Kan ve gül…
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Kan ve gül…

Kızılay, daha önce de yazdığım üzere sadece 2016-2021 tarihleri arasında 2 milyar 525 milyon dolar bağış toplamış, 2022 ve 2023 yıllarına ilişkin verileri ise henüz yayımlamadı

Sel, deprem, çığ ve envai çeşit afetin gerçekleştiği ülkemde bu afetler neticesinde kadere dayandırılan ölümler maalesef eksik olmamakta. 6 Şubat sabahı hepimizi derinden yaralayan on binlerce insanımızı kaybettiğimiz yüz binlerce insanımızı da evsiz, ailesiz bırakan deprem neticesinde kamu kurumlarının ne derece etkili ve yeterli olup olmadığını da gördük.

Malumunuz deprem gibi afetler sonrası yaraları sarmak üzere kurumların ne denli çalış(ma)tığı kamuoyuna yansıdı. Bu kurumlardan özellikle Kızılay'ın çadır satışı, para aktarımı, sponsorluk faaliyetleri ve en son kan talebi sanıyorum herkesi ziyadesiyle rahatsız etti. AFAD için de müdahalede geç kalma sorunu eleştirildi.

Esas meselenin kaynağı deprem olmadan önce bu binaların inşaatlarına sağlıklı olmadığı halde onay verilmesi, Devlet eliyle imar affı yapılması, kaçak yapıları görmezden gelinmesi -ki eminim sizlerin de şu an içinizden saydığı onlarca neden- sayılabilir. Ve bunların önlenmesine dair hiçbir şeyin yapılmaması…

Kan bağışı

Deprem sonrası bağış kampanyalarından insanların kendi rızasıyla yurt içinde ve yurt dışında milyarlarca lira bağış toplandı; bazıları ise sadece bağış şovu yapıp geçti.

Kasalarında milyarlarca dolar bulunması gereken AFAD ve Kızılay da bağış topladı elbette. Özellikle Kızılay'ın çadır satışı bazı vakıf ve derneklere şartlı bağışları komisyon karşılığı aktarıp bağışı yapana "vergiden kaçınma" hizmeti sunması, televizyonların şov programlarına sponsor olması ve son olarak da kan bağışı yapılması gerektiğini sosyal medyada duyurması herhalde bir tek benim canımı sıkmamış olsa gerek.

Kızılay, daha önce de yazdığım üzere sadece 2016-2021 tarihleri arasında 2 milyar 525 milyon dolar bağış toplamış, 2022 ve 2023 yıllarına ilişkin verileri ise henüz yayımlamadı.

Toplanan bağışları kendi tüzüğünde yer alan amaçları için saklayıp biriktirseydi/harcasaydı basında ve sosyal medyada gördüğüm kadarıyla güven kaybetmeyecek ve sanıyorum bugün böyle bir duruma da düşmeyecekti. Sorunun çözümü Dr. Kınık'ın istifasında saklı değil, kana muhtaç kalan Kızılay'ın amaç dışı faaliyetleri bir an önce bitirip halkın gözünde güvenini tekrar tesis etmesindedir.

Çizim: Aydan Çelik

Türkiye Afet Yönetimi Kanun Teklifi

Deprem öncesi binaları güçlendirip, sağlıklı olmayanları tespit edip olası bir depreme hazırlamak gibi asli bir görevi olan bir kamu kurumumuz maalesef yok, varsa da ben bilmiyorum. Daha önce de defalarca bu amaç için farklı isimlerde fonlar kurduk ama onları da fon kültürü ve işleyişine sahip olmadığımız için yönetemeyip kapattık.

En son 21 Mart 2023'te Afet Yeniden İmar Fonu'nu kurduk ama bu Fon'un işleyişinde de onlarca sorun çıkacak gibi. Çıkması muhtemel sorun ve eksiklikleri daha önce yazmıştım.

Yapılması gereken ya bu fonların denetimini güçlendirmek ya bir afet bakanlığı kurmak ya da merkezi yönetim bütçe kapsamında bir kurum oluşturmaktı.

CHP, 6 Nisan 2023 günü 69 maddelik (bir de geçici) Türkiye Afet Yönetimi Kanun Teklifi'ni TBMM'ye sundu. Bence bu Teklif'in en önemli özelliği olası afetlere/depremlere yönelik hazırlıkları da içeriyor olmasıydı. Zaten Teklif'in 1'inci maddesi de "Bu Kanunun amacı, afetlerden önce, afetler sırasında ve afetlerden sonra alınacak önlemler, yapılacak müdahaleler ve düzenlemeler bakımından esas alınacak temel ilkeleri ve görev, yetki ve sorumluluk kurallarını sosyal devlet ve çevre devleti gerekleri doğrultusunda belirlemek; kurumsal yapı çerçevesinde ve ortak sorumluluk anlayışı dahilinde bütünleşik afet yönetimini gerçekleştirmektir." şeklindedir.

Teklif sadece depreme değil tüm afetlere yer vermiş, bu yönüyle yerinde olmuş.

Teklif'in 8'inci maddesiyle Afet Riskleri Değerlendirme Komisyonu'nun kurulması önerilmiş. Bu Komisyonun kurulma gerekçesi ise TBMM'de afet durumlarında kurulan komisyonların işlevsiz olması gösterilmiş.

