“Uzun ve sağlıklı yaşam” çağındayız ya… Berfo Ana da uzun, çok uzun, çok çok uzun yaşamıştı! Tam tarihleriyle 1907-2013.
Onu yaşatan tek şey vardı: 12 Eylül darbesinin alıp yok ettiği oğlu Cemil’in akıbetini, hakikatini, adaletini bulabilmek; açtığı boş mezara bir kemiğini olsun koyabilmek, başında duasını yapabilmek, bir maşrapa su dökebilmek.
“Her Cumartesi’nin Annesi” Berfo Ana 33 yıl daha bunun için yaşadı; o arada “Cemil’in boş mezarı”nın yanına babası, ağabeyi gömüldü. Yine yaşadı Berfo Ana. O öldükten sonra, nöbeti çoktan devralmış Fatma, Cemil’in küçük kardeşi de geçen yıl onlara katıldı.
Berfo Ana
Yeter Gültekin de Berfo Ana gibi tam 33 yıl hakikatin, adaletin peşine düşmüştü. Sevgili eşi, ozan Hasret Gültekin Sivas Madımak’ta yakılarak katledilen 33’lerdendi. Yeter, Berfo Ana’nınki kadar, 33 yıl mücadele etti, sordu, anlattı, bazen sessizliğe kaçtı; onun kadar yaşayamamış olsa da. Geçenlerde onu da kaybetti, bu “adaletsiz, hakikatsiz ülke!”
Yeter Gültekin
Berfo Ana’dan bu yana, hakikatin, akıbetin, adaletin, bazen eşlerinden evlatlarından, babalarından annelerinden bir kemiğin peşine düşen, birçoğu ona kavuşamadan hayatını kaybeden ne çok insanımız oldu. Onlara kendi hakikatlerinin peşine düşemeyecek olan, öldürülen yüzlerce kadın, oğlu Ahmet Minguzzi’nin adaletini arayan anne ve onun gibi “hasretler”, hayatı alınmış, çalınmış onca çocuk, kadın, erkek eklendi.
Emine Ocak da iki yıl önce 89 yaşında öldüğünde 29 yıldır oğlu Hasan’ın akıbetini arıyor, soruyor, bu hoyrat dünyaya direniyordu. 1995’te büyük ihtimalle kör bir gözaltında kayıplara karışan Hasan’ın cesedi kimsesizler mezarlığında bulunmuştu.
Emine Ocak
Kadriye Ceylan da “Cumartesi Annesi” oldu… belki daha önce hiç aklına gelmemişken, Yıllarca yıllarca İğneada’da kayıplar haritamıza karışan oğlu Tolga’yı arayarak bu “uzun ve sağlıklı hayat” çağını yaşadı!
İki oğlu Seyhan ve Hazni, biri 13, diğeri çok daha küçük, Dargeçit’te toplu bir gözaltında götürüldüğünde, “işkencelerin şahidi” Hazni bırakıldıktan sonra, Asiye Hanım soluğu Jandarma’da almıştı. Seyhan’ın sordu, sordu; kendi de işkence gördü. Seyhan’sızlığa, hakikatsizliğe, adaletsizliğe beş yıl dayanabildi “Cumartesi Annesi” Asiye Doğan’ın tükenmiş bedeni. Öldüğünde İstanbul’a gömüldü. Onun “Cumartesi”sini eşi Ramazan Doğan devraldı.
O zaman Başbakan ama “hep başkan” olan Erdoğan, “Bu Cumartesi Anneleri ne istiyor” dediğinde, Ramazan Doğan “Oğlumdan bir kemiği arıyorum” diye haykırdı. Seyhan’dan bir kemik olsun araya araya Ramazan Doğan da 2010’da İstanbul’da öldü, Dargecit’ten, Seyhan’ın akıbetinden uzağa gömüldü.
Sonra Seyhan çıkageldi! Bir toplu mezar aramasında, o da İnsan Hakları Derneği ve hakikatin peşindekilerin ısrarıyla. Bir çukurda 13 yaşının kemikleri bulundu. Yıllarca sonra ve bir kemik bulabilmek için yılları, yolları aşındırırken kendileri de tükenmiş anne ve babasının ölümünden epey sonra. Devlet gizlice gömmeye kalktı kemikleri. “Devlette devamlılığın utancı”nı da sanki! İtiraz edildi; Asiye ve Ramazan Doğan’ın naaşları da, yani onlardan ne kalmışsa, İstanbul’dan alındı, Seyhan’la birlikte toprağa verildi.
Evladının kemiğine olsun böyle kavuşabiliyordun işte! Adalet peşindeki yıllardan geriye kalmış kendi kemiklerinle. “Hasret” böyle bitebiliyordu ancak; bir mezarda buluşarak ve o da olabiliyorsa işte!
“Devlette devamlılık” bir yandan da şöyleydi. Berfo Ana’yla bile görüşen Başbakan, Cumhurbaşkanı oldu. Seyhan’ın ve başkalarının da yok olduğu Jandarma karakolunun iki rütbelisi bu ülkede, biri Sivas’ta biri Bodrum’da ilçe-belde belediye başkanları oldu. Bodrum’daki başkan, Süleyman Soylu’nun “AKP’ye sert muhalif ve demokrat partisi”ndendi. Onla birlikte AKP’ye geçti sonradan. Soylu İçişleri Bakanı oldu, “devlette devamlılık” Cumartesi Anneleri’ni Galatasaray Lisesi önünden, meydandan sürdü, çocuk ve genç kayıplarının yerine kadın-erkek genç polisleri, bir de barikatı yerleştirdi.
Berfo Ana’nın 33 yılına Yeter Gültekin’in 33 yılı eklendi. “Hasret”leri ve mücadeleleriyle 33 yıl. Yeter, Hasret’ine bir kabristanda kavuşabildi ancak. Oğlunu büyütmüştü o mücadele arasında. Berfo Ana’nın yanındaki boş mezar ise hala Cemil’den bir kemiği bekliyor!
Cumhuriyet, demokrasi ve ille de hukuk devletinde, devletin bu ayıp tarihinde ve sonsuz bir kayıp mezarlığında, “uzun yaşam”ın bir yüzü de buydu: Kayıplarının hakikatine, adaletine kavuşabilmek için, bazen yaşlı bazen hasta bedenini dik tutarak, inadına yaşamaya çalışmak, sayın yaşam koçum!
Not: Yıllar önce, eski Siya Siyabend’den den bilebileceğiniz “Hemo ve Dede” bir yazımın cümledenden ziyade dize dize akan kısmından Berfo Ana şarkısı yapmıştı. Geçenlerde o şarkıyı ilk kez canlı dinledim. Yüreklerine sağlık. İnadına yaşamaya inadına saygı olsun o da.


