Yıllar önce kaleme aldığım bir yazının başlığıydı, drozofila. Bu sabah aklıma düştü, o yazıyı arasam da bulamam şimdi, dosya-klasör karmaşasında ulaşamam bile.
Çok küçük, ama pek çok küçük olan bir canlının yaşam serüvenini, amaçlarını, aşklarını anlatıyordum o yazıda. Kendime çok benzettiğim için olmalı.
Sabah yüzümü yıkamak için eğildiğim bembeyaz lavabo çukurunun boşluğunda uçuşan sanki siyah bir virgüldü kendileri. Musluktan şırıltıyla dökülen suya kapılıp telef olmasından, ben korkuyordum o korkmuyor, aldırmıyordu. Öylece tanıştım, ama adını çok sonra öğrendim. Bu minyon varlık, kısacık ömründe nasıl enerji topluyor, nasıl depoluyor, nasıl kullanıyordu? Yaşam amacı neydi, neyin peşindeydi?
Dün akşam geç yattım, bu sabah erken uyandım nedense. Henüz karanlıktı, saati göremedim. Kimseyi tedirgin etmeden usulca kalktım. Baş ucumdaki tableti el yordamıyla bulup aldım. Karanlıkta, ezbere bildiğim yolla odadan çıktım. Okuma koltuğuma don gömlek gömüldüm. Tabletime dokundum, ışıklandı, T24'ü kurcalayacağım.
Sevgili kedim kendi köşesinde uyanmış, 'hayırdır inşallah' ifadesiyle beni süzüyor. Ben de mahmur gözlerle, elimdeki parlak ekranı izliyorum. Dokundukça değişen haberlere, yazılara, yine ne saçmalamışım diye merakla kendi çizimime bakıyordum ki...
Eski bir tanıdığa rastladım. Bu kez virgül gibi değildi, yazılardaki minik siyah bir nokta zigzaglar çizerek tabletin üstünde uçuşuyordu. Bir ekran parlaklığında görünüyor, bir karanlığa kaçıp yok oluyor, sonra merak edercesine, yine ışıldayan ekrana geri dönüyordu.
İlk soru kendimeydi. Bu uçan minik nokta, acaba benim eski ahbap, uçuşan virgül'ün kaçıncı kuşağındandı? Kendi tarihçesi umrunda mıydı, sanmıyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum, "aş, iş, eş" umrundaydı!
Sabahın köründe, kim bilir hangi saksıda, bir yaprağın kenarında uyuklarken, aniden yanan tablet ekranındaki aydınlığı fark etti, ona doğru indi. Neden?
Umutlar umrundaydı ya, ondan. Başka ne olabilir?
Eski bir ahbap ahvadından gelen, uçuşan ufak bir nokta, meyve sineği. Ona göre çok geniş karanlık bir mekânda pırıldayan ekran sahnesinde, sabah sabah çizdiği zigzaklarla sürdürdüğü dans gösterisi, beni dürttü uyandırdı, mutlu etti.
Ne tarihçe, ne siyaset önemliydi!..
İsa'dan bu yana güneşin çevresinde, iki bin yirmi üçüncü defa tur atmakta olan ıslak bir küre'nin üstüne yapışmış uykulu birine yani bana, ekran ışığında sunum yapan ufacık bir drozofila ve onunla paylaşılan umutlar, herkesin umursamasına özenle sunulur, herkese de açıktır.
İyi pazarlar...
--------o--------


