İran Mektupları!..
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İran Mektupları!..

Montesqieu “İran mektupları” ya da masallarıyla esasen “rejim eleştirisi” yapıyordu. Şu bir asırdan az zamanın “İran mektupları” da bize despotluğun gücü kadar halkın gücünü, emperyalizmin arsızlığı ve saldırganlığı kadar bir halkın bağımsızlığa, ülkesine sahip çıkarak direniş ve direncini yazdı, yazıyor

İran Mektupları!..
Montesqieu

Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu, 18’inci yüzyılın ilk yarısında o güne dair çok şeyi bugüne dair de anlatırken, “İran dersleri” de vermişti. (Lise ders kitaplarımızdandı!)

İran’dan ziyade, İranlı gözünden Batı’yı anlatıyordu. “İran Mektupları” bir bakıma “İran masalları” olmuş, Paris’e gelmiş bir İranlının İran’daki yakınlarıyla mektuplaşmaları Fransa ve Avrupa’daki sistemin eleştirisine dönüşmüştü.

Tarihin bilincine “Montesqieu” adıyla kalan hukukçu düşünürün “Kanunların Ruhu Üzerine”si, “İran Mektupları”ndan çok sonra ortaya çıkar zaten.

Bugün de “İran” çok şey anlatıyor. Oraya dair, buraya dair, Batı’ya dair! Perslerden bugüne kadar, ancak o kadar geriye gitmeyelim.

20’nci yüzyıl İran’ın “seküler görünümlü” bir despotluktan, Batı hegemonyasından Musaddık yönetiminde “kısmen demokratik ama milli” biçimde sıyrılma çabasını da, “emperyalizm”in petrol tahakkümünü kaybetme telaşıyla darbe yaptırıp tekrar o despotluğu tesis, imar ve tahkim etmesini de anlatır.

Geçen yüzyılın “birinci mektubu” bu olur! “İkinci önemli mektup” öyle ya da böyle tarihe “İran Devrimi” diye yazılan halk ayaklanmasıyla gelir: Mollalar, Çarşı ve komünistler de! Bu “mektup”un bizdeki ilk tercümesi “halk korkusu” olur.

Şöyle: “İran Devrimi”yle önemli bir müttefikini, Şah’ı ve çıkarlarını kaybeden Batı, ABD’nin başarısız çabaları CIA’nın “rehine krizi-helikopter skandalı”yla 1980 ortasına hayal kırıklığıyla gelir. Sovyetler hala mevcuttur. Türkiye’de ise, “sağ-sol çatışması” denen ama nereye varacağı bilinmeyen bir “kaos, güvensizlik” kimine göre “faşizan” kimine göre “devrimci bir durum” kısmen de olsa bir bilmece gibi ortadadır.

“Kıbrıs harekatı”yla Yunanistan’ı bir bakıma faşizmden kurtaran Türkiye, bir yıl önce Şili’de “demokratik” Allende yönetimine yapılan gibi, bir CIA darbesiyle, “Evren-cuntası-burjuvazi-IMF” desteğiyle zincirlenir. Faşist diktatörlükten çıkan Portekiz, İspanya, Yunanistan aceleyle “Avrupa’nın bağrı”na alınırken, darbe Türkiyesi, ABD-IMF zinciriyle bağlanır: “Ekonomik istikrar, piyasa ekonomisi, solun ezilmesi” minvalinde.

“İran Devrimi mektubu” burada “12 Eylül darbesi” olarak tercümesini bulur.

“Üçüncü önemli mektup” öyle ya da böyle bir “devrim”le tesis edilen yeni “İran düzeni”nin hızla “müttefiki sol”u da tasfiye edip, “milli, tecrit edilmiş” bir Molla rejimi olarak yeni bir “despotluk” halinde tezahürü olur. Sonradan devireceği “diktatör” Saddam’ı silahlarla, kimyasallarla donatıp İran’a saldırtma çabası da ABD ve müttefiklerinin elinde patlar.

“Dördüncü önemli mektup” katılaşan ama bir yandan da ambargolarla, sadece kendisi değil, tahakküm ettiği halkı da sıkıştırılan rejimin direncidir. İsrail ve Körfez ülkeleri İran’a karşı güçlendirilir, ABD himayesinde.

Derken çok yakınlarda “beşinci önemli mektup” ortaya çıkar: Kadınlar, gençler, halkın bir kesimi bu rejimin tahakkümüne tahammül sınırlarını aşar. Ayaklanmalar rejimi sarssa da kanlı biçimde bastırılır. “Despotluktan bir başka despotluğa geçmiş” İran’ın, ABD-İsrail saldırısından hemen önceki mektubu!

Bu “mektup” ABD ve İsrail’e rejimin kırılganlığı, bombalar-füzeler eşliğinde ve önemli “hedef liderler”in öldürülmesiyle “halk ayaklanması”nın başarıya ulaşacağı hayalini kurdurur. Öyle ya, mesela “Rus İhtilali” yani esas adıyla “Sovyet Devrimi” bile bir bakıma “savaş sayesinde” ve “savaş yüzünden de ayaklanan halk ve askerler”le mümkün olmamış mıdır?

“Altıncı mektup” o hayalin hayal kırıklığı sayfasını yazar. “Az önce ayaklanan” İran halkı, bombalar, füzeler, ABD-İsrail saldırganlığı ve öldürülen onca çocuğuyla, evladıyla, rejime değilse bile, ülkesine sahip çıkar. Bu “mektup” Batı’ya olduğu kadar. “despotik” İran rejimine de ulaşmış mıdır, onu henüz bilemeyiz.

Ama Batı’da ulaştığı bir yer mevcut elbette: Irak’a saldırıya “balıklama” atlamış, parlamento kararı bile çıkarmamış Avrupa, “NATO müttefikleri” bu ABD-İsrail saldırganlığına ortak olmaktan kaçınır. “Solcu” hükümetin İspanya’sından “sağcı” hükümetin İtalya’sına.

İspanya hükümeti ve başbakanının “kişilikli, tutarlı” tavrı dışındakileri ürküten bir başka şey daha vardır elbette: Kendi halklarının önemli kısmının muhalefeti. Gazze “soykırımı”yla başlayan, şiddetlenen “enternasyonal vicdan” ya da sık kullandığım haliyle “Vicdan Enternasyonali!”

Montesqieu “İran mektupları” ya da masallarıyla esasen “rejim eleştirisi” yapıyordu. “Kuvvetler ayrılığı”na, cumhuriyet, monarşi, despotluk tanımlarına varacak şekilde.

Şu bir asırdan az zamanın “İran mektupları” da bize despotluğun gücü kadar halkın gücünü, emperyalizmin arsızlığı ve saldırganlığı kadar bir halkın bağımsızlığa, ülkesine sahip çıkarak direniş ve direncini yazdı, yazıyor. Türkçe’ye nasıl tercüme ederseniz, edin!

Bunun en simgesel örneklerinden biri, İranlı büyük yönetmen Cafer Panahi’nin, “rejim düşmanı” olarak hapsedildiği, zulüm gördüğü, film yapmasının yasaklandığı, yine hapsedilebileceği İran’a, ABD-İsrail saldırısı üzerine dönüşü belki de.

Cafer Panahi

Son büyük filmi, gizlice çektiği “Görünmez Kaza” siyasi mahkumları, rejimin despotluğunda işkence görenleri ve onların “intikam alıp almama” ikilemini anlatsa da…

Panahi, ülkesine “Türkiye üzerinden” döndü. Bu “simgesel ruh”tan belki bir şeyler de buraya bırakarak!    

İlgili İçerikler