Alex'in tutkulu fırçası
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Alex'in tutkulu fırçası

Alex inanılmaz analitik zekası ile resimlerinde kurduğu orantı, küçük yaşlardan itibaren tüm Rus klasiklerini özümseyen edebi derinliği, eğitimli teknik alt yapısı ve kocaman sevgi dolu yüreği ile resmine geçirdiği insani duygular ve tutkular, eserlerine bakıldığında onun her bir tutkulu fırça darbesinde sizi sarmalayıp, kucaklayarak resmin içerisine çektiğini hissedersiniz

ALEX'İN TUTKULU FIRÇASI

Atölyeler büyülü mekanlardır. Sanatçıların beyninin içi konumundadır.  İçlerini hayalleri ile doldururlar. En rahat, en özgür hissettikleri, bir anlamda maneviyatla donattığı sığınakları, sonsuza açılan müzeleridir atölyeler. Atölyelere gittiğim zaman dış dünyadan soyutlanırım. Sanatçıların orada başka dünyalar kurmasına seyirci olmak duygusu beni mutlu eder. Atölyeleri birer sahne olarak görürüm. Oradaki her bir parça bütüne hizmet etmek üzere sırasını bekleyen bir obje görünümündedir. Hayaller genelde etrafa dağılmış durumda bulunur. İşaretleri iyi okursanız gelecek senaryoyu az çok da olsa tahmin etmeye çalışırsınız. Etraftaki kitaplar, dergiler hayali yolculuklar için sizi bekleyen rehberlerdir.  Keza olmazsa olmazlardan biri de müzik şüphesiz. Cay, kahve ve içki ritüeli tüm gün sürer. Kimi yudumlar zevkli, kimi yudumlar ezbere içilir.  Ama hepsi fırçaya tutku katmak içindir.

Yaşamın her rengini barındıran ve göz kamaştıran bir yaşam savaşına zemin olan İstanbul zaten başlı basına bir atölyedir sanatçılar için. İstanbul'da atölyelerinde inanılmaz keyif aldığım çok değerli ve yetenekli sanatçı dostlarım var; Mehmet Kanık, Nuray Özler Yolcu, Desen Halıçınarlı, Dilek Işıksel gibi.

Bugün size özellikle Alex diye çağırdığımız Ali Aliyev (Eminoğlu) adında Azerbaycanlı bir sanatcı ve atölyesinden bahsetmek istiyorum. Picasso'dan daha yetenekli olduğunu düşündüğüm...  Tarz itibariyle herhangi bir akıma teslim olmak istemeyen genel hatları itibariyle sanatını avangart veya sembolizm ile tanımlayan ve özünde sadece ressam olduğunu ifade eden bir bilge.  Büyük sanatının küçük getirisine rağmen, Şişli'de altı kat asansörsüz nefes nefese çıkılarak ulaşılan,  varınca da bir vahaya düştüğünüz duygusu uyandıran küçük, sıcak atölyesine bir kez geldikten sonra buraya tekrar tekrar gelmek isteyeceksiniz. Sevgi denizine dönüştürdüğü atölyesinde renklerin büyülü dünyasına doğru kulaç atmak,  talepkar olmanız durumunda sanat, edebiyat ve felsefe adalarında Alex'le zirvelere tırmanmak mümkün. Onun tuale tutku ile salladığı fırça darbelerini izlerken bir yandan da katılacağınız felsefi sohbetler ile kendinizi bir kaç saat de olsa evrenin dışına taşımak ve farklı duygu ve düşüncelere yol almaktan büyük keyif alacaksınız.

Alex ülkesi Azerbaycan' da 13-15 yaş arası matematik ve fizik olimpiyatlarına katılmış,  Bakü Güzel Sanatlar okulunu birincilikle, akabinde de Vilnüs Güzel Sanatlar Akademisini de üstün başarı ile bitirerek ülkemize gelmiş. Ülkemizde sanatın tam karşılığını ne olduğunu kavramaya çalışırken bir anda kendini Iğdır'da inşaatta çalışırken bulmuş. Sonra bir arkadaşının tavsiyesiyle gittiği İzmir'de bir süre de sokak ressamlığı yapmış. Resimlerini alıp para vermemişler. Olan parasını da dolandırıp elinden almışlar. Oturma izni olmadığı ve vatandaşlığa kabul olunmadığı için sonrasında da sınır dışı edilmiş.

İkinci gelişinde 98 yılında daha tecrübeli biri olarak, İstanbul olmuş doğrudan adresi.  Haydarpaşa Garı’nda trenden indiğinde Yeşilçam film repliklerinde yer alan garın merdivenlerden inerken İstanbul siluetine bakıp ''Ulan İstanbul yeneceğim seni'' demeye kıyamadığı hep hayranlık duyduğu kentlerin kraliçesine bakarak her zamanki iç ısıtan romantizmiyle “Güzel İstanbul artık hep resmedebileceğim seni'' demiş sevinç ve coşkuyla...

