Bu tür girişimlerde çoğu kez olduğu gibi, adı bile, hamaset yüklü olması gerekiyor ya:
“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu.”
Terörün sonlandırılması çabalarında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devreye katan bu komisyon, hiç tartışmasız, yerinde bir girişim. Komisyona İYİ Parti hariç, Meclis’teki bütün partiler üye veriyor.
Komisyonun adına gelince...
“Milli Dayanışma...”
“Bir topluluğun ortak amaçlar, değerler veya zorluklar etrafında bir araya gelmesini ifade ediyor milli dayanışma.”
Komisyonda “ortak amaç”’ terörün sonlandırılması, nihayetinde Kürt Sorununu çözmek amacıyla gerekli yasaların çıkartılmasına dayanıyor.
Bununla birlikte...
Bir kadın komisyonda kendi ana dilinde, Kürtçe konuştuğu anda sözü kesiliyor.
Daha ana dilinin konuşmasına izin verilmeyen bir komisyonda, hangi “milli dayanışma?..”
“Kardeşlik”
Ya “kardeşlik?”
Kardeşlik biyolojik olarak, “kan bağı üzerinden akrabalık ilişkilerini” tanımlıyor. Siyasetteki “kardeşlik” gerilimden uzak, uzlaşmayı betimleyen bir simge.
Etnik sorunların çözümünde uluslararası örneklerde “kardeşlik” kavramı kullanılıyor mu?..
Değerli gazeteci arkadaşım Ragıp Duran bu soruya açıklık getiriyor:
“İhtilaf çözümü örneklerinde Güney Afrika’da siyah-beyaz kardeşliği, IRA ya da ETA meselelerinde İngiliz-İrlanda kardeşliği, İspanyol-BASK kardeşliği gibi deyimlere pek rastlanmaz. Çünkü öyle bir kardeşlik yok. Siyasette kardeşlik olmaz, eşitlik ya da dayanışma olur” (Ragıp Duran, Sen Benim Kardeşimsin, O Kadar, Nupel.tv 10 Kasım 2025).
“Demokrasi”
Ya “demokrasi?”
Terörün sonlandırılması ve Kürt Sorunu çözümünde demokrasi dışı engelleri kaldırmayı amaçlıyor.
Ancak, engeller bunlarla sınırlı değil.
İfade ve basın özgürlüğünün kalmadığı, Anayasa’yı yerel mahkemelerin bile dikkate almadığı, yasaların muhalefete böyle, iktidar yanlılarına şöyle uygulandığı bir ortamda “hangi demokrasi?..”
Ayrıca, CHP’li belediyelere karşı uygulamalar, tutuklamalar DEM’in de tepkisini çekiyor. DEM Eş Başkanı Tuncer Bakırhan dün “siyaset yapmak suçlanıyor, iddianame değil, adeta bir labirent” diyor.
Yine Bahçeli ve MHP tabanı
Komisyon toplantılarının önemli bölümü kapalı, belli amaca ulaşmak için yerinde olabilir. Bunun ötesinde, tartışma malum:
“Komisyon Öcalan’ı dinlemek için İmralı’ya gitsin mi, gitmesin mi?..”
AKP ve CHP’nin henüz renk vermediği bu soruda dün yine Devlet Bahçeli onikiden vuruyor:
“Terörsüz Türkiye hedefinin hayat ve zemin bulması isteniyorsa, (...) sürecin asıl muhataplarından birisiyle doğrudan temas kurulmayacaksa, sonuç nasıl alınacak, ilerleme nasıl kaydedilecek?..
Şayet Meclis’te kurulan komisyon bu çerçevede karar alamazsa, herkes üç maymunu oynamanın merakında ısrar ederse, alırım yanıma üç arkadaşımı, İmralı’ya gitmekten çekinmem, bir masa etrafında yüz yüze gelmekten imtina etmem.”
Akla gelmeyecek her türlü sürprize imza atan Bahçeli dün bir kez daha sınırları aşıyor. Peki, bu tavrına MHP tabanı ne diyor?
Anında tutulan bir nabza göre:
“Devlet Bey terörün sonlandırılmasında başından beri her türlü fedakarlığı gösterdi, şimdi yine benzer bir adım atıyor. Yaptığı doğrudur, şartları değerlendirir ve İmralı’ya gider, herkes çekiniyor ama, Devlet Bey cesur davranıyor.”
Ne sağlayacak?
Komisyonun tıkandığı yer burası, İmralı’ya gidilsin mi, gidilmesin mi?..
Soru şu:
“DEM ve devlet görevlileri zaten görüşüyor, bir çerçeve oluşuyor. Komisyonun Öcalan’la yüz yüze görüşmesi sorunun çözümüne hangi katkıyı sağlayacak?..
Öcalan’ın DEM temsilcilerine ve devlet görevlilerine söyleyemediği ne var ki, bunu komisyona söyleyecek?..”
Bence bu değil. Çünkü, zaten notlar tutuluyor, her şey komisyona ve belli ölçüde kamuoyuna aktarılıyor.
Dolayısıyla, bana göre, gitmek şart değil. Ve mesele de bu değil.
O halde?..
Bahçeli’nin ve DEM’in İmralı’ya gidilmesindeki ısrarın temeli şu olabilir mi?..
Koca Meclis’in temsilcilerinin İmralı’ya gitmeleri, Öcalan’a meşruiyet kazandıracak!..
Ne demek?..
Söyleyecekleri daha rahat kabul edilebilir hale gelecek.
Ona, çoğumuzu şaşırtacak yeni alanlar açabilecek.


