Paris yanıp yıkılmadan
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Paris yanıp yıkılmadan

İsyan! Evet, isyan sarmıştır Paris'in ve Fransa'nın sokaklarını!

“Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter Rıhtımı’nda dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam’a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli
incecikten bir yağmurla karışarak.”

*  *  *

Oysaki Paris, bir kez daha yanıp yıkılmaktadır. Bu kez isyanın rengi sarıdır. Kırmızıya boyanmış bir sarı. Kırmızıya boyanmış sarının içinden bir kadın bağırmaktadır:

Bakın bize ne yapıyorsunuz böyle!” Önünde Fransa Devleti’nin tam donanımlı kolluk güçleri vardır. Biraz önce, Paris’in bir sokağında birisi yere yığılmıştır; toplum polisinin ateşiyle birisi vurulup ölmüştür, yaralananlar vardır.

Polisin üzerine yürüyerek, “Utanmanız gerekir,” diye haykırır kadın. Adeta isyan etmektedir! “Yaralı insanlar var burada, silahlı bile değiliz, silahımız yok bizim! Neden böyle yapıyorsunuz?” diye çılgına dönmüştür.  

Kadın, parkasının düğmelerini çözer, diz çöker, göğsünü polislere doğru uzatır. Adeta, beni de vurun, der gibidir! Polisler şaşkın, birkaç adım geri çekilirler. “Utanın! Ölenler oldu, sizin de çocuklarınız, eşleriniz, kardeşleriniz var!” diye devam eder. Etrafını Paris’in ötekileri, dışlanmışları, yok sayılmışları sarmıştır. Kadının dipten gelen öfkesine an be an tanık olmaktadırlar.

Biz kinci değiliz” diye devam eder kadın, “Size karsı hiçbir kinimiz yok. Siz de bizim gibisiniz, kardeşiz, neden bize böyle yapıyorsunuz? Fransa için siz de bize katılın!

*  *  *

“Henüz vakit varken, gülüm, 
Paris yanıp yıkılmadan, 
henüz vakit varken, gülüm, 
yüreğim dalındayken henüz, 
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz 
söğütlerin altından, gülüm, 
ıslak salkım söğütlerin. 
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana, 
en güzel, en yalansız, 
sonra da ıslıkla bir şey çalarak 
gebermeliyim bahtiyarlıktan 
ve insanlara inanmalıyız. 
Yukarda taştan evler, 
girintisiz, çıkıntısız, 
birbirine bitişik 
ve duvarları ayışığından 
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor 
ve karşı yakada Luvur 
aydınlanmış ışıklarla 
aydınlanmış bizim için 
billur sarayımız... “

*  *  *

İsyan! Evet, isyan sarmıştır Paris’in ve Fransa’nın sokaklarını! Bu sefer rengi sarıdır isyanın. Ama öfkesi yangın misalidir, kırmızıya çalmaktadır. Öfkesi büyüktür; hiçbir demokrasiye, hiçbir özgürlüğe sığmayacak kadardır. Üstelik dalga dalga büyümekte, genişlemekte, yayılmaktadır. Paris’in sokaklarında adalet, eşitlik, özgürlük arayanların sesi yankılanmaktadır. Paris bir kez daha yanılmışlığını, bastırılmışlığını, yok sayılmışlığını bağırmaktadır...

Bu sefer, sarı isyandır adı; Sarı Yelekliler ’in isyanı! Fransa’nın görünmeyenlerinin, hesaba katılmayanlarının, sanki yaşıyormuş gibi yapanlarının isyanı. Sanki Tunus’takilerin, Mısır’dakilerin, Gezi’dekilerin…

Vergilere, artan toplu taşım ve akaryakıt fiyatlarına, düşük asgari ücrete karşı bir isyandır bu! Ve elden ele manifestoları dolaşmaktadır.

Evsizliğin son bulması, akaryakıt zamlarına son verilmesi, adaletli vergi politikalarının uygulanması, köylerde ve şehirlerde küçük esnafın korunması, dev ATM’lerin inşaatlarının durdurulması; otoparkların ücretsiz, seçilmişlerin ücretlerinin ülkenin ortalama maaşı kadar olması, daha çok kazanandan daha çok vergi alınması gibi son derece anlaşılır talepleri vardır.