Komşudaki anahtar...
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Komşudaki anahtar...

Metin Solmaz: Komşunuz açken tok yatmayın. Komşunuza anahtarınızı verin

Metin Solmaz

1990’ların ilk yılları, Rumelihisarı’nda, Bülent Somay’ın evinde misafirim. Salondaki kanepede yatıyorum. Bülent erken çıkmış, işe gitmiş. Gözlerimi bir araladım, bir kadın, güzel bir kadın, karşımda parmaklarının ucunda zarafetle yürüyor. Gerçek mi rüya mı anlamadan sersem kafayla seyrettim bir miktar. Loş ışık altında CD’ler kitaplar topladı, bir şeyler bıraktı, uyandığımı fark etti, mahcup oldu, fısıldayarak özür diledi. Sonra kadın mı erkek mi hatırlamıyorum bir başkası geldi başka bir şeyler aldı koydu bir şeyler yaptı gitti. Bu sefer seyretmedim. Uyumaya devam ettim.

O vakte kadar komşuluk dediğin benim için içine düştüğün, bir kısmı nemrut, bir kısmı yardımsever, bir kısmı gerçek yüzünü ancak 6-7 Eylül’lerde ortaya çıkacak kadar sinsi bir mürekkepti. Bu mürekkebe herkes eşini dostunu sokuşturmaya çalışırdı elbette. Ama nihai olarak şehir hayatında komşu dediğin hazır gelirdi.

Oysa Bülent’ler o meşhur, sarmaşıktan görünmeyen apartmanda karınca sürüsü gibi bir organizma haline gelmişlerdi. Özel alanları vardı ama müştereken kullanıyorlardı o özel alanları. “İstanbul’da telefon etmeden gidemezsin kimseye” edebiyatı bütünüyle hükümsüzdü. Komün filan değillerdi. Bildiğin komşulardı.

Şahanesi bu. Bu kozmetik ama. Yapma. Normali ne?

....

Türkiye’nin atasözlerinin ciddi bir bölümü şuursuzdur. Efendim bir dirhem et niye bin ayıp örtsün allasen? Çirkinler niye şanslı olsun? Ama komşu komşunun külüne muhtaçtır. Ev alma komşu al hakikaten. Gerçekten de kötü komşu insanı zengin eder.

Komşuluk Türkiye’nin nasıl olup da hala yıkılmadığının kanıtıdır. Bütün tutuculuklara, ahlak bekçiliklerine Çorum, Maraş, 6-7 Eylül’deki ispiyonculuk ve alçaklıklara rağmen Türkiye’de bir arada yaşama şansının devam ettiğinin kanıtı komşuluk müessesesidir.

Komşu kendiliğindendir, bizatihidir, elle yapılmaz. Oturmuş mahallelerde komşular arasında yakalanmış olan şey ritimdir. Emekliler, çocuklular, evde kalmışlar, dullar, yetimler, nemrutlar, mülayimler, hatta LGBTİ’ler, hafifmeşrepler senkoplu da olsa bir ritim içerisinde yaşar.

Mahalle işlerine polis karıştırılmaz. Bir evden gürültü mü çıkıyor, Batı’daki gibi polis çağırılmaz. Katlanılır yahut kulak çekilir ama içeride halledilir. Öyle Almanya’daki gibi felçli gülümsemelerle dolu bir zarafet bulunmaz. Hakikaten yardımlaşma vardır.

Genellikle tabii.