Suskunluğun bilinci

Spivak

Madun Konuşabilir mi?

GAYATRİ CHAKRAVORTY SPİVAK

çev. Emre Koyuncu Dipnot Yayınları 2020 130 s.

Gayatri Chakravorty Spivak, bir edebiyat eleştirmeni olarak, çeviribilimin, ekolojist ve feminist çalışmaların dikkat kesildiği, postkolonyal teori olarak bilinen eleştirel ekolü etkileyen, yapısökümcü metin okuma tekniğini tarihsel ve sosyolojik metinlere uygulamak konusunda duayen bir teorisyen ve entelektüel.

ONUR BÜTÜN

“Anneannem Raseswari Debi’nin Saileswari ve Bhubaneswari adlarında iki kız kardeşi vardı. En küçükleri olan Bhubaneswari on yedi yaşında kendini öldürdü. “Madun konuşabilir mi?”de, Britanyalıların Hindistan’daki sati reformunun çok ün salmış olmasına karşın, genç ve bekâr bir kız direnişi tam da bedenine yazmak istediğinde anlaşılamadığını göstermek için anlattığım hikâye, onun hikâyesidir. Keşke o tekil yazılmış bedeni arzuyla işgal edebilseydim! Asılmış bedeninden çıkarılacağını bildiği sonucu, yani gayrimeşru hamilelik şüphesini çürütebilmek için âdet kanamalarının başlamasını beklerken ne hissettiğini anlamaya çalıştım.”[1]

Gayatri Chakravorty Spivak, bir edebiyat eleştirmeni olarak, çeviribilimin, ekolojist ve feminist çalışmaların dikkat kesildiği, postkolonyal teori olarak bilinen eleştirel ekolü etkileyen, yapısökümcü metin okuma tekniğini tarihsel ve sosyolojik metinlere uygulamak konusunda duayen bir teorisyen ve entelektüel. Spivak’ın Dipnot Yayınları tarafından yayıma hazırlanan Madun Konuşabilir mi? (2020) adlı metni, Emre Koyuncu’nun özenli çevirisi ve Arif Geniş’in titiz editörlüğüyle kütüphanelerimizdeki yerini aldı.  Çevirmene, editöre, yayınevine ve yazara teşekkür etmek âdettendir. “Âdet yerini bulsun” dışında bir şey söylemek isterim. Artık yazar biyografisinin olmadığı kitapların sayısı giderek azalıyor. Son yıllarda çevirmen biyografisini de yazarla alt alta koymak, az sayıda yayınevi için âdetten sayılıyor. Özgün metin ve çevrilmiş metin arasındaki nitelikli ilişkiyi okura ulaştırmak, çevirmenin en ağır işidir. Çevirmen emeğinin görünür kılınması açısından da biyografisine yer vermek gerekiyor. Dikkatli okur, çevirmenin yaptığı çalışmaları da görmek ister. Bu kitapta çevirmenin biyografisi yoktu, üzüldüm.

O vakit, Madun Konuşabilir mi?’ye, bir edebiyat eleştirmeninin metni olarak bakmaya çok yakın yerde olduğumuzu söyleyerek başlayabilirim. Metin, anlamayı kolaylaştırmanın yanı sıra (çeviri ve edisyon emeğinin de katkısıyla), zorlayıcı fikirleri zihnimize raptedebilen bir niteliğe sahip. Ne demek istiyorum, biraz açayım.

Spivak’ın kullandığı dilin gelişkinliğini size gösterebilmek için bazı örnekler vereceğim.

– Güçlü bir kadın-ânını okuyuşumun alegorisi

– Bırakın hayatlarınızda etik ve siyasal kendi kendilerini kesintiye uğratsın.

– Hükümran özne eleştirileri

– Özneyi resmen göreve başlatmak

– Asya’yı saydammış gibi göstermek

– Güvenilir teorik üretim ile sohbetin tedbirsiz pratiği

Teorisyenin genelleştirilmiş ideolojik öznesi

Özellikle kuramsal bir metinde; tamlamaların, metaforların, metonimlerin niteliği, yazarların kullandığı dilin anahtarları olarak işlev görebilirler ve tam da Spivak’ın anladığı anlamda metin [siz bunu Bhubaneswari’nin intihar anlatısı olarak da okuyabilirsiniz] kendiliğinden açılmaz ya da kendini ele vermez. Buradaki sorunsal; anlatı katmanlarının, dışarıdan [hükümranın, sömürgecinin ya da Batılı erkek öznenin…] müdahalesiyle açılması değildir. Spivak, Bhubaneswari anlatısını; Gramsci, Foucault, Deleuze, Guha, Marx, Freud ve daha çok da Derrida’nın bazı tezleri ve tartışmalarıyla dolayımlayarak şöyle okur ve yorumlar;

