İnsanların, insan topluluklarının yaşamalarında onsuz edilmeyecek bir şey, "usul" dediğimiz şeydir. Doğanın kendine göre bir "düzeni" var. Doğada olan her şey bu düzen içinde oluyor. Onunla aynı kuralları izlemiyor insan hayatında "usul"; ama onun kadar zorunlu ve belirleyici. "Yöntem", "düzen", "kural" gibi kavramları da içine alıyor. Temel anlamı "asıl", "asıl" kavramının çoğulu. Etimolojik anlamı daha da kesin. Devellioğlu sözlüğünde şöyle tanımlamış: "Bir ilmin veya tekniğin asıl mevzuundan evvel öğrenilmesi gereken esas, başlangıç bilgi." Bir işi yapmanın yolu, yordamı. Yapılacak işin kendisi kadar ya da daha fazla önemli bir bilgi.
"Usul" dediğimiz, kurallar, teamüller, adetler bütünü ile Adalet ve Kalkınma Partisi ya da onun Reis'i Tayyip Erdoğan arasında ciddi bir uyuşmazlık var. AKP ya da Erdoğan "usullere" uyamıyor. İktidarı ele geçirmeye başladıkları günlerden bugünlere çiğnemedikleri "usul" kalmadı denebilir. Örneğin şu "ihale yasası"nı düşünelim. İktidar olmalarından bu yana 190 kere değişiklik yapmışlar. Dediğim gibi, usul olmadan olmuyor, insan hayatı sürmüyor. Onun için AKP dahi bir "yasal değişiklik" yapmak zorunda kalıyor -ama o değişikliği yapıyor. Şaka gibi bir şey. 190 kere değişir mi bir yasa?
Hukukun hiçbir alanında "usul" kalmadı. Anayasa ya da uluslararası anlaşmalar, hepsi (yani, "hepsi" derken, AKP'nin çıkarına uygun gördükleri durumlarda) çiğnendi. Hukuken hiçbir şekilde suçlanamayacak insanlar yıllardan beri hapiste tutuluyor. "Yargıç" sıfatlı kişi "Biz iddianameye bakıp karar vereceğiz" diye, hukukun en temel kurallarını çiğnediğini farkına varmadan itiraf ederek konuşuyor. Yığınla örnek sayılabilir ve zaten sayılıyor.
Seçime seçimin yerleşik kurallarının çiğnenmesini iki kere çok açık gördük: mühürsüz pusulalar olayı ve İstanbul Belediye Başkanı seçimi sonuçlarının iptali... Ama benim bunları yazarken yapmak istediğim bu gibi usulsüzlüklerin dökümünü vermek değil. İktidarın bunları durmadan yapmakta olduğu bir "bilgi" bile sayılmaz: "usulsüzlük", usul oldu. Bugün içinde yaşadığımız toplumda "kural" böyle biçimlendi.
Neden böyle oldu? Cevap aradığım soru bu. Bir beceriksizlik, kural bilmezlik sonucu mu buraya geldik; yoksa bu iktidarın gelmek istediği yer miydi? Sanırım ikisinin de bu sonuçta payı var.
Bugün Tayyip Erdoğan'ın baş temsilcisi olduğu siyasi-ideolojik çizginin, yani "Siyasi İslam"ın bir yorumunun başlıca özelliklerinden biri kendi "Kur'an" anlayışlarına uymayan hiçbir şeyi geçerli görmemektir. Onlara göre, Batı'nın, Hıristiyanlık'ın, emperyalizmin kuklası güçlerin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ndeki kuralların hepsi "gavur icadı"dır ve Müslümanlar'ı bağlamaz. Buradaki bilumum "usuller" de külliyen "batıl"dır. Bunun doğrusu bu toplumun mümin bir önderin "Kur'an"dan esinlenen direktiflerine göre yönetilmesidir. Dolayısıyla "usul çiğneme" belirli bir ölçüde "kasti" bir davranıştır. Bütün bu "ihlal"lerin baş sorumlusu Tayyip Erdoğan bunu bizlere kendi iktidarının nelere kadir olduğunu göstermek üzere böyle yapmaktadır.
