Yükseğe, daha yükseğe
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Yükseğe, daha yükseğe

Amlakit Yaylası'nın hemen girişindeki çeşmebaşı ‘Pelazın Puar’ında küçük bir kalabalık bizi bekliyor. Günler sürecek şenliğin ilk adımları, tulum eşliğinde oynanan horonla başlıyor, çeşmeden akan buz gibi suyun beyazlattığı rakılar içiliyor. Vartevor’da şenlik köy kahvesinde başlıyor, sabahın ilk ışıklarına kadar kutsal bir ayin gibi horon sürebiliyor

Yükseğe, daha yükseğe
Amlakit Yaylası / Fotoğraf: Murat Köksal

“Hadi, Vartevor’a gidiyoruz.”  Beşiktaş’tan komşum, Ordu’dan hemşerim MetaVerse uzmanı Mehmet Acar, bir gece ansızın böyle bir mesajla beni uyandırdı.

“Vartevor nedir?” dedim, “Gittiğimizde görürsün” dedi. “Nereye gidiyoruz?”,  “Yükseğe, daha da yükseğe…”

Vartevor, Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde, yüksekliği 2 bin metreleri bulan yaylalarında yüzlerce yıldır kutlanan bir şenlik. Kelime anlamı Hemşince “yayla ortası” demek ama yaylaya çıkışta ya da yayladan dönüş zamanı da kutlanıyor. Çamlıhemşin’deki 5-6 köyün yaylası Amlakit, bu şenliğin merkezi. Olmazsa olmazı, keçi derisinden yapılan bir tulum, oynamaya hazır yerel giysiler giymiş kalabalık ve hemen hemen herkesin ezbere bildiği yerel türküler… Amlakit, Ağustos’un 15’inden itibaren bu şenlikle coşuyor.

Bir sabah erken İstanbul’dan tekerlekler döndü, ilk durak kaçınılmaz olarak memleketimiz Ordu…  Kent çok hareketliydi; fındık hasadı zamanı, insanlar bahçelere girmeye başlamış.

Hemen Ordu’nun en meşhur şahsiyeti Enis Ayar’la buluştuk, geleneksel pide turlarımıza başladık. Enis Ayar, biraz yaşlanmış ama keskin zekasında bir gerileme yok, hala Ordu için projeler üretiyor. Son projesi, 10-20 yıl sonrasının Ordu belediye başkanına öğütler, zamanında hayal edilmiş ama hayata geçememiş projeleri bir sergiyle bir araya getirmek. 

Madem yaylaları keşfedeceğiz, Vartevor’a 2-3 gün var, vaktimi boşa geçirmemek için önce Artvin-Borçka’ya yola çıkıyorum.

Artvin, Ardanuç Yaylası

Sevgili arkadaşım, Artvin’de çevreyle ilgili neredeyse bütün derneklerin kurucu üyesi olan eğitimci Mustafa Melek‘in köyü olan Oxordiya’ya (Şerefiye) gidiyorum. Çam ağaçlarıyla döşeli, Çoruh nehrinin kıvrımlarını takip ederek çıktığımız köyde, muhteşem bir sofrayla karşılanıyoruz. Köyün evlatlarından, televizyon programcısı sanatçı Uğur Dayal, söylediği İtalyan aryalarıyla gece boyunca sohbeti şenlendiriyor.

Ertesi gün erkenden yola çıkıyoruz; bu kez hedefimiz, Ardanuç’un yukarısındaki 2 bin 580 metre yüksekliğindeki Bilbilan yaylası. Ardanuç’ta Onur ustanın cağ kebabını tattıktan sonra, sislerle kaplı yollardan yaylaya ulaşıyoruz. Şenlik ateşi buraları da sarmış, çevreden tulum eşliğinde söylenen şarkılar yükseliyor. Bizi misafir eden Tuna Arifoğlu’nun yaylaya hâkim evinde soba yakılı, ızgara hazır. Mönü klasik, bir gün önceden kesilen kuzu ızgarada piştikten sonra önümüzde.

