Bu hafta yazımda, maalesef ülkemizde gereken yaygınlığı hâlâ bulamamış olan motor sporu ile ilgili uluslararası büyük bir başarıdan bahsetmek istiyordum.
Ancak geçen yazımdaki “CHP’nin TBMM açılışına katılmama kararına” yazdıklarıma ilişkin epeyce “kritik” geldi...
CHP Başkanı Özgür Özel, “Cumhurbaşkanı’nın, tekrar seçilmek için hukuka siyasi baskı yaptığı kanaatinde.” Doğru mu, yanlış mı değerlendirecek bilgi ve donanımda değilim. Ancak, nereden bakarsan bak, öyle imiş gibi görünüyor.
“Bence, katılmalı fakat alkışlamamalı idiler” diye yazmıştım.
“Demokratik rejim siyasi partilerinden biri” olarak, kendi partilerinin kurduğu, hatta kuruluş tarihlerini (haklı olarak), TBMM’nin de kuruluşu sayılabilecek Sivas Kongresi sayan CHP’nin TBMM’nin açılışına katılmaması bence uygun olmadı. Ülkenin en önemli kuruluşu TBMM hem sizin hem bizlerin, yani T.C.’nin varlık sebebi… Bence yanlış oldu” diye yazmıştım.
Aklına çok güvendiğim bazı kadim dostlarım sadece “katılmamakta haklılar” demiş.
Bir başka gurup, “Cumhurbaşkanımızdır, tabii ki ayağa kalkacağız, elbette sohbet edeceğiz, endamına hayranlık ile bakarız” demişler.
Kimi okur, “Sine-i millete dönsünler” derken kimisi “Özgür Özel ne yaparsa doğru yapar” diye “fikir” serdetmiş! Yine ifrat-tefrit yani…
Önce hemen şunu söyleyeyim, bizde “her fikre saygı gösterilir” derler… Hiç kabul etmem, bence insana saygı gösterilir, çünkü hiçbir “insan” bir başka insana saygısızlık etmek hakkına sahip değildir. Ben, sadece “fikirlere” ve bu fikirlerden temel bulan davranış ve sözlere ya katılırım ya katılmam, bazısına ise hiç saygı göstermem.
Kadim dostum rahmetli Uğur Mumcu “bilgi olmadan fikir sahibi olmak” derdi...
Özgür Bey “Meclisi cumhurbaşkanının sekreteryası haline getirdiler” fikrinde ısrar ediyorsa, oraya bir daha hiç gitmemesi gerekir.
Ancak TBMM senin kurduğun, senin parçası olduğun bir “fenomen”; orada senden saygı bekleyen, belki de haklı olarak “fikirlerine saygı gösterdiğin ya da göstermediğin” yüzlerce “saygıdeğer” vekil var…
Yeri gelmişken bahsedeyim, bir de “geleneksel” hatta bazılarımızda “genetik” halde olan “padişahım çok yaşa”cılık var. Eğer Özgür Bey’in başarılı olmasını istiyorsanız, lütfen onu kritik edin; kim bilir belki bir yanlışını düzeltmesine, bir sualine cevap bulmasına yardımcı olursunuz. Aksinin insanları “neredeeen nereye” getirdiğini görüyor, yaşıyoruz...
Ancak yine tekrar edeyim.
Ben siyasetten çok anlamam, belki de Sayın Özel haklıdır.
Ben ve bana benzer on milyonlarca Türk vatandaşı zaten CHP’ye oy verecek. CHP, siyasi olarak çok başarılı olduğu için değil, “tek adam” yönetimi istemedikleri için…
Bence, Sn. Özel’in artık “haklı” kritiklerini azaltıp, “ona oy vermeyen halkımızın” CHP gelirse hayatında neler ve (asıl önemlisi) nasıl değişecek, onları herkesin anlayacağı şekilde anlatması gerek.
Ben, kurulan “gölge kabineden” pek hayır varmış gibi görmüyorum. Yoksa, 24 yıldır sadece “yarın daha iyi olacak” diyerek oy isteyenlerden farkınız olmaz.