Ama işin içine beceriksizliğin, iş bilmezliğin de karıştığını tahmin edebiliriz. Örneğin şu günlerde belirli ölçüde tartışma konusu yapılabilen "kaç kere cumhurbaşkanı olunur?" sorusu... Bunun böylesine göz çıkaran bir "usulsüzlük" olması gerekir miydi? Davranışlarına anlam vermeye çalıştığımız kişilerin mantığına çok uzak olduğumuz için bir yorum yapmakta da zorlanıyoruz. Ama sanki bu kasıtlı değil gibi geliyor bana. Bir kere, tartışılan, bir "Cumhuriyet usulü" değil; kendi yaptıkları yasa. Yasayı yapmışlar, "bir kişi en fazla iki kere cumhurbaşkanı olabilir" anlamına gelen, sekiz yaşında çocuk okusa seksen yaşında adamın anladığı şeyin aynısı olarak göreceği cümleleri yazmışlar. Ama zaman geçiyor, Tayyip Erdoğan ikinci cumhurbaşkanlığının sonuna da geliyor, ama üçüncü kere buraya gelme isteği davranışlarını yönlendirecek şekilde ayakta. Bu duruma şu son günlerde izlediğimiz komik argümanları piyasaya sürüyorlar, koklayıp seçip aldıkları bir kurula geçerliliğini onaylattırıyorlar ve Tayyip Erdoğan üçüncü başkanlığına aday olarak karşımızda dikiliyor.
Muhalefet ya da muhalefetin bir kısmı, Tayyip Erdoğan'ı sandıkta "bozguna uğratmak" istedikleri için bu itiraz politikasına fazlaca "angaje" olmuyor. Bozguna uğrar mı bilmiyorum ya, muhalefetin böyle tavır alması da olabilir tabii. Ama muhalefetin uzun boylu itiraz etmemesi "usulsüzlük" olgusunu ortadan kaldırmıyor. Öte yandan, muhalefetin daha gürültülü bir itiraz kampanyası yapması bugün varılan sonucu değiştirir miydi? Hayır, değiştirmezdi. Bugün "yargı" iktidarın ve cumhurbaşkanının yanında, onların talep ettiği yargıları vererek duruyor.
Örneğin Yüksek Seçim Kurulu kendi içinde asil ve yedek üyelerini seçmeden, Figen Çalıkuşu'nun dikkat çektiği şekilde, üzerine düşen "usul" gereğini yerine getirmeden yoluna devam ediyor. "Usul", Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'sinde, "uyulması" değil "bozulması" gereken bir nesne haline geldi.
Atalarımızdan musiki ile iştigal edenleri, bir bestenin de belirli bir düzene uyması gerektiğini anlamış ve bu düzene de "usul" demişler. Bir beste belirli bir makamdadır ve belirli bir usule göre yapılmıştır. Ritme dayanan bu usullere de doğal olarak adlar verilmiştir. Bunlar arasında bir tanesinin adı "curcuna". Tayyip Erdoğan iktidarının memlekette bütün usulleri "curcuna"ya çevirdiğini söyleyebiliriz sanırım.
