Kendi hukukunu dayatmak, bir kişi, devlet ya da kurumun, kabul görmüş evrensel hukuk kurallarını hiçe sayarak sadece kendi koyduğu ya da makul gördüğü kuralları başkasına zorla kabul ettirmesi anlamına gelir.
Kendi hukuklarını dayatanlar karşı tarafın rızasını önemsemezler.
Çeşitli güç, tehdit ya da fiili durum yaratarak kendi kurallarını uygularlar.
Uzlaşı, ortak yasa, tarafsız düzen gibi hedefleri es geçer, sadece kendi çıkarları üzerinden hareket ederler.
Kendi hukukunu dayatmak demek, hukukun üstünlüğünü ilkesini reddetmek ve onun yerine gücün üstünlüğünü kabul ettirmek demektir.
Yani güç kimdeyse buyruk hakkı da ondadır.
Bunu devletler çok sık yaparlar. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayıp kişisel gerekçelerle başka ülkelere saldırırlar.
Bunu mafya çok sık yapar. Kendisine göre belirlediği bir adalet gereği başkalarının parasına çöker, malına konar, canını alır.
Patronlar bunu çok sık sık yaparlar. Şirket kurallarının dışına çıkıp “Ben öyle uygun gördüm” diyerek kendi bildiklerini uygularlar.
Anne babalar bunu çok sık yaparlar. Çocukların haklarını hiçe sayarak aile içinde kendi bildiklerini dayatırlar.
Ve…
Bireyin/toplumun adalet ve güvenlik duygusu yerle bir olur. Kuralın değil gücün üstünlüğü pasif, agresif, korkak, saldırgan bireylerin/toplumların oluşmasına yol açar.
Kendisini devamlı doğanın bir parçası olan hayvanlardan ayrı bir yerde tanımlamaya çalışan ve türünün aklıyla övünüp o akıl üzerine inşa ettiği fil dişi kulelerde alternatif sistemler kura yıka bir medeniyet inşasına girişen insanın güçle kurduğu sorunlu ilişki onu uzaklaşmaya niyetlendiği özüne yani güç odaklı vahşiliğine devamlı geri döndürür.
Ve erkekler kadınları öldürür. Çocuklar akranlarını zorbalar. Üstler altlarına haksızlık yapar.
Devletler milletlere eziyet eder. Savaşların sonu gelmez olur. Dünya zulmün dinmediği bir yere dönüşür.
Hukukun yerini güç aldığında ipin ucu artık öylesine kaçmıştır ki nerede hata yaptığınıza dönüp bakacak mecaliniz bile kalmamış olur. Önünüzü de göremezsiniz. Başlangıçta sınırları hukukla belirlenen iktidarın hangi noktada hukukun sınırlarını belirlemeye cüret ettiğini tespit bile edemez hale gelirsiniz.
Rejim çoktan değişmiştir ve siz bu çağda artık darbe mi kaldı diye düşünürken o darbeyi zaten yemişsinizdir. Gözle görülemediği, elle tutulamadığı, adı konulmadığı için varlığı da hissedilmiyor zannedilen bir hayalet darbenin altında ezilmişsinizdir.
Evet;
Demokrasi, kimse kendi hukukunu bir diğerine dayatamasın diye vardı. Krallıklardan padişahlıklardan cumhuriyetlere bunun için geçilmişti. Devrimler bunun için yapılmıştı.
Anayasalar bunun için yazılmıştı. Partiler bunun için kurulmuştu. Seçimlere bunun için gidilmişti. Ama artık hepsi mişli geçmiş zamanın hikâyesi.
Bugün sadece siyasetçilerin, gazetecilerin, aydınların değil oyuncu menajerliği yapanların, şarkı sözü yazanların, sahneye dilediği kıyafetlerle çıkanların, kamera karşısında şakalar yapanların da birbiri ardına gözaltına alındığı, tutuklandığı, hapis cezasıyla tehdit edildiği, yurtdışı yasağıyla rehin tutulduğu bir ülkenin vatandaşısınız ve seçilmiş muhalif politikacılarınız keskin nişancılar tarafından teker teker avlanıyor.
Tüm bunlar siz artık bir hukuk devletinde değil buyruk devletinde yaşadığınızı iyice kanıksayın diye yapılıyor.
…
Kanıksadığınız ve kanıksamadığınız şeylerin yerlerini değiştirmeyi deneyin.
Belki oyun oradan bozuluyordur.


