelişigüzel, olduğu gibi ama yüzde yüz pure toplumculuğunun tamamen karşısındadır bu adlar.

 

Not: Metin dizilirken, orijinal metne sadık kalınmıştır.