|
Murat Belge kimdir? 16 Mart 1943'te Ankara'da doğdu. İngiliz Erkek Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde asistanlık ve doktora yaptı. 1969'da İngiltere'deki Sussex Üniversitesi'nde araştırmacı olarak bulundu. Christopher Caudwell ve Marksist estetik konulu teziyle 1980'de doçent oldu. Genç yaşlarda yaptığı William Faulkner ve James Joyce çevirilerinin yanı sıra 1964'ten itibaren Yeni Dergi, Papirüs gibi dergilerde çıkan eleştirileri, yorum yazılarıyla tanındı. Namık Kemal, Behçet Necatigil gibi yazarlar üstüne incelemeler yaptı. 1970'te Halkın Dostları Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan darbe döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974'te üniversiteye döndü. 1975'te Birikim dergisini kurdu. 1981'de YÖK'ün kuruluşunun ardından üniversiteden istifa etti. 1983'te İletişim Yayınları'nı kurdu, 1984'te Yeni Gündem dergisini çıkartmaya başladı. Denemelerini Tarihten Güncelliğe (1983), 12 Yıl Sonra 12 Eylül (1992), Edebiyat Üstüne Yazılar (1994) kitaplarında topladı. 1980'lerde Sadık Özben mahlasıyla düzenli olarak mizah yazıları yazdı. 1991'de Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türkiye şubesini kurdu. 1997'de profesör oldu; 1995'ten bu yana Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde akademik çalışmalarını sürdürüyor. Marksist estetikten militarizme, edebiyattan yemek kültürüne, Osmanlı ve İstanbul tarihine dek birçok farklı alanda 26 tane kitabı ve çok sayıda makalesi yayımlandı. Halkın Dostları, Birikim, Yeni Dergi, Yeni Gündem, Milliyet Sanat, Papirüs dergilerinde ve Cumhuriyet, Demokrat, Milliyet, Radikal, Taraf gazetelerinde yazdı. Hale Soygazi ile evli. Kitapları - Tarihten Güncelliğe (Alan, 1983; İletişim, 1997) - Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek (Birikim, 1989) - Marksist Estetik (BFS, 1989; Birikim, 1997) - The Blue Cruise (Boyut, 1991) - Türkiye Dünyanın Neresinde (Birikim, 1992) - 12 Yıl Sonra 12 Eylül (Birikim, 1992) - İstanbul Gezi Rehberi (Tarih Vakfı, 1993; İletişim, 2007) - Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye? (Birikim, 1995) - Boğaziçi'nde Yalılar ve İnsanlar (İletişim, 1997) - Edebiyat Üstüne Yazılar (YKY, 1994; İletişim, 1998) - Tarih Boyunca Yemek Kültürü (İletişim, 2001), - Başka Kentler, Başka Denizler 1 (İletişim, 2002) - Yaklaştıkça Uzaklaşıyor mu: Türkiye ve Avrupa Birliği (Birikim, 2003) - Osmanlı: Kurumlar ve Kültür (Bilgi Üniversitesi, 2006) - Başka Kentler Başka Denizler 2 (İletişim, 2007) - Genesis: "Büyük Ulusal Anlatı" ve Türklerin Kökeni (İletişim, 2008) - Sanat ve Edebiyat Yazıları (İletişim, 2009) - Balkan Literatures in the Era of Nationalism (Jale Parla ile birlikte, 2009) - Sadık Özben'in Toplu Eserleri (Helikopter, 2010) - Başka Kentler, Başka Denizler 3 (İletişim, 2011) - Edebiyatta Ermeniler (İletişim, 2013) - Başka Kentler, Başka Denizler 4 (İletişim, 2014) - Militarist Modernleşme-Almanya, Japonya ve Türkiye (İletişim, 2014) - Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik (Agora, 2006; Berat Günçıkan ile söyleşi) - Step ve Bozkır - Rusça ve Türkçe Edebiyatta Doğu-Batı Sorunu ve Kültür (2016) - Şairaneden Şiirsele / Türkiye'de Modern Şiir (İletişim, 2018) - “Siz isterseniz…” – Popülizm Üzerine Yazılar (İletişim, 2018) - Sanat ve Edebiyat Yazıları II (İletişim, 2019) Çevirileri - Hegel Üstüne: W.T. Stace - Martin Chuzlewitt: Charles Dickens - Döşeğimde Ölürken, Ağustos Işığı, Ayı: William Faulkner - Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi: James Joyce - Arabadakiler, Patrick White - 1844 Elyazmaları: Karl Marx - Bir Zamanlar Europa'da, Leylak ve Bayrak: John Berger - Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla: Leo Huberman - Yazıcı Bartleby: Herman Melville - Kayıp Kız: David Herbert Lawrence - Yurtsuzların Ülkesi: Dugmore Boetie - Lenin ve Felsefe: Louis Althusser (Bülent Aksoy ve Erol Tulpar ile birlikte) - Yanya Sultanı – Tepedelenli Ali Paşa: William Plomer |