Murat Köksal, Bilbilan Geçidi'nde

Sıra artık Rize yaylalarına geliyor. Trabzon’da buluştuğum anne tarafından Amlakit’li olan Mehmet Acar‘la yayla için son tedariklerimizi temin ediyoruz. Trabzon’un meşhur kasabı Özdemir’den bir gün önceden buzluğa atılmış kilolarca köfte ve et satın alıyoruz. Dile kolay 2 bin metreye çıkacağız, bakkal yok, araç yok…

Trabzon’dan yola çıktığımız için olmazsa olmaz durak Çayeli’nde Hüsrev lokantası… Lezzeti hiçbir zaman değişmeyen İspir fasulyesinden yapılmış kuru fasulyemizi yedikten sonra Çamlıhemşin’e varıyoruz.

Çamlıhemşin’den bir yol Ayder’e çıkıyor. Ayder’e yıllar önce bir gezi düzenlemiş ve kamp kurmuştuk.  Yayla son zamanlarda giderek artan inşaat yoğunluğuyla gündeme geliyordu. Ayder yolu boyunca, dev inşaatlar var, dağlar deliniyor, tüneller açılıyor. Yaylaya çıktığımızda bahsedilen inşaat kirliliğine biz de şahit oluyoruz, TOKİ’nin bile inşaatları var. Turist kalabalığının çoğu Arap…

Dere kenarında kısa mola

Bir dere kenarında verdiğimiz kısa mola dışında vakit kaybetmeden Çamlıhemşin’e inip, bizi efsanevi yaylalara götürecek diğer yola sapıyoruz. Yolda ilçenin en güzel dükkânı Peri’ye uğrayıp yöredeki dağ meyvelerinden yapılmış meyve suları satın alıyoruz. Yol üstünde Zil Kale ve Palovit şelaleleri var, buradaki turist kafilelerinin yarattığı trafik karmaşasından sıyrılıp, Amlakit yoluna sapıyoruz. Yol artık Ayder yolu gibi asfalt değil, yukarılardan dökülen küçük şelalelerin derecikler oluşturduğu köy yolundan dikkatli bir şekilde geçerek 1993 metre yüksekliğindeki Amlakit Yaylası'na ulaşıyoruz.

Yaylanın hemen girişindeki çeşmebaşı ‘Pelazın Puar’ında küçük bir kalabalık bizi bekliyor. Günler sürecek şenliğin ilk adımları, tulum eşliğinde oynanan horonla başlıyor, çeşmeden akan buz gibi suyun beyazlattığı rakılar içiliyor.

Hüseyin Altay’ın çaldığı tulum eşliğinde kalabalık yavaş yavaş coşuyor, horona ısınıyor

Bir derenin tam ortasından geçtiği Amlakit’te yayla sakinlerinin kurduğu bir derneğin işlettiği bir kahve ve bir pansiyondan başka 150’ye yakın yayla evi var. Misafirperverlikle bizi ağırlayan Erdal Hancı’nın bütün yaylaya yemek için olan, küçük bir konağa benzeyen evine yerleştikten sonra, Mehtap’ın muhteşem gözlemelerinden yemek için yayla kahvesini ziyaret ediyoruz. Yaylada herkes birbiriyle akraba, “Hoş geldin dayı”, “Nasılsın yeğenim?” en sık duyulan cümleler. Yayla ahalisi çoğu İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde yaşıyor ama Vartevor zamanı sözleşmişçesine hepsi yaylaya akın ediyor.

