Çocuklar ve kuşlar
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Çocuklar ve kuşlar

Bir kuşun başını yan çevirip dünyayı izlemesiyle, bir çocuğun yeni bir oyuncağı keşfederken takındığı o dikkatli ifadeyi, kuşların cıvıltısı ile çocukların oyun sırasındaki neşeli çığlıkları benzetebiliriz ve büyüme sürecini, bir kuşun kanat çırpmayı öğrenmesi ve sonunda yuvadan ayrılması olarak anlatabiliriz

Çocuklar ve kuşlar

Bu yazının kelimeleri uzun süredir içimde birikiyordu ve geçen haftalarda Antalya’da yapılan Ulusal Pediatrik Endokrinoloji ve Diyabet Kongresi’nin açılışında sevgili arkadaşımız Dr. Murat Aydın’a armağan olarak Dr. Abdullah Bereket ile bu başlıkla bir söyleşi de yaptık. Öte yandan, bu konu, ülkemizin kötücül ve kısır gündemi düşünülünce fildişi kulesinden hayata bakışı anlatan "çiçeklerden, böceklerden konuşmak” anlamına gelme riski de taşımıyor değil.

Bir yandan da belki dünyada kötülükler daha çok görünüyor ama onların panzehiri gibi çok daha fazla iyilik var ve çocuklar, kuşlar gibi bunu temsil ediyor diye düşünebiliriz. Bunun ötesinde bir çocuğun kendiliğinden kollarını boynuma dolayıp bana sarılmasını bir kuşun omzuma konmasına benzetebiliriz.

Geçen perşembe akşam üstü hastaneden çıkınca Diyarbakır’da yaşayan Dr. Mahmut Ortakaya abimle biraz bunları konuştum. O bana “Şükrü hep senin ve çocuklarla, ailelerle olan resimlerini görüyorum; o resimlerdeki iyilik, neşe ve umut bana kadar ulaşıyor, var ol!” deyince de mutlu oldum. İşte bu duygular bana güç verdi ve ülkemizin gündemine inat çocuklardan, kuşlardan söz etmeye karar verdim.

Yusufçuk kuşu 

Çocukluğumun geçtiği Domaniç Aksu Köyü’nden kalan anılardan birisi, evimizin karşısındaki caminin üstüne tüneyen, anamın “Yusufçuk kuşu” dediği kuşların dünyasına dalıp gitmemdir. İsimleri ile ötüşleri arasındaki bağı bilecek yaştaydım ama ben daha çok onların aralarında neler konuştuğunu, onların da bir dili olup olmadığını merak ederdim. Şimdi öğrendiğime göre “Yusufçuk kuşları” ya da kumrular sosyal kuşlarmış ve genellikle eşleriyle yan yana durup o ritmik sesleriyle birbirlerine karşılık verirlermiş. Anam peygamber öykülerine meraklıydı ve bana gaz lambası ışığında masallar anlatan bir amcadan kuşların dilinden anlayan peygamberler olduğunu da duymuştum.

Yusufçuk kuşlarının ötüşünü daha sonra, Paris, Barselona, Prag, Lille, Lizbon, Utrecht gibi birçok Avrupa şehrinde ya da en son “Oslo Üçlemesi”nde olduğu gibi filmlerde duyunca çocukluğumun bu hayal arkadaşına kavuşma sevinci ile o şehre hemen dost olurdum. Biraz okuyunca ise bu kuş türünün 20. yüzyılın ortalarından itibaren Anadolu'dan başlayarak tüm Avrupa'ya yayıldığını ve parklardan balkonlara kadar her türlü kentsel alana uyum sağladıklarını öğrendim.

Abdullah Bereket de daha önce andığım söyleşide, güvercinlerin dünyada Antarktika hariç insan kadar yaygın bir tür olduğunu, güvercingiller (Columbidae) familyasına ait 300'den fazla vahşi güvercin ve kumru türü bulunduğunu, Anadolu’nun, birçok güvercin ırkının anavatanı ve insanoğlunun en eski dostlarından biri olduğunu, Mezopotamya sanatında, eski Mısırda MÖ 4500'lü yıllara uzanan güvercin tasvirleri bulunduğunu anlattı.  

Çocuklar ve kuşların benzerlikleri

Son on yıldır Koç Üniversitesi Hastanesi’nde çalışırken ülkemizin değişik bölgelerinden binlerce diyabetli çocuk gördüm ve bir süre sonra onların yüzlerinin fotoğraflarını çekmeye, bazılarına bakarken gözlerim dolacak kadar duygulanmaya başladım. Kendimin bu hallerine şaşırırken, arkadaşım Abdullah Bereket’in çektiği ve Instagram hesabına koyduğu kuş resimleri ile benim çektiğim çocuk yüzleri arasında renk, ifade, bakış, duruş benzerlikleri bulmaya başladım. Bir açıdan bu, Yusufçuk kuşuyla kurduğum dostluğun, tarlalarımızda kuzulara papatyadan taç örerkenki zamanların, köyümüze leylek gelmesinden duyduğumuz heyecanların ve çocukluğumda içime dolan birçok şeyin dile gelmesi gibiydi ve bu benzerliği arkadaşlarıma da anlattım.

Gerçi onlar benim kadar tepki vermiyorlardı ama en azından yüzlerinde bir gülümseme belirmesi bana yetiyordu. Aynı şey Abdullah için de geçerliydi ama sonunda bu başlıkla bir söyleşi yapmayı o da güzel buldu. Bunun ötesinde torunum Mavi ile eşleştirdiğim kuşun isminin tesadüfen “Mavi baştankara” olması salonu ve onu güldürdü. Kongrede yaptığımız söyleşi de dinleyenlerde güzel bir yankı buldu.

