Seçmece soruşturmalar, davarebe ve dalavereler…
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Seçmece soruşturmalar, davarebe ve dalavereler…

İngilizcede “savaş hâli” anlamına gelen “warfare” ile hukuk anlamına gelen “law” sözcüklerinin birleşiminden oluşan “lawfare” diye bir kavram türetildi. Dava ve muharebe kavramlarını birleştirip, işin arka planındaki “dalavere” tınısından da yararlanıp “davarebe” gibi bir sözcük türetesim var. Asıl amaç hukuk düzenini adalet için değil, rakiplerini yıpratmak için kullanmak...

Seçmece soruşturmalar, davarebe ve dalavereler…
Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD), özellikle siyahilere karşı yürütülen adli süreçlerde ırk ayrımcılığını ortaya koymak amacıyla kullanılan önemli bir kavram var. İngilizce “selective prosecution” deniyor ve Türkçeye “seçmece soruşturma” şeklinde çevrilebilir.

Bu kavram, ceza adalet sisteminde savcıların aynı suçu işleyen kişiler arasından bazılarını soruşturmaya/kovuşturmaya tabi tutarken diğerlerini görmezden gelmesi anlamına geliyor. Burada sorun,  seçici davranılmasında değil. Irk, din, cinsiyet ya da siyasi görüş gibi yasaklı nedenlere dayanmasında…

Örneğin, aynı suç işlendiğinde beyazlara dava açılmayıp siyahlara dava açılıyorsa, bu seçmece kovuşturmadır.

Gerçi savcıların her vakada farklı tercihler yapması tek başına sorun yaratmaz. Zira her iddia, derhal soruşturma açılmasını gerektirmez. Bu bakımdan bir ölçüde seçicilik, savcılık işlevinin doğasında var. Ne var ki ayrımcılık amacıyla yapılan seçicilik, açıkça eşitlik ilkesinin ihlaline neden olur.

Burada kritik nokta şu: Bir kişi kendisine yöneltilen soruşturmanın “seçmece” olduğunu iddia ettiğinde, yalnızca “başkalarına dava açılmadı” demesi yetmiyor. Bu iddianın bir miktar kanıtla desteklenmesi gerekiyor.

ABD Yüksek Mahkemesi’nin United States v. Armstrong (1996) kararına göre, sanık, hem ayrımcı etkiyi (benim durumumdakilere dava açılmadı) hem de ayrımcı amacı (bu fark özellikle ırkım, dinim, siyasi görüşüm nedeniyle yapıldı) gösterecek en azından başlangıç düzeyinde delilleri sunarsa, bu durum savcılığın elindeki belgelerin incelenmesine kapı aralar ve mahkeme, seçici kovuşturma iddiasını eşit koruma ilkesi çerçevesinde değerlendirmeye alır.

Bu kavram, Türkiye’deki son yıllarda çok daha görünür olan bir gerçeği çok güzel yansıtıyor.

Örneğin bir kişi televizyonlara çıkıp “noel baba dedikleri pedofili sapığın tekidir” dediğinde bu sözlere soruşturma açılmıyor. Bu figürün Hristiyanların kutsal saydığı, yoksullara hediye getirmesi, özellikle çocuklara sürpriz bırakmasıyla bilinen Aziz Nikolaos ile ilişkili yönü, Hristiyanların bu söylemden rahatsız olması pek önemsenmez.

Fakat benzer bir söylem İslam peygamberi için dile getirildiğinde halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu kapsamındaki soruşturmalar derhal açılıyor. Aslında savcılar bu yolla “dinsel” bir seçmece yapmış oluyor.

Örnekler çoğaltılabilir ama daha yakıcı olanı, hâlihazırda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) belediyeleri aleyhine başlatılan soruşturmalar.

İktidar ittifakında yer alan partilerin belediyeleri için kesinlikle soruşturma konusu yapılmayan savcılar, muhalif partilerin, özellikle de CHP’nin belediyelerine gelince cengaver kesiliveriyor.

Oysa ya ikisine de açılmalı ya da ikisine de açılmamalı. Böyle bir seçmeceye gidilince Anayasa’daki eşitlik ilkesinin anlamı kalmıyor.

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” diyen 10’uncu madde açığa düşüyor. Çünkü “siyasi düşünce” nedeniyle ayrım gözetilmiş oluyor.

“Lawfare” kavramı: “Davarebe”

İngilizce literatürde bu söylediğimi tamamlayan bir başka kavram daha var. İngilizcede “savaş hâli” anlamına gelen “warfare” ile hukuk anlamına gelen “law” sözcüklerinin birleşiminden oluşan “lawfare” diye bir kavram türetildi.

Türkçeye nasıl çeviririz emin olamıyorum. “Düşman hukuku” diyenler var ama o başka…

Dava ve muharebe kavramlarını birleştirip, işin arka planındaki “dalavere” tınısından da yararlanıp “davarebe” gibi bir sözcük türetesim var. Tutar mı bilmem...

“Davarebe meydanı”nda asıl amaç, hukuk düzenini adalet için değil, rakiplerini yıpratmak için kullanmak. Bu, davaların gerçekten suçları ortaya çıkarmak ya da kamu yararını korumak için değil, bir tarafı siyaseten çökertmek veya caydırmak için açılması demek. Böyle bir durumda yargı organları artık tarafsız hakem işlevi görmüyor, siyasetin silahşoru hâline geliyor.

Dolayısıyla “seçmece soruşturma” ile “davarebe” arasında yakın bir bağ var. İlki, ayrımcı biçimde kimin hedef seçileceğini belirliyor. İkincisi ise, hukukun tüm imkânlarını seferber ederek karşı tarafı yıldırmayı, siyasal alanı yeniden şekillendirmeyi hedefliyor. Her iki durumda da hukuk, kendi amaçlarının dışına çıkıyor; eşitliği ve adaleti korumak yerine, güç sahiplerinin elinde bir manivela hâline geliyor.

Bu ülkeye çok yazık ediyorlar.

İlgili İçerikler