
Birkaç yıl önce izlemiş olduğum bir TED konuşmasını unutamam. S. Junger adlı bir gazeteci, Afgan Savaşı sırasında Korengal Vadisi'ndeki ileri bir karakolda çarpışmaları izlerken tanıdığı bir askerin, daha doğrusu giydiğini aylardır değiştiremeyen, yıkanacak suyu sabunu olmayan ve arkadaşlarının yanı başında yaşamlarını yitirdiklerine sıkça şahit olan askerlerden birinin terhis edildikten, yurduna döndükten sonra savaşı çok özlediğini söylediğini anlatıyordu. Junger bu olayı şöyle yorumluyordu: "O, beraberce savaşanların aralarında oluşan kardeşçe dayanışmayı, yoldaşlık duygusunu, görülmemiş özveri örneklerini, insanı yücelten, ancak sivil yaşamda nadiren rastlanan deneyimler olarak hatırlıyordu."
"Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" 1789 Fransız Devrimi'nin sloganıydı, ancak "kardeşlik", 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'nde yer almadı. "Kardeşlik", ancak 1848 Devrimi'nde hatırlandı ve ilk kez bir anayasal metne eklendi. Sonra işçi hareketinin ilk günlerinde temel bir rol oynadı ve ilk sosyalist ve anarşist programlarda yer aldı. Ancak 2000'lerin ikinci yarısından sonra adeta unutuldu.
Neden?
Çünkü bu kavram, demokrasisi gelişmiş ve vatandaşlarının hakları, hukukları vb. güvenceleri sağlanmış olan toplumlarda gerçekçi görünmeyen bir bağı ifade eder. Haksızlığın, hukuksuzluğun hüküm sürdüğü yerlerde ise bazen dini, bazen bir ağaya ya da benzerine bağlanan ilkel bir örgütlenme görülür.
Bazen de sivil toplum kuruluşlarında, nadiren siyasi partilerde vb. bunlardan birçok bakımdan farklı bir dayanışma örneği oluşur.
Kardeşçe bir bağla birleşenler, ortak bir amaç veya değerin kollanması, başkalarının yararlarının da çıkar gözetilmeden savunulması eğilimlerini sergilerler. Böyle bir ilişki, karşılıklı yardımlaşma ve gönüllü işbirliği ilişkisidir. Siyasi alandaki kardeşlik ilişkileri -aile içindeki kardeşçe ilişkilerin aksine- gönüllüdür, ancak bir kez kurulduklarında belirli yükümlülük ve sorumlulukların kabulüne yol açar.
Kardeşçe dayanışma ile özgürlük ve özellikle eşitlik kavramları arasında bir ilişki vardır. Eşitlik, kardeşliğin yalnızca bir koşulu değil, aynı zamanda bir sonucu olarak ortaya çıkar.
Bir ülkede, demokrasi ilkeleriyle ilgili sorunların çözülememesi, güvensizliği ve yoksullaşmayı da beraberinde getirir. Demokrasilerin bir türlü çözülemeyen sorunları karşısında siyasetin acizlik, yetersizlik sergilemesi, kardeşçe dayanışma formüllerine karşı olan ilgiyi çoğaltır.
Öyleyse çıkar yol nedir?
Vatandaşların çoğu için partilere üye olmak, kalabalığında yok olmak, anlamsızlaşmak, akıntıya boşu boşuna kürek çekmekten ibarettir. O, bunu partiye kayıt olduğunda anlamamışsa çok geçmeden kavrar. Oysa çare, elden geldiği kadar çok sayıda vatandaşın partide anlamlı bir işlevi olduğuna inanması ve ortak aklın oluşumuna katkıda bulunabilmesidir
Gezi Parkı eylemleri boyunca sürdürülmüş olan forumlar, bu konuda yararlı formüller içerir. Eylemciler, Gezi Parkı'nda düzenlenen forumları, mahallelerindeki parklarda sürdürmüşlerdi. Yerel forumlarda hem mahallenin, hem bölgenin sorunları tartışılıyor, hem de mahalle dayanışması pekişiyordu. Bu dayanışma, katılanlar arasında sıkı bir bağın, giderek güçlenmesine yol açıyordu.
Politikadaki gelişmeler de konuşuluyordu. Forumlar, aynı zamanda doğrudan demokrasinin güzel örnekleriydi. O günlere gelinceye kadar kalabalıkta konuşmamış yurttaşlara, ayağa kalkıp sorunlarını dile getirme becerisi kazandırıyordu.
Genellikle haftanın belli günlerinde akşamları düzenlenen semt forumlarında konuşmalardan önce belli konularda desteğe ihtiyacı olanlar da derdini dile getirip sorununa çözüm bulabiliyordu. Kimi kedisinin yavrularını sahiplenecek birini buluyor, kimi de taşınacağından eşyalarından bazılarını isteyene aktarabiliyordu. Forumlarda söz almayan ama bildiği, tanıdığı gençlerin konuştuklarını izlemeyi televizyonda her gün boy gösterenleri seyretmeye yeğleyen yaşlı teyzeler, halalar, hazırladıkları açmaları, dolmaları getirip forumculara ikram ediyorlardı. Bu da onların bu kardeşçe dayanışmaya katılma yollarıydı.
İnsanlar, nadir de olsa, demokratik haklarla, farklı olana saygıyla, hoşgörüyle bağdaşmayacak sözleri dile getirdiklerinde, sertçe, slogan atıldığında, laf uzatıldığında da kibarca uyarılıyordu.
CHP'nin değişmesi gerekir. Evet, çok sayıda vatandaşın kendilerini, partide, mitinglerin kalabalık gözükmesini sağlayan dekor unsuru değil, gelişmelere aktif olarak katılan kimseler olarak algılamalarının -bu tür formüllerle- sağlanması gerekir. Partilerin mevcut yapıları, bu kadar çok vatandaşın aktif katılımına engeldir ama mahallelere kadar yaygınlaştırılan forumların, parti yapılarına eklendirilmesi, toplantılarda alınan semtle ilgili kararların benimsenmesi vb. partinin yeniden bir umut kaynağı olmasına yol açacaktır.
Bu forumlara katılanların arasında oluşacak kardeşlik-dayanışma ruhunun oluşturacağı güç de katılımların sürekliliğini sağlayacaktır.
Kaynaklar:
* https://law.yale.edu/sites/default/files/area/center/kamel/sela17_amaya_cv_eng.pdf
** https://docs.lib.purdue.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1052&context=claritas


