Büyük kentlerde yaşayanlar, güne keyifli başlamak için çeşitli çareler arıyorlar. Bunların sonuncusu, sabah sabah kahveye gidip, koyu bir kahve eşliğinde dans etmek. Dans dediysem, öyle yavaş yumuşak slow değil, vücudun tüm hücrelerini uyandıracak kadar ritimli danslar.
Aslında dünyanın dört bir yanında, sabah mahmurluğundan sıyrılabilmek için çeşitli yollar deniyorlar.
Mesela güne “Sabah İçkisi” ile başlayanlar var!
Kahvaltının geleneksel eşlikçileri bizim bildiğimiz çay ve kahvedir. Onların tahtını sallayan yeni içeceğin alkol olduğu öne sürülüyor.
Yani sabahları etrafa yayılan mis gibi kahve veya demli çay kokusunun yerini içki kokusu alacak.
Yanlış anlamayın, düşüncesi bile bir çoğunuzun midesini alt üst eden bu iddia benim değil. Beslenme modasını dizayn eden uzmanlar böyle söylüyorlar.
Aslında, kahvaltıda içki içilmesi yeni bir şey değil. Bu alışkanlığın başlangıcı 16. yüzyıla dayanıyor. Belgeler, o yıllarda keşişlerin, askerlerin ve hatta çocukların kahvaltıda bira içtiklerini gösteriyor. Özellikle keşişler, manastırlarda kahvaltıda kendi ürettikleri biraları içiyorlardı. Biranın katığı ise yine kendi yaptıkları kaba saba bir kaç dilim ekmekti.
Bira o yıllarda bugünkü gibi "kafa bulmak" içilen bir içki değildi. Gövdeli, yüksek alkollü ve bol karbonhidratlı bu içeceğe "sulu ekmek" deniyor, günlük beslenmenin en önemli gıdalarından biri kabul ediliyordu.
Sabah birasıyla kafayı bulan keşişler, manastırın zor şartlarına daha kolay dayanıyorlardı.
Belçika ve İngiltere'de bira üreticileri, yakın zamana kadar sabah kahvaltısında çalışanlarına ücretsiz bira veriyorlardı. Üreticiler bu biraların işçilere enerji yüklediğini ve bu sayede üretimin arttığını öne sürüyorlardı.

Ünlü İngiliz devlet adamı Churchill de, sabah içkisinin enerji verdiğine inananlardandı. Sabah iki yumurtalı, bol jambonlu kahvaltısını yaptıktan sonra, baston boyutundaki purosu eşliğinde bir bardak dolusu sherry içer, daha sonra üstünde sabahlığı ile kabine üyelerini kabul ederdi. Eğer çetrefilli bir konu varsa, ikinci bardak sherry'i de içmekten çekinmezdi.
100 yaşında aramızdan ayrılan Kraliçe Elizabeth'in, sabah 11.00'de bir bardak cin tonik içtiği bütün dünyanın malumudur. Kraliçenin, duble cin koyduğu kadehine, bol buz atıp, bir kaç damla tonikle karıştırdığı söyleniyor. Yani güne, oldukça sert alkolle başlamayı tercih ediyor.
Kraliçe içer de askerler içmez mi?
1890'lı yıllarda, savaştaki İngiliz askerlerine sabah kahvaltısında romlu çay servisi yapılıyordu. "Gunfire" adı verilen bu çayı içen askerler, “Haşşaşiler” gibi korkusuz bir savaşçıya dönüşüyorlardı! Aynı şekilde İspanyol askerleri de kahvaltıda "Carajilo" denen romu bol, kahvesi az bir içecek içiyorlardı.
Sabah içkisi içmek, Britanya Adası'nda yaşayanların genetiğinde olsa gerek. Bu konuda İskoçlar da İngilizlerden pek geri kalmıyorlardı. Yakın bir geçmişe kadar İskoçlar, geceden evlerinin önüne bir bardak dolusu viski bırakıyorlardı. Bu viski, sabah servisine gelen postacılar ve sütçüler içindi. Bu alışkanlığın kırsal kesimde hâlâ devam ettiği öne sürülüyor.
