Tertele hariç, başlıktaki dört sözcükten üçünü herhalde herkes bilir, en azından duymuştur. Tertele’yi ise, kendimden pay biçerek, çoğunluğun duymamış olacağını sanıyorum. Kendimden pay biçiyorum, çünkü erken yaşlardan itibaren Tertele’den haberdar olunabilecek ortamlarda, yani Tunceli’de ve Mülkiye’de bulunmuş olduğum halde, bu terimi öğreneli yalnızca on beş yıl kadar oldu. Şimdi “Terörsüz Türkiye” süreci köşeli bucaklı konuşulurken Tertele’yi hatırlamamak zor.
Gerçi zaman içinde, Tertele’yi duyanların sayısı artmış olabilir: Nezahat Gündoğan ile Kazım Gündoğan 2010 yılında konuyla ilgili Dersim’in Kayıp Kızları adıyla bir belgesel film yapmışlardı. Ardından çalışmalarını aynı adla kitaplaştırdılar. Altbaşlık: "Tertele Çenequ (Kızların Kıyımı)".


Kaynaklarda daha çok “Dersim Katliamı” olarak geçiyor. Devletlerin “kurunun yanında yaş da yanar” deyip geçmeye çalıştıkları olaylardan. Tarih 1937-38. “Tertele”, halkın verdiği ad. Zana Farqînî’nin İstanbul Kürt Enstitüsü yayını Kürtçe-Türkçe sözlüğü, “tertele”nin tanımını “katliam” olarak veriyor.
İnsan Hakları Derneği (İHD), Tertele’yi soykırım olarak kabul ediyor.
Soykırım (Genocide) kavramı ilk kez 1945 tarihinde kullanılmaya başlanmış. Kavramın yaratıcısı Avukat Raphael Lemkin, Uluslararası Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin de mimarı. Kısa adıyla Soykırım Sözleşmesi, Aralık 1948’de imzalanıp Ocak 1951’de yürürlüğe girmiş. Amaç, soykırımların son bulması: “Bir daha asla! (Never again! Nie Wieder!)”
Bu düstur ne yazık ki Srebrenitsa ve en son Gazze gibi soykırımları önlemeye yetmedi. Belli ki hâlâ, hukukun gücünden çok, güçlülerin hukuku etkili. Belki artık eskisi kadar mutlak egemen değil, ancak hâlâ yer yer belirleyici olacak kadar etkili. Şimdiye kadar yalnızca Srebrenitsa failleri cezalandırılabildi.
Tertele, Kafle, Tehcir, Holokost, Şoa... Bunlar, tarihsel soykırımlara halkların verdiği özel adlar. Dersim Tertelesi dahil, tümü de 1951 öncesinde, yani Sözleşme’nin kabulünden önce gerçekleşmiş olanlar. Hukukun “kanunsuz suç olmaz” ilkesi yüzünden midir nedir, Sözleşme öncesine denk düşen soykırımlar cezalandırılamıyor. 1951’den bu yana olanlar için az çok çaba var. 51 öncesi için meclislerce kabul yolu seçilebiliyor. Bunun manevi yükü de az buz değil. Willy Brandt’ın özürü ise eşsiz, paha biçilmez bir örnek...
* * *
Dil Meseleleri: SÖYLEYİŞ SORUNLARI
Özgür Özel, “beka” derken K’yi ince söylüyor, oysa kalın söylenir, tıpkı ‘yaka’ der gibi.
Erol Mütercimler, “bâkiye” diyor (SZC tv, 19.5.2025). A burada da kısa olacak.
NOT. Söyleyiş sorunları için ipucu: Her iki Türkçe Sözlük de, sözcüklerin söyleyiş özelliklerine yer veriyor.
Dil Derneği’nin sözlüğü eski usul, aruz kalıplarını gösterir gibi, uzun heceleri çizgiyle, kısa heceleri noktayla gösteriyor:
beka a. Ar. (.-) esk. Kalıcılık, ölmezlik. örneğindeki gibi.
AKDTYKTDK sözlüğü ise, fonetik alfabeden ve dolaysız seslendirme olanağından (hoparlör simgesi) yararlanıyor:
beka (beka:), Arapça beḳā
- isim, eskimiş ► kalıcılık: "Fakat böyle bir zevk ve huzurun devam ve bekası olamaz." - Necip Fazıl Kısakürek
- isim, eskimiş ► ölümsüzlük.