“Bhuvaneswari, ölümünün gayrimeşru bir tutkunun sonucu olarak görüleceğini biliyordu. Bu yüzden âdet kanamasının başlamasını beklemişti. Bu bekleyiş sırasına Bhuneswari, iyi bir eş olmayı hiç şüphesiz dört gözle bekleyen bu brahmacarini, belki de sati-intiharının toplumsal metnini müdahaleci bir tarzda yeniden yazdı… Bhunesvari, bedeninin tek bir erkeğin meşru tutkusu içine hapsedilişini (reddetmekle kalmayıp) bedeninin fizyolojik kaydında yerinden oynatmak için büyük bir zorluğa katlanarak kadın intiharı için onay verilmiş gerekçeyi genelleştirdi. İçinde bulunduğu koşullar, eylemin saçma, akıl sağlığının değil hezeyanının örneği olarak görülmesine yol açtı. Bu yerinden oynatma jesti-âdet kanamasını beklemesi-ilk başka âdet gören dul kadının kendini yakmasına konulan yasağın tersine çevrilmesidir; zira kirli dul kadının, [henüz] kesinleşmemiş olan (kendini kurban etme) hakkını ileri sürebilmek için, kanamasının sona erdiği dördüncü gündeki temizlenme banyosuna kadar alenen beklemesi gerekir.” (s. 111)

Spivak bize iki ayrı Hint geleneğinden (Hindu kutsal metinlerinde de geçen) söz etmektedir. İlki, kocası öldükten sonra, kocasının yakıldığı odunların üzerinde kadının kendini kurban etme hakkı-geleneği, ikincisi ise Bhuneswari’nin intiharında verdiği mesajla yarattığı teorik yarığı-boşluğu, yerinden oynatma ve değiştirme olarak sunan anlatıdır. Tarihsel anlatılarda vahşice gerçekleşen bireysel/toplumsal olayların [Cadı yakma törenleri, intiharlar, feda eylemleri ya da soykırım uygulamaları gibi] yazılı bir metinde veya sözlü edebiyatta karşımıza çıkışı, hepimizde duygusal, siyasi, kültürel ve cinsiyet belirlenimli irkilmeler yaratır. Metni boylu boyunca kat ederken ben de söz ettiğim irkilmeyle durup durup düşündüm. Sizin de bu tür kesintileri yaşayacağınızı tahmin ediyorum. Bu kesintiler, geri dönüşlü ve kontrol etmeyi gerektiren bir düşünme pratiği sağladığı için de önemli.

Şimdi bu kadın-özneye biraz daha yakından bakabiliriz.

Cinsiyet filtrelemesiyle madun bir özneye yeniden yaşam vermek -Hindu Yasası’nın tanzim edilmesi-eşzamanlı bir biçimde o özneyi geri getirmenin imkânını ortadan kaldırıyordu. Spivak’ın deyişiyle; o özne üstbelirlenime uğruyordu. Bu daha çok, Batıcıl, erkek ve romantik öznenin, kadını herkesten koruyan (!) bir uğraş olarak görünüyordu. Spivak ise tartışmayı şöyle netleştirmişti;

“Ataerkillik ile emperyalizm, özne-kuruluşu ile nesne-oluşumu arasında kadın figürü, saf bir hiçlikte değil, şiddetli bir gel-git içinde, gelenek ile modernleşme arasında sıkışmış “üçüncü dünya kadınının” yerinden oynatılmış tasviri içinde kaybolur.” (s. 107)

Kendisi küçük yürüttüğü tartışmaların hacmi büyük bu metin için dar alanda konuşmaya çalıştım, dolayısıyla metnin içinden kendimce bir çekip çıkarma işlemi yaptım. Metnin dip akıntısında, birbirini çağıran diğer metinler ve bazı bağlamlar, dikkatle takip edilmesi gereken ve kısmen de olsa Hindu anlatılarını da iyi bilmeyi gerektiren yanlar bulunuyor. Spivak bu konuda da iyi bir çalışma yapmış. Anakronik okumanın tehlikeli sularından bizi kurtarmış.

Madun Konuşabilir mi? kelimelerle yaşamanın ve yaşamı kelimelere dökmenin arasında oluşan gri alanı -dolayısıyla edebiyatı da içererek- ve belki metinlerdeki boşluklarla, anlatılardaki boşlukları bakışımlı hale getirmenin teorik bir galerisi gibi… Üstelik çeviri kitaplar arasında akıcı ve anlaşılır örnek metinlerinden biri olduğu için de düşünsel dünyamıza katkıda bulunuyor.

Spivak, kişisel bir hürmetle-akrabası olan genç bir kadının intiharını çalışma nesnesi haline getirmesi hasebiyle- başladığı çalışmasını, aynı zamanda otobiyografik bir okuma/anlama çabasıyla birleştirdiği içindir ki, tüm düşünce uzamı boyunca kendisi de metnine geri dönüş yapmak zorunda kalmış ve zorlanmış. Bu da kadın yazarların ve entelektüellerin, düşünsel pratikleri boyunca yaşadıkları özel sorunlardan biridir. Kişisel hikâyelerin kurama katkısı, feminizmin önemli varoluşsal pratiklerini oluşturur.

Metninde açık bir çağrı yapmış Spivak… Son sözü kendisine bırakarak bitireyim;

“Madun konuşamaz. Âdet yerini bulsun diye “kadın”ın da eklendiği küresel görev listelerinin hiçbir meziyeti yoktur. Temsil yitip gitmiş değildir. Entelektüel olarak kadın entelektüelin, sınırları çizilmiş bir görevi vardır. Süslü bahanelerle bu görevi sırtından atmamalıdır.” (s. 113)


[1] Madun Konuşabilir mi?, Gayatri Chakravorty Spivak, Dipnot Yayınları, Çev: Emre Koyuncu, s: 8. Baskı, 2020.