Hilal 15 yaşındaymış. 15 yaşında, bir üniversitede. Benim üniversitemde. Üniversite bahçesindeki düğünde mi görevliymiş?
15 yaşında bir Hilal, 15 yaşında bir dolu “hayal”dir aslında.
“Hayal”i o sırada ne olabilirdi? Garsonluk yaptığı söylenen düğün gibi bir düğün mü? Garsonluk yaptığı söylenen düğünün mekanı olan üniversitede “keşke” öğrenci olabilmek mi?
Hilal’in hayalinin ne olduğunu bilmiyoruz. Aslında Hilal’i de bilmiyorduk. Hilaller’i nasıl biliyoruz? Öldürülünce!
Öldürülünce biliyoruz ve geçip gidiyoruz.
Hilal, 15 yaşında, üniversite bahçesindeki düğünde, “erkek arkadaşı” olduğu söylenen Ayberk tarafından silahla vurularak öldürüldü. Düğünde. Üniversite bahçesinde. 15 yaşındaki Hilaller ile “hayaller” böyle kolay yok edilebiliyor. Üstelik bir düğünde, üstelik bir üniversitedeki düğünde!
Boğaziçi Üniversitesi yönetimi “menfur olay” konusunda bir açıklama yaptı ve “sivil bir vatandaşın hayatını kaybettiği”ni bildirdi. Üniversite yönetimi Hilal’e “sivil vatandaş” dedi yani.
Ne adını andı üniversite yönetimi, ne yaşını saydı. Ne de orada 15 yaşında bir “çocuk”un nasıl çalıştırıldığını, sabıkalı ve silahlı birisinin üniversite kampüsüne nasıl girebildiğini açıkladı.
Oysa biliyoruz ki, aynı “kayyum yönetimi” üniversitede öğrenci veya öğretim üyesi “sivil vatandaşlar”ı vatandaşlık haklarından mahrum bırakan bir emir-komuta yapısı. “Sivil vatandaşlar”ın bazılarını kazıyan, akademik hayatlarını bitirmeye uğraşan; öğrenci olan “sivil vatandaşlar”ın üzerine “resmi vatandaş” polisleri gönderip gönderip onların “sivil ve vatandaşlık hakları”nı coplattıran, yerlerde süründüren bir zihniyet.
Düğünden cenaze çıkması da aynı zihniyetin mi neticesi? Öğrencine, öğretim üyene “cennet gibi bir üniversite”yi cehennem yap… Sonra aynı cehennemde ticaret yap, düğün dernek yap, “silahını kapan” da dalabilsin içeri.
Bu zihniyet kendinden daha büyük, çok güçlü zihniyetin, “siyasi erk”in, “devlet erki”nin hem eseri hem esiri. O yüzden, öğrencisini hırpalatır ama 15 yaşında bir çocuğun ne orada çalıştırılmasını engeller ne de mezunlarını, öğrencilerini bile kapısından zor geçiren kampüse silahlı birinin girmesine mani olabilir.
Bir zamanlar, ben de öğrencisiyken, Boğaziçi Üniversitesi “Türkiye’nin ötesinde bir eğitim kurumu” sayılırdı. Devlet üniversitesiydi ama kampüsüyle, eğitim düzeyiyle, yüksek puanıyla, özgür ortamıyla, şimdi nasıl deniyor, Türkiye ortalamasının ve eğitim ufuklarının “birkaç tık” üzerindeydi. O “tıklar” da tıkır tıkır yiyip bitirildi.
Hilal ve hayalleri, yaşadığı ve artık yaşayamadığı ülkenin hoyratlığına, bir kızın, genç kadının, birçok kadının maruz kalabildiği şiddet ve cinayete “Yeni Türkiye düzeni”nin üniversiteyi üniversite olmaktan çıkardığı, İstanbul Sözleşmesi’ni bile silip atarak kadınları tam korumasız bıraktığı bir 2025 yılında, bir üniversite içinde öldürülerek “tanıklık” etti.
Neydi Hilal’in içine doğup içinde öldürüldüğü düzenin özeti: Baskı, şiddet, “güvenlik devleti” ve yağma.
Zihni de ufku da kampüsü de yağmalanmış “seçkin” üniversite böyle bir gezegenin uydusu işte. Gezegenin hakimlerinin emrettiğini buyruk kabul eden ve onun kampüs kopyası haline getirilmiş bir üniversite. Bir üniversite daha!
Öğrencisinin, öğretim kadrosunun zihnine, özgürlüğüne, haklarına, kulüplerine ceberut kesilen ama ne 15 yaşında bir çocuğun çalıştırılmasını ne de silahlı ve çok sabıkalı birinin kampüs içine girmesine mani olan, olabilen bir acizlik!
Üniversiteyi, daha doğrusu emredilen biçimde esir düşürülen, itaat-biat düzeninin bir karakolu yapılan sözde “özerk” akademik kurumu; öğrencisinin ve öğretim üyesinin özgürlüğüne karşı “koruyan” ama 15 yaşında orada çalıştırılan bir kızı, sabıkalının silahından koruyamayan bir “güvenlik kalesi!”
“Hilal’in hayalleri”nin birkaç mermiyle bitirildiği yerde, hayallerinin peşinde nice genç ve akademisyen de birkaç emirle hayattan bezdiriliyordu zaten. Şiddetin öldüren yüzü Hilal’i 15 yaşında yok etti; şiddetin zihinleri ve hayatları rehin almak isteyen yüzü de onların ve ülkenin istikbalini yok edip duruyor.
Doğru; esas cinayet mahalli, kadınların, genç kızların; kocalar, eski kocalar, nişanlılar, “sevgililer” veya ayrılmak istenen her kimse tarafından, genellikle çok yakınları veya yakınlarındakilerce öldürüldüğü esas yer üniversiteler değil; sokaklar, caddeler ve haneler. Birçoğu da aileler.
Lakin “Hilal cinayeti” erkek ve erk şiddetinin birbirini nasıl besleyebildiğini anlatırcasına, “akademik şiddet” dünyasının orta yerinde, 15 yaşında bir kızın kanını dökerek aklımızı, vicdanımızı bir kez daha yokladı.
Aklımız ve vicdanımız bu yaygın şiddeti kabullenerek Hilal’in, Hilaller’in üzerine de biraz toprak atıp unutuyorsa; elbette “suçlu” biz değiliz ama hiç “suçsuz” da değiliz!
Not: 50 küsur yıl önce, aynı kampüste işlendiği söylenen ve “siyasi cinayet” dense de yine de karanlık kalan “bavul cinayeti”ne dair eski bir yazı aşağıdaki linkte. Meraklısı, başka kaynak ve tanıklıklara da başvurabilir tabii.
40 yıl önce işlenen 'Sandık Cinayeti'nin sırrı hâlâ çözülemedi


