Fenerbahçe için sezonun ikinci resmi maçı Kadıköy’de Feyenoord karşılaşmasıydı. Jose Mourinho’nun 1-2’nin rövanşında takımını nasıl bir kadroyla sahaya çıkaracağı ve nasıl bir futbol oynatacağı merak konusuydu. Tecrübeli teknik adam ilk maçın aksine Kadıköy’de yeni kozlarının hepsini sahaya sürerek başladı karşılaşmaya.
Kalede İrfan Can, savunmada Mert, Skriniar, Oosterwolde üçlüsü, sağ çizgide Semedo, sol çizgide Brown, orta sahada Fred, Amrabat ve önlerinde Szymanski hücumda da En-Nesyri, Duran ikilisi Fenerbahçe’nin başlangıç on biriydi. Sarı-lacivertli takıma geldiği günden beri güvenli ve kontrollü oyunu tercih eden Mourinho, tur için bu tercihin yeterli olamayacağının farkında olsa gerek; Fenerbahçe taraftarının da desteğiyle coşkulu ve güçlü oyunla başladı maça. Sahada ilk dakikadan itibaren kıran kırana bir mücadele vardı.
Henüz yarım saatlik bölüm tamamlanmadan En-Nesyri’nin filelere gönderdiği top ofsayt gerekçesiyle gol değeri kazanmadı. İlk yarıda son beş dakikaya girilirken ilginç bir pozisyon yaşandı. Feyenoordlu Ueda’nın topa elle teması sonrasında hakemin oyunu durdurduğunu zanneden İrfan Can, yarı alanının ortalarında topu eliyle tutup arkadaşına vermek isteyince Rumen hakem Kovacs serbest vuruşa hükmetti. Kullanılan serbest vuruşta da Watanabe’nin kafa vuruşuyla konuk takım öne geçti (0-1). Çok basit bir hata sonrasında verilen bir serbest vuruşla golün gelmesi büyük şanssızlıktı.
Hem İrfan Can hem de takım bu pozisyondan gerekli dersleri çıkaracaktır. Tur için iki farklı kazanılması gereken maçta 40.dakikada gol yiyerek geriye düşmek moralleri bozsa da sarı lacivertli futbolcuların verdiği tepki turu getirdi. Futbol ilginç bir oyun, anlar çok önemli. Her şey bir anda değişebiliyor. Yenilen golden üç dakika sonra köşe vuruşundan gelen topla Brown kafayla skora dengeyi getirdi (1-1). Devre bitmeden En-Nesyri’nin asistiyle Duran Fenerbahçeyi öne geçirdi (2-1). Soyunma odasına üç dakika içinde bulduğu iki golle önde giren sarı lacivertliler moral üstünlüğünü eline geçirmiş oldu. İkinci yarının başında Fenerbahçe kalesi büyük bir tehlike atlattı.
Borges’in kaleci İrfan Can ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda İrfan Can belki de maçın kurtarışını yaparak skor üstünlüğünü korudu. Fenerbahçe Mourinho geldiğinden beri belki de ilk kez bu kadar istikrarlı bir şekilde tribünlerin coşkusuna ayak uyduran güçlü, coşkulu ve önde baskılı oyun oynuyordu. İşte bu önde baskı üçüncü golü getirdi. Brown’un baskısıyla topu kazanan Fred’in mükemmel vuruşu filelere gittiğinde dakikalar 55’i gösteriyordu ve geride uzun bir süre vardı(3-1). Şimdi merak edilen turu getiren skoru yakalayan Mourinho’nun güvenli ve kontrollü oyuna dönüp dönmeyeceğiydi. Hele bir de önde baskıda çok önemli işler yapan hücum ikilisinden Duran sakatlık nedeniyle yerini Talisca’ya bırakınca bu kez baskıyı Feyenoord yapmaya başladı.
Konuk takımın tüm hatlarıyla gol için yüklendiği bölümde Brown sol çizgide rakip savunmanın arkasına sarkarak harika bir zamanlama ile gecenin en çalışkan ismi En-Nesyri’ye gol pası verdi. En-Nesyri skoru 4-1’e getirdiğinde herkes bu iş bitti dedi. Oysa 89’da Feyenoord Watanabe ile skoru 4-2’ye getirince acaba dedik. 90+5’te Talisca kalitesi ve bireysel çabasıyla maça noktayı koyan golü atarak gecenin skorunu belirledi (5-2).
Maçın başından sonuna kadar coşkuyla takımını destekleyen sarı lacivertli taraftarlar için de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. İki takım arasında tabi ki Fenerbahçe lehine kalite farkı var. Ama iki maçta da gördük ki kalite farkı eğer mücadele etmezsen ve güçlü coşkulu bir oyunun yoksa kazanmaya yetmiyor. Bakalım Jose Mourinho tribünleri de memnun eden bu oyundan dersler çıkaracak mı?


