İnsan ister istemez bir hukuk kırıntısı arıyor böyle cüretkar bir kararda.
Öyle ya,
Bir siyasi partinin kurultayını yok saymaya kalkışıyorsunuz.
Milyonlarca insanın oy verdiği bir partinin kurultay iradesini tartışmaya açıyorsunuz.
Seçilmiş yönetimini, delegelerini, üyelerini ve seçmenlerini bir kalemde yok hükmünde saymaya çalışıyorsunuz.
İnsan bunun arkasında çok güçlü bir hukuki gerekçe, çok sağlam bir delil, çok açık bir adalet duygusu arıyor.
E biraz okumuşluğumuz var.
Meydanlarda milyonlarla birlikte haykırılan “Hak, Hukuk, Adalet” sözleri de yabancısı olduğumuz kavramlar değil.
Ama ne yana dönsek başka bir manzarayla karşılaşıyoruz.
Tüm siyasi hayatı boyunca görünmediği kadar TRT ve TGRT ekranlarında görünen, iktidara yakın televizyonlarda ve gazete manşetlerinde boy gösteren Kemal Kılıçdaroğlu…
Ve ne yazık ki bundan hiç rahatsız olmuş gibi görünmeyen de yine Kemal Kılıçdaroğlu.
Dünyanın en ironik geri dönüşü…
Sabahın köründe genel merkeze yürüyen tuhaf kalabalık için;
“Haberim yok” diyor.
Öğleden sonra, polis bariyerleriyle çevrilen genel merkeze, biber gazı ve plastik mermilerle girildiğinde;
“Benim talebim olmadı” diyor.
Bir dönem kendisinin de kullandığı makam araçlarının üzerine “haram mal” yazılarak teşhir edilmesine;
“Talimatı ben vermedim” diyor.
Parti emekçilerinin en ağır şekilde kapının önüne konulmasına;
“Kim yaptı bilmiyorum” diyor.
Garip değil mi?
Yapan o değil,
Bilen, gören, duyan o değil…
Fakat Genel Başkan kendisi. İnsan ister istemez düşünüyor:
Madem her şey kendiliğinden oluyor, madem kimsenin haberi yok, madem kimse talimat vermiyor, madem kimse sorumluluk almıyor;
O halde bu kadar büyük sonuçları doğuran o kararları kim veriyor?
Bunu düşüneduralım, benim favorim, kurultay her sorulduğunda verdiği şu yanıt:
“Tedbir var”
Ne tedbir almışlar ama!
Eyvallah.


