İyi, doğru, faydalı
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İyi, doğru, faydalı

Neredeyse bütün felsefe tarihi üç “moment”i bulma çabalarıyla doludur. Oysa ne kadar kolay. Ben iyiyim, iyi ve doğruyum; o halde benim işime yarayan şey de iyidir ve doğrudur. Her şeyin bir kolayı var...

İyi, doğru, faydalı

Klasik üçlüde bir değişiklik yaptım. “Güzel” yerine “faydalı”yı koyup sırayı da değiştirdim.

İnsanlar düşünce dünyalarında “felsefe” kavramını düşünecek ölçüde ilerledikten bu yana bu “klasik üçlü”nün üç “moment”inin birbirleriyle ilişkileri üstüne kafa yormuşlardır. Düşüncenin sonu yok. Her an biri ortaya çıkıp daha önce söylenmemiş bir şey söyleyebilir, kapandığını varsaydığımız konuları yeniden açabilir. Başlıktaki kavramlar için de geçerlidir bu. Toplumların, bireylerin dünya görüşleri değiştikçe, bu yüksek niteliklerden beklenen şeyler de değişikliğe uğrar.

Ben güzeli attım, çünkü filozoflar da ilk onu gözden çıkarıyorlar. Ama öbür ikisinin de yerleri kesin değil. Bunun yığınla örneği de yaşandı.

On dokuzuncu yüzyılda, sanayileşmenin dünyayı belirlemeye başladığı evrede, felsefe akımlarına bir yenisi eklendi: “Utilitarianism”; Türkçede “faydacılık” ya da “Öz” Türkçecilikte ısrarlı isek “yararcılık” diyoruz. Düşünüyorum da, “doğru” ve “iyi” kavramlarını analiz ederken bunları “yarar”la ilintilendirmek, daha önce pek yapılan bir şey değildi. On dokuzuncu yüzyıla, yani sonuç olarak “kapitalizm”in oluşumuna kadar bu ikisine karşı neredeyse hakaret sayılırdı. “İyi” ve “doğru” soylu, yüce şeyler anlatırdı. “Yarar” bu nların yanında fazlasıyla “bayağı” kalıyordu. “Çıkarcı”ydı. Örneğin Marksizm’in hiç olmadığı kadar “bayağı maddiyatçı”ydı.

“Utility” kelimesi Latince’den gelir ve İngizcede “Use” fiili ya da “useful” sıfatı oradan gelir. Böylece, “Güzel, İyi, Doğru” gibi bir üçlüye “yararlı” gibi bir dördüncü ayak eklenmiş oldu ve bunu kapitalizm başardı. Bu klasik üçlünün üç ayağı arasında bir akrabalık da bulunduğu varsayılır. Bu yeni mantığa göre “yararlı” olan ne varsa “iyi” ve “doğru” olana da oradan geçerek girmesek bile “semtine çıkıyorduk”.

Ama kapitalist mantık durduğu yerde durmayı kendine yediremeyen bir mantıktır. “Utility” de durmadı. Bir kelime daha ileri sürmekte gecikmedi. Bu kelime “expedient” -isim haliyle “expediency”. Bu da “fayda” ve “faydalılık” anlamlarına geliyor. Geliyor ama “ütilite”ye göre önemli bir farklılığı var: “İyi” ve “Doğru”dan kendini ayırmış, bağımsızlığını ilan etmiş: “faydalı” olmasına faydalı, ama aynı zamanda “doğru” olmak gibi bir yükümlülüğü yok. Bağımsızlık ilanı bunu da içeriyor.

Redhouse Sözlüğü kelimenin Türkçesini bakın nasıl vermiş: Doğru yolu aramadan istenilen sonucu elde etmek için en kolay yolu teşkil eden; uygun, münasip, muvafık, kestirme: yarar veya amaca erişmek için başvurulan çare; politika, bir işi doğru veya haklı olup olmadığına bakmadan yürütme…

“Fayda”nın bu türlüsünü duymuş muydunuz? Mutlaka duymuşsunuzdur. Ama duymadınızsa şu anda memleketimizde iktidarın siyaset yapma tarzına bir göz atın. Camide bira içen eylemcilerden bugünlere, Ekrem İmamoğlu ve çetesinin yaptıklarına uzanan, seçime montaj malzeme ile katılmayı ve hemen hemen her şeyi içeren siyasi çizgiyi izleyin.

Fazla “komplike” bir mantık gerektirmiyor bu “politika” tarzı. Şöyle: Biz iyiyiz ve doğruyuz. Şu hâlde bize fayda sağlayan bir şey kendisi doğru olmasa da son kertede doğrudur. Redhouse’ın verdiği kelimeler arasında “kestirme” de var. Evet, bu da elimizde güzel bir imkan. Hani Sokrates’le Platon’un “ideal”di, “form”du, buralardan “doğru’yu bulma çabaları; uğraş babam uğraş. Kant’ı düşünün, ne zahmetlere giriyordu “kategori”leriyle. Yalnız bunlar da değil elbette, neredeyse bütün felsefe tarihi bu aramalarla doludur. Oysa ne kadar kolay. Ben iyiyim, iyi ve doğruyum; o halde benim işime yarayan şey de iyidir ve doğrudur.

Her şeyin bir kolayı var.

İlgili İçerikler