Cazın 'Uzun Dexter'ı, Sofistike Dev'i: Dexter Gordon
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Cazın 'Uzun Dexter'ı, Sofistike Dev'i: Dexter Gordon

2018'de, caz müziğinin ve kendi diskografyasının en parlak çalışmalarından ''Go'' albümü, ABD Kongre Kütüphanesi tarafından değerli sanat eserleri kapsamında korunmak üzere arşive seçildi. Bu kurumsal paye, bir sanatçı için büyük onurdu. Kendisi göremese bile...

Dexter Gordon, Amerika'daki milyonlarca siyaha göre çok şanslıydı. Çünkü 1923 yılında Los Angeles'ta ünlü bir anne - babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Dr. Frank Gordon, 1918 senesinde Washington DC'deki Howard Tıp Okulunu bitirdikten sonra kentteki ilk siyah doktorlardan biri oldu. Annesi Gwendolyn Baker, İspanya iç savaşında kara onur madalyası alan beş kişiden biri olan yüzbaşı Edward Baker'in kızıydı.

Dexter, Gordon henüz on üç yaşındayken müziğe klarnet çalarak başladı. İki yıl sonra, on beş yaşında saksafonu tercih etti. Okuldayken küçük birkaç grupta çaldı. 1940 yılında okulu bırakan Gordon, ilk önemli konserini Lionel Hampton ile gerçekleştirdi. Ancak grupta Illinois Jacquet da saksafonda bulunduğundan Dexter hiç solo şansı bulamadı.

İlk resmi öğretmeni cazın efsanevi basçısı Charlie Mingus olan Dexter Gordon, 1943 yılında Jesse Price ve piyanoda Nat King Cole ile kayıt yaptı. 1944 senesinde New York'a gelip Billy Eckstine Orkestrasına katıldığında yarattığı sound ve üstün empravizasyon yeteneği ile artık caz dünyasında öne çıkmaya başlamıştı.

Caz otoriteleri, Gordon'ın, beboptan sonra gelen tenor saksafoncular içerisinde adlarını caz tarihinin unutulmazları arasına yazdıracak olan Sonny Rollins ve John Coltrane üzerinde güçlü etkiler yaptığı konusunda hemfikir oldular.

1940'ların ikinci yarısında Dexter Gordon, kariyerinde önemli aşamalar kaydetmeye başladı ve caz müziğinin en dikkat çeken sanatçıları arasına girdi. Bu dönemde cazın dev isimleri olan, bebopun yaratıcıları unutulmaz Charlie Parker, Dizzy Gillespie ile çalıştı. Ayrıca yine bebopun önemli besteci ve piyanistlerinden, genç yaşta hayatını kaybeden efsanevi Tadd Dameron ile hem çaldı hem de kayıtlar yaptı. Dexter Gordon ve Tadd Dameron, bebop akımının romantikçileri adlandırmasıyla bop tarihine geçtiler.

Fiziksel görünümü nedeniyle caz çevrelerinde ''Uzun Dexter'' ya da ''Sofistike Dev'' lakaplarıyla anılan Gordon, 1943 yılında kısa süreyle Louis Armstrong'un büyük grubuyla da çalıştı.

Dexter Gordon, 1947 ve 1952 yılları arasında, kendisi gibi tenor saksafoncu olan arkadaşı Wardell Gray ile bir dizi klasik iki tenorlu empravizasyon düellosu için, çok beğenilen ve aralarında klasikleşmiş "The Chase" kayıtlarını da yaptı. 1950'li yıllar Gordon'ın bağımsız çalıştığı dönem oldu.

Trajik bir yaşam öyküsü olan Dexter, uyuşturucu sorunları nedeniyle hapis cezası da aldı. Akranı diğer büyük caz müzisyenleri gibi alkolizm artık onun da esbab-ı mucibesiydi. Bunlara rağmen, yaratıcılığının sınırlarını zorlamayı sürdürdü.

1960'ların ilk yarısında yarattığı özgün sounduyla bop döneminin en iyi saksafoncusu olarak görülen sanatçı, solist olarak kıta Avrupa'sını gezmeye başladı. Gördüğü ilgi ve beklemediği caz sevgisi üzerine 1962'de Danimarka'nın başkenti Kopenhag'a yerleşti.

1961 yılındaki Doin Alright, 1962 senesindeki Go ve 1963'teki Our man in Paris albümleri, Gordon'u bir caz efsanesi konumuna getirdi. 1976 yılına kadar Avrupa'da yaşayan Gordon bu süre içerisindeki verimliliği ve yaratıcılığıyla kaliteli albümler kaydetti, performanslar sergiledi.