Alex inanılmaz analitik zekası ile resimlerinde kurduğu orantı, küçük yaşlardan itibaren tüm Rus klasiklerini özümseyen edebi derinliği,  eğitimli teknik alt yapısı ve kocaman sevgi dolu yüreği ile resmine geçirdiği insani duygular ve tutkular, eserlerine bakıldığında onun her bir tutkulu fırça darbesinde sizi sarmalayıp,  kucaklayarak resmin içerisine çektiğini hissedersiniz.

Yüzünüzü görmek için nasıl cam aynaya bakıyorsunuz Alex'in ruhunu görmek için de tablolarına bakmanız gerekir. Onun resimlerini yüzlerce resim arasından ayırt edebilirsiniz. Tabloları yüzlerce resim arasında doğrudan size göz kırparlar. Her resmi bir başyapıt değerinde olduğum tablolarında erkek figürü hiç göremezsiniz. Güç ve asaleti sembolize ettiğini düşündüğü at'lar veya boğa'lar vardır resimlerinde görünmeyen erkekler yerine. Gözü açılmayan kadınları çok etkileyicidir. Muhteşem anatomiler giydirdiği gözü açılmayan, uzun kirpikli Alex kadınları her biri bakanı farklı bir hayale taşıdığı aşikardır. Zira, Alex bazen bir çingene, bazen bir balerin veya latin dansçı bazen de yarı keman vücutlu şekillendirdiği kadınlarının gözü açıldığında büyünün bozulacağına inananlardandır. Hayatı bir senfoni olarak gören Alex, insanlara da keman sesi olarak gördüğü doğurganlık, güzellik ve zerafeti sembolize ettiğini düşündüğü kadın figürleriyle ulaşmaya çalışır.

Satranç tahtası ve oyuncuları kadar zaman zaman iskambil kartları da onun tablolarının bilinen figürleridir. Alex, hayatı bir oyun olarak görür. Yeri geldiğinde stratejik bir zeka oyunu olduğu kadar şans ve tesadüfün de içinden hiç eksilmediği bir oyun.

Nar onun çok kullandığı bir imgedir. Çoğalma ve bereketi sembolize eder. Faust'da; ''cennete gitmeyeceğiz çünkü cennet den kovulduk!'' diyen Goethe'ye karşı, Hint Filozofu Tagor'un ''bir çocuk doğuyorsa Tanrı halen insanlara güveniyor''  diyen söylemine yürekten inanır.

Alex'in analitik zekasında uçuşan rakamlar, pi sayıları, sonsuzluk işaretleri kadar hüzünlü soytarılar ve masumiyet simgesi köpekler,   tadına doyulmazlığı tasvir eden kadehler, rengarenk güller ve gelincikler de onun güçlü fırçasının klasik bütünleyicileridir.

Alex'i beyaz yakalı olduğum dönemde tanımıştım. Ailemde ressam olması nedeniyle aramızda kısa sürede yakınlık oluştu. On seneyi aşkın sürede hayatın süprizlerine ve akışına karşı çoğu zaman oturup saatlerce dertleştiğimiz olmuştur.  Şirket sahibi olunca bazı sergilerine de sponsor oldum.  O dönem tablolarında Ali Aliyev diye uzun imzalar atıyordu. ''All ve ex'i birleştirelim imzan Alex olsun'' diye önermiştim.  Neden diye sormuştu? ''Hepimiz ex olup öleceğiz ama senin tabloların yüzyıllar boyu yaşayacak demiştim. Biz senin tablolarını almıyoruz, aslında tabloların bizi geçici süre için alıyor. Biz onları değil onlar bizi misafir ediyor.'' demiştim. Çok hoşuna gitmişti. Sonrasında kendisini öyle çağırmaya başladık.

Sohbetlerimizde Usta sanat nerede başlar, nerede biter diye sorardım.  ''Başlangıcı belli değildir. Herkesin ruhunda sanat vardır. Kimi geliştirir. Kimi öldürür. Sıfır noktasında başlar, sıfır noktasında biter. Dönüp dolaşılıp hep aynı noktaya gelinir. Yani hiç bitmez '' derdi.

Alex'e göre; ''Sanat, kişinin kendiyle uğraşı. Kendini aşmaya çalışması.  Kişinin içindeki cevherleri bir bir ortaya çıkarma çabası. Sanat beynimizin işleyişini bilmediğimiz bölümlerinin faaliyetlerine verdiğimiz ad, işleyişini bir bilgisayara anlatabilecek kadar iyi bildiğimiz beynin faaliyetleri ise bilim. Sanat, maddeyi geçip, manayı göstermenin yolu. Sanat modern zamanların ismi konmamış alternatif dini''

Alex çok büyük bir ressam... Ülkesinde de çok değer veriliyor. Ayrıca, önemli bir felsefi ve edebi bir kişiliği de vardı bilmeyenler için.  ''Tanrı'nın herkese bol kepçe dağıttığı şey sevgiyse, insanlar sevgi konusunda neden bu kadar cimri?'' diyor. Hayatın bası sonu; sevgi onun için... Sanatın da başı ve sonu sevgi olmalı... Sevgisiz anlamlı hiç bir şey yoktur. Var olanları da  başarısız.''   

Ve finalde Büyük Usta tutkulu fırçasının üç önemli sırrını açıklıyor;

Sevgi.

Sevgi.

Sevgi...

 

 

 

 

 

İlgili İçerikler