İmralı Marmara denizinin ortasında, Silivri ile neredeyse karşı karşıya, Bursa iline bağlı, Mudanya ilçesine kayıtlı minicik bir ada.
Yüzölçümü yaklaşık 10 kilometrekare, çevresi 19,4 kilometre ve zirvesi 217 metre.
Efsaneler İmralı adasının Yunan mitolojisin yılan ayaklı ölümsüz devlerinden biri olan Besbikos’un attığı bir taşla oluştuğunu anlatır. İnsanlar bu adaya MS yedinci yüzyılda yerleşmeye başlarlar. İsmi o dönem Kalolimnos olur, Orhan Bey’in komutanlarından Emir Ali adayı Bizans’tan alınca da Emirali olarak değişir. Ve zaman içinde bu ad İmralı’ya evrilir.
Geçen yüzyılın başlarına kadar adada üç Rum köyü vardır. Tarımı sadece soğandır ve geçim balıkçılıkla sağlanır.
Mübadele zamanı ada külliyen boşalır…
Ve 1935 yılında ülkenin ilk yarı açık cezaevi burada yapılır.
Harabe bir kilisenin duvarları tamamlanıp koğuş haline getirilir. Adada serbest dolaşan 50 cinayet hükümlüsü, tarımla uğraşıp oradan elde ettikleri kazançla geçinir.
Yassıada’da yargılanan Menderes, Zorlu ve Polatkan için darağacı İmralı’da kurulur ve naaşları yine adaya gömülür.
Bu arada adadaki tüm mahkumlar hep tarımla uğraşmaktadırlar.
Ta ki 1999 yılında ada boşaltılana ve sadece Öcalan’a tahsis edilene kadar.
İmralı…
Mübadeleden beri farklı farklı mahkumların çilesi, 1960’tan bu yanaysa siyasi tarihin en kritik dönemeçlerinin simgesi. Birgün Yassıada gibi kapıları halka açılır içine bir müze kurulur mu bilinmez. Ama şu anda kapıları her şeye sıkı sıkı kapalı.
O kapalı kapıların ardında ve önünde yapılan pazarlıklarla hesapları kimse çözemiyor. Bugün İmralı’ya kim neden gitmek, kim neden gitmemek istiyor, kayıtlara net bir şekilde geçemiyor.
Bu fluluğun nedeni olayı dışarıdan izlemek zorunda bırakılanların analiz yeteneğindeki yetersizlik değil, meselenin gücünü kaostan alma niyeti.
Herkes Bahçeli ile Erdoğan bu konuda neden birbirine ters düştü ve PKK ile Bahçeli nasıl oldu da yüzünü böylesine birbirine döndü diye düşünürken…
Biz belki de onların ne yapmaya çalıştığını çözmekle uğraşmak yerine adanın Türk siyasi tarihindeki rolüne odaklanmalı ve geçmişe bakarak geleceği anlamaya çalışmalıyız.
Bunun için de sadece hepsinin koordineli bir şekilde davrandıklarını düşünmeli ve ancak şüphe üzerine inşa edilecek bir sağduyunun verebileceği kadar temkinli öngörüler üretmeliyiz.
Bugün o adaya siviller giremiyor, adanın üzerinden uçak uçamıyor, yakınından gemi geçemiyor. İmralı’ya özel izni olanlar dışında kimseler gidemiyor.
…
Bugün Ankara’dan herhangi biri İmralı’ya gitmek istese ve telefonundaki navigasyona İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi yazsa...
Navigasyon özel araçla iki seçenek verir.
İlki 6 saat. 456 km der, 80 lira da yol ücreti. İkincisi 7 saat ve 460 km. Yol ücreti yok. Açıklamalar yolun bazı yerlerde bozuk olduğunu gösterir. Adaya gitmek isteyen kişi, tekne aşaması navigasyonda neden yok diye kara kara düşünür.
Taksiyi seçerse taksimetre 14 bin 765 lira.
Toplu ulaşımı ya da diğerlerini işaretlerse “Başka bir ulaşım türü seçin ya da başlangıç veya varış noktalarını değiştirin” yazısı altta.
Navigasyon seçenekler arasında göstermiyor ama tabii ki helikopterle gidecekler için o yol çok ama çok daha kısa.
Hiç gitmezlerse aynı yol çok uzun. Upuzun. Hatta ta sonsuza.
İnsanın ister istemez aklına takılıyor…
“Başka bir ulaşım türü seçmek” ya da “başlangıç ve varış noktalarını değiştirmek” belki de herkes için hem daha hayırlı hem de daha akıllıca. Yoksa, ada ta en baştan beri hep şuradan şu kadar uzaklıkta ve etrafı onu ana karadan ayıran bulanık sularla çevrili minicik bir kara.
Belki de marifet, o suları bulandıran ne varsa cesaret edip tek tek ayıklamakta.


