Uzun ve başka bir yazım vardı aslında.
Sonra vapura bindim.
İskeleye yanaşırken dışarı çıktım.
17-18 yaşlarında üç genç kız-evlat önümde sohbet ediyordu.
İçlerinden biri, "Doğmadan önce yaşayacağınız hayat bize gösteriliyormuş, onu bilerek ve isteyerek hayata geliyormuşsunuz" dedi.
Diğerinin yanıtı şu oldu:
"Yanlışın var. Yaşayacağım hayatın bu olacağını bilsem ben hayata gelmek istemezdim."
Vapur yanaştı, halat atıldı, iskele sürüldü.
İndim, yürüdüm…
Düşündüm…
17 yaşında genç bir evladın bırakın hayata gelmeyi istememesi…
Hayata, yaşama, geleceğe dair hayalleri, umudu, mutluluğu olmalı değil mi?
Yaşayacağı, yaşadığı, yaşadığımız, yaşayacağımız hayatlar…
Öyle bir düzen kuruldu ki memlekette…
Çoğunluğun hayalleri bile yok artık…
Bu bir umutsuzluk yazısı değil.
Bir cümlenin bana hissettirdiği acı üzerine bir yazı…
Memleketin gençlerinin yeniden neşeli, mutlu, umutlu olmasını sağlayacak arayışların gerekliliğini hissetmek üzere…
Genelde yazıları ‘bitirirken’ diye bir bölümle sonlandırırım.
Bu kez ‘başlarken’ diye noktalıyorum.
Bitişlerin değil, başlangıçların umutsuzluğun değil, umudun başlangıcı…
Mümkün mü ?
Mümkün…