İrlandalıların en sevdiği kahvaltı ise bir bardak siyah Guiness birası. Çoğu İrlandalı bu birayı içmeden güne başlayamıyor.
Boşnaklar ise kahvaltıdan sonra içtikleri sabah kahvesinin yanında, küçük bir bardak sert erik rakısı içmeyi pek seviyorlar.
Buna Boşnak olan kayınpederimin kahvaltısında şahit olmuştum. Ben de zaman zaman bu kahvaltıdan nasiplendim!
Amerikalılar ise sabahları votkası bol Bloody Mary'i tercih ediyorlar. Bu içiki geceyi geç kapatan ev kadınlarının birinci tercihi. Votka ve domates suyu karışımıyla, günün zorluklarını yenmeye çalışıyorlar. Daha sertini isteyenler martiniye sığınıyorlar.
Meksikalı çiftçiler de "sabahçı" sınıfında yer alıyorlar. Bu çiftçiler tarlaya gitmeden önce kahve, şeker, kakao, tekila ve çiğ inek sütünden yapılan "El Pajare" denen içkiden bir iki kadeh atmayı asla ihmal etmiyorlar. Onlara göre bu içki mideyi temizliyor ve insana enerji veriyor.
Norveç'in kuzeyinde, Ren geyiğinin peşinde koşturan çobanlar ise dondurucu soğukla baş edebilmek için kahveyi votka ile karıştırıyorlar. "Karsk" adı verilen bu içkinin bir benzerini de, Sibirya köylüleri sabah kahvaltısında içiyorlar. Dondurucu soğuklara dayanabilmek için tek çözümün bu içki olduğunu öne sürüyorlar!
Akdeniz havzasında ise sabahları içki içmek artık sadece yaşlı kuşak arasında yaygın. Genç kuşak kahvaltıda alkolden uzak durmaya özen gösteriyor. Yaşlı kuşağın vaz geçemediği sabah kahvesinin adı "Coffee Coretto", yani düzeltilmiş kahve. Bu düzeltme işleminde espressonun içine, grappa, sambuca veya brandy gibi sert içkiler koyuyorlar.

İspanyol yaşlıları buna "sabah ateşi" diyorlar. Vücudun, sabah erken saatlerde aldığı bu sürpriz hediye karşısında kendine geldiğini, güne daha neşeli başladığını söylüyorlar. Bu düzeltilmiş kahveden sadece bir bardak içmek gerektiğini, fazlasının ise bütün günü berbat edeceğini söylemeyi de ihmal etmiyorlar.
Son zamanlarda Londra'da kahvaltı salonlarından kahve kokusu yerine alkol kokusu yükselmeye başladı. Artık klasik yumurtalı jambonun yanında, kahve yerine bira servis ediliyor. Bir başka kahvaltı seçeneği ise tatlı krep ile köpüklü pembe şampanya. Sağlığına düşkün olanlar ise müslilerinin yanında serin bir riesling şarabı içmeyi tercih ediyorlar.
"Sabahçı" modasının öncüleri, kararında içilecek bir iki kadeh sabah içkisinin güne neşe kattığını, insanı canlandırdığını, daha enerjik yaptığını iddia ediyorlar.
Öte yandan tıp çevreleri, sabah içkisinin alkolizm belasını körükleyeceğini belirtiyorlar. Sabah içkisinin verdiği enerjinin bir kandırmaca olduğunu, bu enerjinin yerini kısa bir süre sonra yorgunluğa ve isteksizliğe bırakacağını söylüyorlar.
"Ülkemizde durum nedir?" diye sorduğum işletmeciler ise şu yanıtı verdiler: "Biz de insanlarımız akşam yemeğinde içki içmiyorlar ki sabah kahvaltısında içsinler. Ülkemizde sabah içki içene alkolik gözüyle bakılır. Onun için biz kahvaltıda demli çaydan, mis gibi kokan kahveden, sıcak çorbadan asla vazgeçmeyiz. Bu moda Türkiye'ye kolay kolay uğramaz. Kimse telaşlanmasın."


