Vizeden kaçış talebi yeşil pasaportu sıradanlaştırdı. Avrupa’da sorgulanan artık pasaportun rengi değil, temsil ettiği devlet algısı.
Yeşil pasaport bugün hukuken yürürlükte olabilir. Ancak fiiliyatta Avrupa Birliği sınırlarında giderek değersizleşen bir belgeye dönüşüyor. Bu yalnızca konsolosluk uygulamalarının sertleşmesiyle açıklanamaz. Ortada daha yapısal, daha politik bir sorun var: Türkiye’nin yeşil pasaportu kontrolsüz biçimde genişletmesi ve bu genişlemenin AB’de yarattığı güven aşınması...
Mesele bir vize meselesi değil; sınıfsal, kurumsal ve diplomatik bir güven sorunu... Can Yılmaz, önceki gün x hesabından bu gerçeği vurguluyordu. Funda Arar ise sanatçılara da yeşil pasaport talep ediyor ve müzisyenlerine de bu pasaportlardan talep ediyordu.
Yeşil pasaport neden bu kadar talep görüyor?
Son yıllarda Türkiye’de neredeyse her meslek grubunun ortak talebi aynı:
“Yeşil pasaport hakkı.”
Akademisyenler, meslek odaları, yerel yöneticiler, belli süre kamu görevi yapmış isimler, sanatçılar hatta gazeteciler… Gerekçe açık ve dürüst: Avrupa vizesi almak zorlaştı, süreçler aşağılayıcı hale geldi, seyahat özgürlüğü fiilen ortadan kalktı. Yeşil pasaport bu nedenle bir kamu görevi belgesi olmaktan çıkıp, vize sisteminden kaçış mekanizmasına dönüştü.
Bu noktada devletin yaptığı tercih belirleyici oldu. Sorunu vize diplomasisiyle çözmek yerine, yeşil pasaportu genişleterek tampon alan yaratmayı seçti. Kısa vadede iç kamuoyunu rahatlatan bu tercih, orta vadede AB nezdinde ciddi bir alarm üretti.
AB açısından sorun nerede?
Avrupa Birliği için yeşil pasaport teknik bir belge değildir; “elit dolaşım” rejiminin parçasıdır. Bu pasaport, devleti temsil eden, görevi tanımlı, geri dönme motivasyonu yüksek kişiler için kabul edilir. Türkiye’de ise bu çerçeve giderek muğlaklaştı.
AB açısından ortaya çıkan tablo şudur:
– Kamuyla fiili bağı zayıflamış kişiler
– Görev tanımı belirsiz statüler
– Aile bireyleri üzerinden genişleyen bir hak alanı
Bu durum AB içinde üç temel risk algısını besliyor:
-Belgenin ayırt ediciliğinin kaybı
-İltica ve kayıt dışı kalış ihtimalinin artması.
-En önemlisi, Türkiye’nin idari denetim kapasitesine dair kuşku...
AB bu nedenle açık bir “yeşil pasaporta vize” kararı almıyor. Çünkü bu, diplomatik bir kriz anlamına gelir. Bunun yerine sessiz yaptırımı tercih ediyor: sınırda uzun sorgular, seyahat amacının aşırı belgelenmesi, fiilî caydırıcılık, hatta sınırdan geri çevirme...
Yeşil pasaport sayısındaki artış, AB iç güvenlik ve göç birimleri tarafından “olağan dışı” bir veri olarak izleniyor. Bu nedenle bugün göz yumuluyor gibi görünen şey, yarın çok daha sert bir düzenlemeye zemin hazırlıyor.
Asıl sorun ne?
Yeşil pasaport talebinin bu kadar artması, aslında tek bir gerçeği ele veriyor:
Türkiye’nin pasaport rejimi değil, dış algısı çökmüş durumda.
Kırmızı pasaportla seyahatin neredeyse imkânsız hale gelmesi, yeşil pasaportu olağanüstü bir araca dönüştürdü. Ancak bu araç ne kadar genişletilirse, AB açısından o kadar sorunlu hale geliyor. Ayrıcalık çoğaldıkça, ayrıcalık olmaktan çıkıyor.
Renk sabit, algı değişken...
Yeşil pasaport bugün hâlâ yasal.
Ama Avrupa sınırlarında artık otomatik güven üretmiyor.
AB’nin uyguladığı şey bir vize politikası değil; algı yönetimi. Türkiye ise bu algıyı düzeltmek yerine, pasaport renkleriyle idare etmeye çalışıyor. Oysa serbest dolaşım, belgeyle değil kurumla, imtiyazla değil itibarla mümkün.
Ve itibar kaybolduğunda, onu geri getirecek hiçbir pasaport rengi yok.