Arda, Kadir ve Kemal…
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Arda, Kadir ve Kemal…

Kendimizi kimseye zorla sevdirmek durumunda değiliz elbette. Kimse de ille sevmek zorunda değil. Lakin yaşarsın, yaparsın, hayatta tavırlar alırsın, kimseyi aşağılamaz, boyun eğdirmeye çalışmaz, her şeyi kendine yontmaya uğraşmazsın. Çitler, duvarlar bir şekilde aşılır. Ya da kinle, nefretle, kör inatla kuklalaşır yahut bütün bunların maşası olursun, bir cenazede bile sen ölmeden cenazeni kaldırırlar vicdanlarda

Arda, Kadir ve Kemal…

Geçen hafta halkın önemli “bir kısmı” iki kişiye özel bir sevgi ifade etti.

Biri henüz çok genç, futbolcu, “küçük yaşında” dünyanın en önde gelen kulüplerinden birine gitti ve özellikle geçen sezon “büyüdü.”

Biri de yine çok genç yaşında adım attığı sinema dünyasında büyümüş büyümüştü.

Biri hayatta, birini kaybettik. İkisi de “oyunculukları”nda usta ve ustaydı denebilir. Elbette başka “ustalar” da oldu, var… Ama ikisini kendi alanlarında bile özel kılan sadece “oyunculukları” değil, “oyun”u yorumlayış şekilleriydi.

Arda Güler, bu ülkenin “ortak değeri” olmayı sadece büyük bir kulüpte de iyi oyuncu olması ya da milli formadaki başarısı (başarısızlıklara ortaklığı) ile değil, gülümseyen yüzü kadar, insani-vicdani tavırlarıyla da hak etti. Federasyon Başkanı’nın, onca hata ve geçmiş ya da güncel tavırlarına bakmadan, eleştirileri Adalet Bakanı’na taahhütlü göndermesine karşılık, Arda “elenmek” konusunda sorumluluk, özeleştiri ve olgunluk içinde konuşmuştu.

Kadir İnanır, elbette birkaç kuşağı kuşatan filmleriyle sevilmişti. Ama onu da ayıran, toplumsal-siyasi hayata dair bakış açısı, tavırlarıydı. “Barış vasiyeti” dahil, (elbette bunlardan hoşlanmayan da vardır ama) toplumun farklı düşünen kesimlerine aynı anda uzanabilmesiydi.

Onunla en son 27 sene önce görüşebilmişiz. Ortaköy’de bir masanın etrafında, çok geç saatlerde, o buluşmadan 20 yıl kadar sonra kaybedeceğimiz, dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Fikret Ünlü’yle birlikte. 1999 Büyük Depremine çeyrek kala! O gece, sabaha doğru binlerce insanımızı kaybettik. 20 ve 27 yıl sonra da o masadaki iki kişiyi!

Kemal Kılıçdaroğlu hiçbir şey duymak, anlamak, kabul etmek istemiyor ama, biri neredeyse torunu yaşında, diğeri neredeyse yaşıtıyken hayatını kaybeden bu iki insanın neden sevildiğine, kendisinden o yaşıtının cenazesinde bile nasıl nefret edildiğine bir bakıversin. Üç sene önce sadece ana muhalefetin değil, muhalefetin, muhaliflerin “bir şeylerin değişmesi için” umuduyken, başka partililer bile “Bir oy Kemal’e” diye dolaşırken, şimdi ne hale geldiğine, getirildiğine, 77’inde bu halleri nasıl kabullenebildiğine, ne hale düştüğüne bir baksın! Bu yaşında milyonlarca gencin umutlarının içine nasıl ettiğine de!

Misal, Kadir İnanır’ı soldan sağa birçok insan, kimi tavırlarıyla da, ama herhalde hemen hepsi filmleriyle sever. Kimi AKP seçmeni de elbette. KK’yı (artık, hala) sevebilen bir “aklı başında, vicdanı yerinde” AKP seçmeni var mıdır acaba! İnanmıyorsa VAR’a gitsin! Büyük sorun zaten CHP’nin, KK’sız haliyle, AKP’ye oy vermiş seçmen tabanına da uzanmaya başlamasıydı. Ezilen, hırpalanan, sofrası küçülen, hayatı aşağılanan binlerce insanın da AKP dışında bir hayat umuduna yaklaşmasıydı.

İnsanlar siyasi, ideolojik ya da takım taraftarlığı vb. konularda çok farklı yerlerde olur tabii… ama bazı insanlar bu sınırları, çitleri aşar, duvarları deler, “öteki taraf”a da ulaşır. Arda mesela genç yaşında böyle: Bırakın Galatasaraylısını, Beşiktaşlısını, Barcelonalının bile sevebileceği bir “Güler” yüz!

Kadir İnanır da öyleydi; bunu hiç düşünmemişsek bile işte öyleymiş!

KK ise, alet olduğu ve yaptığı kötülüklerle, yarattığı hayal kırıklıkları ve topladığı nefretle anılacak ve sonra da unutulup gidecek. Verdiği, vermekte ısrar ettiği zarar, bu “kibir, kin ve nefret hatta şiddet” düzenin kuklası olarak ne kadar yaşar ve nasıl hatırlanırsa artık!

Kendimizi kimseye zorla sevdirmek durumunda değiliz elbette. Kimse de ille sevmek zorunda değil. Lakin yaşarsın, yaparsın, hayatta tavırlar alırsın, kimseyi aşağılamaz, boyun eğdirmeye çalışmaz, her şeyi kendine yontmaya uğraşmazsın. Çitler, duvarlar bir şekilde aşılır.

Ya da kinle, nefretle, kör inatla kuklalaşır yahut bütün bunların maşası olursun, bir cenazede bile sen ölmeden cenazeni kaldırırlar vicdanlarda.

İlgili İçerikler