Tekerrüre karşı tefekkür!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Tekerrüre karşı tefekkür!

Tarihin tekerrürü büyük ölçüde tarihin tefekkürünün noksan veya yerle yeksan olmasıyla mümkün hale geliyor. Oysa şimdi o tefekkür de canlanmakta. Bu kez “faşizm” sadece “en gerici burjuva düzeni” filan diye tanımlanmıyor, çünkü Palantir adıyla bilinen ve ABD ile İsrail’in en önemli teknoteçhizatçısı şirketin manifestosu da çok açık: Teknoağaların hayali teknofaşizm

Tekerrüre karşı tefekkür!

Netanyahu ve Trump devletleri onca kırım, kıyım, saldırganlık ve kan pahasına dünyada bir “uyanış” yarattı: Vicdan enternasyonalizminden antifaşist enternasyonalizme uzanan bir yolu açtı.

Sovyetler Birliği’nin ikinci büyük savaştaki (nüfusunun yüzde 14 kadarını oluşturan) 19 milyonu sivil, 27 milyon insan kaybını saymazsak (tabii sayılacak gibi de değil sayılmayacak gibi de) faşizmin, Nazizm’in en büyük etnik-dini zulmüne, soykırımına maruz kalmış bir halkın tamamı değil, “devlet” olmuş temsilcileri, bu yüzyılın en büyük etnik-dini soykırımını gerçekleştirdi… devam da ediyor.

Bu, “insani-vicdani duyarlılıkları” öfke ve eylem olarak dünya çapına yaydı beraberinde.

Gazze ve Netanyahu’ya, Trump’a ve yaptıklarına, zihinlerine bakanlar aynı anda Hitler’i, Mussolini’yi de görüyor, aynı anda kendi ülkelerinin despotlarını, faşistlerini, faşizanlarını da daha iyi anlıyor.

Özellikle genç kuşaklar için tam böyle. Uzak sayıldıkları, çoktan geçip gitti sanılan bir tarih, artık içinde bulundukları tarih.

O yüzden mesela, İtalya ve Portekiz 30 yıl arayla, ama aynı gün, Mussolini (ve Hitler) faşizminden, Salazar’ın faşizan diktasından kurtuluşlarını bir başka idrak ediyor.

O yüzden ABD’de, Trump’ın milislerinin “göçmen avı” sadece buna tepkiyi değil, antifaşist duyarlılığı da buluyor karşısında ve bu sık sık seçim sonuçlarına da yansıyor.

O yüzden Avrupa’nın her köşesinde, soldakiler, Yeşiller ve hatta genellikle apolitik ve hareketsiz kalmış olanlar, çoğunlukla da gençler, antifaşist duyarlılık ve hareketliliği canlandırıyor.

O yüzden, İspanya solu ve hükümeti, Franco’nun, faşizmin, savaşın, iç savaşanın tefekkürüyle Gazze’nin yanında, Trump’ın karşısında, kendi faşistlerinin önünde dikiliyor.

Ve bunların her birinde, yerel ile küresel olan birleşiyor. Her antifaşist gösterinin olmazsa olmaz pankartları ve bayrakları arasında Filistin’inkiler, Gazze’ye dair olanlar.

Sadece gösteriler değil; arşivler de açılıyor ve bu arşivlerin önemli bir parçası şu: Tamam, faşizm, Nazizm örgütlenerek, yayılarak, seçim de kazanarak kapıyı açtı ama her ikisinin öncesinde ve iki dünya savaşının arifesinde, antifaşistlerin, solun, sosyalistlerin, sosyal demokratların, işçi sınıfının, “aydınlar”ın yanlışları, aymazlıkları nelerdi?

Çünkü toplumsal-ulusal-küresel bir felaket sadece onun özneleriyle değil, karşıda sayılan öznelerin duruşları, davranışlarıyla da açıklanır, anlamlandırılır.

Faşizm, ikinci dünya savaşı öncesindeki ilk büyük provasını, ilk büyük savaşta “tarafsız” kalan İspanya’da, Franco ile yapmıştı ve Alman bombardımanlarının da eşlik ettiği o iç savaş aynı zamanda “sol içi iç savaş”a da, SSCB’nin satışına da tanık olmuştu. Yalta da Hitler-Stalin anlaşması da öyleydi; sonraki Sovyet kayıpları ve SSCB ile Kızılordu’nun faşizmin Avrupa’daki yenilgisindeki çok büyük rolünden önce.

Sonrasının Doğu Avrupa’da, Macaristan ve Çekoslovakya müdahalelerinde olduğu gibi, başka büyük hayal kırıkları yaratmış olması da ayrı bahis!

Tarihin tekerrürü büyük ölçüde tarihin tefekkürünün noksan veya yerle yeksan olmasıyla mümkün hale geliyor. Oysa şimdi o tefekkür de canlanmakta. Bu kez “faşizm” sadece “en gerici burjuva düzeni” filan diye tanımlanmıyor, çünkü Palantir adıyla bilinen ve ABD ile İsrail’in en önemli teknoteçhizatçısı şirketin manifestosu da çok açık: Teknoağaların hayali teknofaşizm. Ama sadece teknolojiyle olmuyor tabii; klasik zulme, klasik faşistlere, klasik despotlara, klasik savaşlara da ihtiyaçları büyük!

“Gün doğdu, hep uyandık” güzel elbette… Ama geniş anlamda sınıf mücadelesi için de çok daha geniş anlamda antifaşist ve savaş karşıtı mücadele için de, yani madencinin hakkı için de, Gazzeli çocuğun hayatı için de, tek tek uyanmak yetmiyor maalesef.

Bu ikisinin iki ayrı hikaye değil; baskı, zulüm, istismar ve insanı değersizleştirmenin çok çok farklı görünen ama esasen özünde birbirine benzeyen tezahürleri olduğunu görebilmek, yerel-ulusal-küresel dayanışma ve siyaset-eylem ağlarını güçlendirmek o tefekkürü de “uyanmayı” da kıymetli kılacak olan.

İlgili İçerikler