Çocuklar ve kuşlar arasındaki benzerliklere örnek olarak çeşitlilik, özellikle de renk çeşitliliği, benzersizlik, özgürlük, koruma içgüdüsü, öğrenme ve dayanıklılık, uçma arzusu ve yuvadan uçmak, cıvıltı ve neşe, saf bakış, hayal arkadaşı, anın, havanın içinde olmak, ufuk, doğal gözlem, empati köprüsü, meraklı bakışlar sayılabilir. Bir kuşun başını yan çevirip dünyayı izlemesiyle, bir çocuğun yeni bir oyuncağı keşfederken takındığı o dikkatli ifadeyi, kuşların cıvıltısı ile çocukların oyun sırasındaki neşeli çığlıkları benzetebiliriz ve büyüme sürecini, bir kuşun kanat çırpmayı öğrenmesi ve sonunda yuvadan ayrılması olarak anlatabiliriz.

Aslında edebiyatta, özellikle şiirlerde ve folklarda çocuklar ve kuşlar arasında birçok ortaklığa, benzerliğe atıflar olduğu görülür. Rainer Maria Rilke’nin Duino Ağıtları’nda kuşlar ve çocuklar, insanın varoluşsal parçalanmışlığına karşıt olarak "bütünlüğü" ve "saf varlığı" temsil eden temel figürlerdir. Sekizinci Ağıt'ta kuşların "açık olana" (sınırsızlığa) baktığı söylenir. İnsan ise sürekli bir nesneye veya bir amaca odaklandığı için bu bütünselliği göremez. Kuşlar için iç dünya ile dış dünya arasında bir sınır yoktur; onlar uçtukları hava ile birdirler.

Rilke için çocukluk, insanın dünyayı henüz kavramlarla bölmediği, meleklerin mertebesine en yakın olduğu evredir. Çocuklar, dünyayı bir fayda sağlamak ya da analiz etmek için değil, olduğu gibi görürler ve buna “saf bakış” denebilir. Dördüncü Ağıt'ta çocukluk, insanın henüz "kukla tiyatrosunun" (toplumsal rollerin) bir parçası olmadığı saf bir durum olarak ele alınır.

Kırlangıçlarla dostluğum ve çocuk isimleri  

İnsan için kader, sürekli bir şeylere "karşı olmak" ve engellerle karşılaşmaktır. Oysa hayvanlar ve kuşlar, kaderin getirdiği sınırlamaları bilmeden, saf bir dinginlik içinde var olurlar. Kırlangıçlar da göç yolları üzerindeki sınır tanımazlığı ve her bahar geri dönmesiyle bağımsızlık ve özgürlüğün en yaygın simgelerinden biridir. Fırsat buldukça sığınır gibi gittiğim İzmit’teki evimde en yakın dostlarım kırlangıçlardır ve kuşluk vakti ile gün batımına yakın sevinçle uçmalarından çok etkilenirim. Çünkü o saatlerde ben de doğal bir şekilde mutlu olurum.

Yıllar önce, 15-20 Ağustos 2011’de Güneydoğu Anadolu’daki illerden gelen diyabetli çocuklarla yaptığımız kampta, her sabah kahvaltıdan sonra çocukların isimlerini okurken kız çocuklarının Kürtçe isimlerinin güzelliğinden çok etkilenmiş ve isimlerinin anlamlarından bir şiir yazmaya çalışmıştım. O zaman bu şiiri yazarken aklımda çocuklar ile kuşlar arasındaki benzerlikler yoktu ama insanların çocukları nasıl doğanın bir parçası olarak gördüğünü, doğadaki bir tür özgürlük diyebileceğimiz “engelsiz işleyişi” (Pelda yaprak vermek, Neval iki dağ arasında akan demek mesela) çocuk isimlerine yansıttığını düşünüp, bundan derinden etkilenmiştim.

Sözü epey uzattım ama buralara çocukların dünyasında yaşamaktan geldik ve bazen bu çocuk sevgimi nereye koyacağımı bilemediğimi itiraf etmek isterim. Her hafta onlarca çocuk görmeme, onlarla haşır neşir olmama rağmen, koridorda, asansörde, sokakta, yollarda, lokantada, nerede olursa olsun bir çocuk görsem kendimi onlardan alamıyorum. Şimdilerde diyetisyenimiz Tuğba Gökçe’nin 6 aylık tek yumurta ikizi yeğenleri gözdem; onları her görüşümde “ikiz sevinci” diyebileceğim hem kendilerine hem bize yansıyan ışıktan çok etkileniyorum.

Aslında bu sevgim ben küçükken her yaz bize, köye gelip 1 ay kadar kalan yeğenlerim Yenal ve Serpil’den kalma olabilir diye düşünüyorum. Belki küçük kardeşim olmadığı için onları anlatılamayacak kadar çok severdim. Sonra bu çocuk sevgisi, kendi çocuklarım, çocuk hekimi olmam ve daha sonra da İznik Arkadaşım Diyabet Kampı, odamda gördüğüm çocuklar ve Mavi’nin doğumu ile çoğalarak beni takip etti. Tanrı bu sevgimi hep canlı tutsun, çoğaltsın; başka bir şey istemem.


Not: Kuşlara olan ilgimi canlandırdığı, çocuklarla kuşlar arasında bağ kurmama, böylece içimde bir yeni pencere açmama vesile olduğu, bu yazıyı okuyup öneride bulunduğu ve yazıdaki kuş resimleri için sevgili arkadaşım Dr. Abdullah Bereket’e teşekkür ederim.

İlgili İçerikler