Teklif'in 11 ve devamı maddelerinde AFAD yerine Türkiye Afet Kurumu adı altında 5018 sayılı Kanun'a ekli (II) sayılı cetvelde yani Özel Bütçeli kuruluşlar arasına alınması önerilmiş. Afet yönetiminin koordinasyonundan sorumlu teşkilat olarak kurulması öngörülen Türkiye Afet Kurumu'nun etkili ve hızlı hareket edebilmesi için ayrı bir tüzel kişiliği olması ve idari/mali açıdan belli ölçüde özerk olması, ayrı bir bütçesi olması Kurum'a ayrı bir manevra kabiliyeti sağlayacağı düşünülmüş. Bence de oldukça yerinde düşünülmüş bir madde. Ayrıca Özel Bütçeli bir kuruluş olması nedeniyle hem merkezi bütçeden pay alabilecek hem de harcamaları daha şeffaf görünebilecek.

Teklif'in 14'üncü maddesiyle Acil Müdahale ve Kredi Fonu kurulması planlanmış. Özellikle her deprem sonrası deprem vergilerinin sorgulanmasının önüne geçilmek istenmiş. Ancak bu maddede çok önemli iki sorun var.

İlki,

Deprem vergisi olarak bilinen ve 1999 yılında bir yıllığına getirilen özel iletişim vergisi, 31.07.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5228 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun 39'uncu maddesine eklenerek kalıcı ve sürekli hale getirildi. Kanun Teklifinin gerekçesinde deprem vergileri ifadesi kullanılmış. Mali mevzuatımızda deprem vergisi/vergileri olarak ihdas edilmiş bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu ifade ekseriyetle siyasiler, basın ve halk tarafından kullanılmaktadır. Bir Kanun gerekçesinde böylesi bir ifadenin kullanılması mevcut metne mali hukukçuların dokunmamış olduğu sonucu çıkmaktadır. Zaten tüm metin bir bütün olarak incelendiğinde anayasa, genel kamu ve idare hukukçuların bakış açısıyla hazırlandığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle ciddi bir şekilde eleştirilmeli ve tekrar gözden geçirilmelidir.

Diğeri,

Genel bütçe geliri olan özel iletişim vergisi namı diğer deprem vergisi 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 13/g maddesinde yer alan "Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır." hükmüne yani ademi tahsis ilkesi engeline takılacak ve bu verginin doğrudan Fon'a aktarılması pek mümkün olmayacaktır. Sanıyorum bu başka bir formülasyonla çözülecek, lakin bu da Teklif'te yok.

Teklif'in 15 ve devamı maddeleri ile Afet Kurulu'nun; 21'inci maddesi ile Afet Kriz Merkezi'nin; 22'nci maddesi ile Kamu Acil Haberleşme Merkezi'nin; 24'üncü maddesi ile Afet ve Sivil Savunma Akademisi'nin (ASSA) kurulması önerilmiş.

Teklif'te afetlere dirençli kentleşmeye ilişkin temel ilkeler, sorumluluklar en ince ayrıntısına kadar düşünülerek planlanmış.

Teklif'in Beşinci Bölümünde afet sonrası ilk müdahale, iletişim, barınma hakları, sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri, ekonomik ve istihdam sorunlarının çözümüne yönelik kapsamlı bir düzenleme yapılmış.

Ayrıca Teklif'in Altıncı Bölümünde afet bölgelerinde mahkemelerin sağlıklı işleyebilmesi ve dava açacakların süre anlamında hak kayıplarına uğramaması için başka da ayrı bir düzenlemeye gerek duymadan düzenlemeler yapılmış. Ayrıca duruşmaların da yapılmayacağına, tebligatların da duracağına ilişkin özel hüküm eklenmiş. Oldukça yerinde düzenlemeler bunlar.

Ancak...

Kanun Teklifi genel olarak sorunun çözümüne merhem olacak şekilde kaleme alınmış ancak metnin tamamı genel olarak anayasa ve idare hukuku perspektifi ile tasarlanmış. Özellikle mali hukuka ilişkin hükümler hem es geçilmiş hem de gerekçede mali hukuk literatürüne ilişkin ifadeler siyasi kulis ağzıyla yazılmış. Bu yönüyle ivedi şekilde tekrar gözden geçirilmesi kanaatindeyim.

Murat Batı kimdir? 

Prof. Dr. Murat Batı, 14 Aralık 1974 tarihinde Diyarbakır'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Diyarbakır'da tamamladı. Lisansını Ankara Gazi Üniversitesi'nden, yüksek lisansını Hacettepe Üniversitesi'nden, doktora derecesini "Türev Araçların Vergilendirilmesi" teziyle 2012 yılında İstanbul Üniversitesinden aldı.

Mali hukuk alanında 2016 yılında doçent, 2022 yılında profesör kadrosuna (Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi) atandı. 

Çok sayıda üniversite, banka, belediye ve profesyonel şirkete, özellikle vergi hukuku alanında eğitimler verdi; hukuk ofisleri ile YMM ofislerine danışmanlık yaptı.

"Vergi Hukuku (Genel Hükümler)", "Muhasebe Hileleri ve Vergiden Kaçınmanın Türk Vergi Mevzuatındaki Yasallığı", "Türk Vergi Sistemi" kitapları yayımlandı; 60'tan fazla ulusal ve uluslararası akademik yayında makale ve kitap bölümü yazdı.

Kısa bir süre Cumhuriyet, Dünya ve BirGün gazetelerinde konuk yazarlık yaptı. Eylül 2020'den itibaren T24'te yazmaya başlayan Murat Batı, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mali Hukuk Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevini halen sürdürmektedir.

 

İlgili İçerikler