Amlakit Yaylası

Vartevor’da yayla çok kalabalık olduğu için horanları, kızlar ve erkekler horonu olarak ikiye ayırmışlar. Şenlik köy kahvesinde başlıyor. Önce kızlar sonra erkekler horona başlıyor. Büyükşehirlerde çalışan yayla sakinleri sanki dün ayrılmış gibi aynı estetik uyumda horona başlıyor, söylenen Amlakit’e özgün türkülere hep bir ağızdan eşlik ediyor. Mahmut Turan ve Hüseyin Altay’ın çaldığı tulumun eşliğinde her biri yaklaşık ikişer saat süren horondan sonra, kısa bir molanın ardından kalabalık bu kez Gökay Altay’ın Ufuk Pansiyonu’nda buluşuyor. Buradaki horon artık karışık, kadın erkek birlikte saf tutuyor, zamanı da belirsiz, sabahın ilk ışıklarına kadar kutsal bir ayin gibi horon sürebiliyor.

Yayla kahvesinde erkekler horona başlarken, sırasını savan kadınlar bir sonraki oyun için dinleniyor

Şenlikler sadece horondan oluşmuyor, gün içinde kadın, erkek ve çocuklardan oluşan kafileler yaylanın yukarısındaki gölü ya da daha yakınlardaki ırmak kenarlarını ziyaret ediyor, çıkınlar açılıyor, herkes yanında getirdiği yiyecekleri paylaşıyor, küçük bir ateşte pişirilen sucuklar yeniyor. Sonra yeni bir horona başlamak için yaylaya dönülüyor.

Şenliklere katılmak o kadar kolay da değil. Bir gün köy kahvesinde otururken, üstlerinde afili keşif turları yazan 3-4 tane jip yanaştı.  Kahvedekilerle, “Vartevor varmış, biz de katılmaya geldik” dediler. “Durun bakalım” dediler kahvedeki yaşlılar, “Önce bazı sorulara cevap verin, hoşumuza giderse öyle kabul ederiz sizi.” Jiptekiler biraz bozuldu sonra baktık ki akşam şenlikleri katılmamışlar. Amlakitliler, bölgede yayla kimliğini korumak konusunda aşırı hassaslar, yaylada betonlaşmaya kesinlikle izin vermiyorlar. Yoldan her geçeni de hemen buyur etmiyorlar.

Yayladakilerin çoğu şenlikler için geliyor ama yayla kültürünü yaşatmaya çalışanlar da az değil. En ünlüsü Gökay Altay ve ailesi. Gökay, yıllar içinde diğer ailelerin tek tek vazgeçtiği sürü otlatmaya yeniden başlamış. İki inekle başladığı sürüsü şimdi 20 ineğe kadar çıkmış. Sabah erkenden sürünün başında yemyeşil tepelere tırmanıyor, akşam saat 16.00 gibi iniyor, ineklerden elde ettiği sütle yaptığı yoğurt ve peynirleri pansiyonunda kalan müşterilerine en doğal haliyle sunuyor. Hatta kargoyla tüm Türkiye’ye gönderiyor.

Bir hafta süren şenliklerden sonra dönüş vakti geliyor. Çamlıhemşin’de son durağımız, bölgenin nevi şahsına münhasır kişiliklerinden Serkan’ın kendi için kurduğu ama sonra şirin bir restorana dönüşen BegiDip… Şansınız varsa, Serkan’ın da keyfi yerindeyse, soğuk bir içecek eşliğinde soluklanabilir, hatta restoranın önünde çağlayarak akan derede serinleyebilirsiniz.

Murat Köksal

Rize yaylalarına ulaşmak artık çok zor değil. Pazar ilçesinde kurulan havaalanı sayesinde yarım saatte Çamlıhemşin’e varırsınız. Oradan da çeşitli yaylalara araç bulmak mümkün. Kendi aracınızla geldiyseniz aman dikkat muhakkak yüksek araçları tercih edin. 

Ayder gibi ünlü yaylalara artık asfalt yolla ulaşılıyor ama Amlakit, Palovit yaylaları için aynı şey geçerli değil. Bizim Palovit’e yapmaya çalıştığımız yolculuk, yolda bir taşın arabanın kartelini delmesi ile yarım kaldı. Sonrası çekicinin gelmesi ve Pazar ilçesindeki tamirciler…

İlgili İçerikler