Avrupa sürecinde kariyerinin zirvesine ulaşırken, artık tenor saksafonun en büyüklerinin başında geliyordu. Bu kıtadaki başarılarına rağmen Amerika'da neredeyse unutulmuştu. Avrupa'da yaşarken ara ara Amerika'ya gidiyordu. 1965, 1969, 1970 ve 1972 senelerinde bu ülkede kayıtlar yapsa da müziğiyle asıl cazibe merkezi olmayı Avrupa'da sürdürdü.

1970'lerin başında tenorun yanı sıra soprano saksafonu da ustalıkla çalarak kendini yeniledi ve müziğini renklendirerek çok başka yerlere taşımayı bildi. Bu istikrarlı başarısı sonucu yeniden Amerika'ya dönme kararı aldı. 1976 yılındaki dönüşü ülkesinde medyada büyük bir olay olarak yer aldı. Ülkesinde icra ettiği sanat hayatında yaptığı inci değerindeki albümleriyle ve seyircileri hipnotize eden güçlü performanslarıyla yaşayan bir efsane olarak büyük ilgi gördü. Çaldığı kulüplerde onu dinlemeye gelenler upuzun kuyruklar oluşturdu. Bu gelişmeler hayatında en mutlu olduğu zamanlardı.1980 yılında Down Beat Jazz onur listesine alınarak değeri tescillendi.

Sofistike Dev Dexter Gordon'a ilginin bir kez daha yönelmesi Fransız yönetmen Bertrand Tavernier'in çektiği, müziklerini Amerikalı caz sanatçısı Herbie Hancock'un bestelediği Round Midnight adlı sinema filmi ile gerçekleşti. Bu karamsar dramada üstün ve çok gerçekçi bir oyunculuk performansı sergilediği Dale Turner adlı bir caz saksafoncusunu canlandırdı.

1986 yılında çekilen bu filmdeki baş rol oyunculuğunu o kadar iyi oynaması filmin temasının tenor saksafonun ilk akla gelen isimlerinden Lester Young ve Amerikalı caz sanatçısı piyanist Bud Powel'ın trajik ve hüzünlü yaşamlarının kesitlerinden oluşması sayesindeydi. Bu dokunaklı filmdeki ana temada işlenen alkol-eroin bağımlılığı ve maruz kaldığı ırkçılık gibi olguların kendi yaşamıyla da benzerlikler göstermesi, Dexter'ı rolü daha da gerçekçi oynamaya sevk etti ve başarılı oyunculuğu sayesinde en iyi erkek oyuncu Oscar'ı için aday gösterildi.

Filmde ünlü yönetmen Martin Scorsese de küçük bir rolle yer aldı. Ayrıca John Mclaughlin, Ron Carter, Herbie Hancock, Wayne Shorter, Tonny Williams gibi ünlü müzisyenler de canlı performans sahnelerinde yer alarak filme katkı sundular. Bu sayede Round Midnight, caz severler için, pırlanta değeri taşıyan otantik bir caz filmi değeri kazandı.

Filmin müziklerinden oluşan albüm En İyi Doğaçlama Solo dalında Grammy ödülü kazandı.

Sağlığı iyice bozuluncaya kadar kendi liderliğindeki dörtlüsü ile turnelere devam etti.

En son büyük konseri Tommy Flanagan ve Ron Carter ile beraber New York Filarmoni orkestrasıyla seslendirdiği Ellingtons idi. Bu eser David Baker tarafından Dexter Gordon için yazılmıştır.

Son albümü The Other Side of Round Midnight, vefatından beş yıl evvel piyasaya sürüldü.

25 Nisan 1990 tarihinde ölümüne içtiği sigaranın sebep olduğu gırtlak kanserinin yanı sıra böbrek yetmezliğinden vefat etti.

Kaybı, cazseverlerin, Sofistike Dev'in zarif, sakin ve insanı kendi iç dünyasının derinliklerine sihirli, esrarengiz yolculuklar yaptıran müziğine olan hayranlıklarının, ilgilerinin azalmasına neden olmadı. Asla unutulmadı. Yıllar içinde değeri daha çok anlaşıldı.

2018 senesinde, yani ölümünden 28 yıl sonra, Gordon'un sanat hayatında beklenmedik ama çok önemli bir gelişme yaşandı. Caz müziğinin ve kendi diskografyasının en parlak çalışmalarından ''Go'' albümü, ABD Kongre Kütüphanesi tarafından değerli sanat eserleri kapsamında korunmak üzere arşive seçildi. Bu kurumsal paye, bir sanatçı için büyük onurdu. Kendisi göremese bile...

Caz, zaman zaman şaşırtıcı boyutlarda ilgi gören bazı dönemlerde de marjinal sınırlara hapsolarak adeta medcezire maruz kalan bir müzik türü.

Ama cazın daima yeniden keşfedilmesinde, dinleyici kitlesine yeni kuşakların dahil olmasında Dexter Gordon'ın müziğinin katkıları takdire şayandır. 

İlgili İçerikler