Benim, seçmen olarak Sn. Özgür Özel’den beklediğim öncelikle iktidarı değiştirmesi.
Hemen sonra da CHP’nin (Halk Fırkası/ 1923) kurultayının kabul ettiği nizamnamenin ilk maddesi olan milli hâkimiyetin -halk tarafından ve halk için icrasına rehberlik etmek- için derhâl çalışmaya başlamak ve bugün NASIL YAPACAĞINI anlatmak.
Kabul edilmeli ki 1950’ler den itibaren ABD’nin kominizim korkusu yüzünden, ülke ilerliyor gibi görünüyor ancak halkın büyük çoğunluğu mutsuz. Olmayan “Kapital” bu kadar yılda nereye geldi ise geldi. Artık “PLANLI KARMA EKONOMİ” zamanı…
Özgür Bey’e bir de rahatlatıcı düşünce; matematik olarak ispat edilebilir ki bu ülkenin “aydınları” zaten onun yanında... Şimdi “bana ne olur” diyenlerin rahatlatılma zamanı. Söylemesi bile kolay değil…
Gelelim beni çok mutlu eden olaya…
Ben 1960’lı yıllardan beri otomobil ve sporu ile bilfiil uğraşmış ve belirli başarılar kazanmış, ülkenin “ilk otomobilcilerinden” birisiyim. Bizim zamanımızda internet, sanal medya, Google, Wikipedia vs. hatta doğru dürüst TV bile olmadığı için benim adımı ancak “yaşını başını almış” kişiler hatırlar.
1977 yılında yapılan “LONDRA SİDNEY MARATONU” dünyanın en uzun otomobil rallisinde (hâlâ öyledir) Milli Takımlar Birinciliği’ni, üstelik Bursa’da yapılan otomobiller ile kazanan Türk milli ekibinde kaptan-pilotluk yapmıştım. Bugün kaç kişi hatırlar acaba!
Bu konuda size bir de eğlenceli bir hatıra… Ralli sporu yaptığım yıllarda, benden daha genç ve çok başarılı adaşım bir genç adam vardı. Adını söylediğinde ona “İskender Aruoba mı” diye sorarlarmış. O da “hayır İskender Atakan” diye cevap verirmiş; seneler geçti, İskender çok başarılı bir sporcu haline geldi. Özellikle bir sigara markası sponsoru oldu ve ciddi miktarda reklam yaptı, bu yolla tüm ülke, hatta dünya onu tanıdı. O dönemlerde benimle ilk tanışanlara “Benim adım İskender” deyince genellikle “İskender Atakan mı” diye sorar oldular! İletişim bilim ve sanatı böyle bir şey…
Benim kızım oldu ve ben ona otomobil sevdiremedim, aslında uğraşmadım. Kendi hayatı hakkında kendisi karar versin istedim. Başarılı bir psikoloji doktoru ve bilim insanı oldu, onunla hep iftihar ettim. Muhtemelen babasını daha sık görememesinin sebebi olarak “otomobili” gördü ve ona bir sempati beslemedi.
Bu manada iyi bildiğim bir “şeyi” benden sonraki nesillere geçirememiş olmamak için ülkede epeyce “hem otomobilci” hem “yarış pilotu” yetiştirmeye uğraştım. Öğrencilerim gerek bireysel gerek takım olarak birçok müsabaka, şampiyona kazandılar. Motor sporda en önemli başarım; 2006’ da öğrencim Ahmet Cemil Çıpa’nın 18 yaşında Formül 3 şampiyonasında, sadece dört yarışa girmesine rağmen AVRUPA ÜÇÜNCÜSÜ olmasıdır. Yarışın Fransa ayağında, Fransız meclisi “Türklerin Ermeni katliamını konuştuğu süreçte”, Cemil birinci olmuş, podyumda milli marşımızı çaldırıyordu.
Geçtiğimiz hafta, 20 yıl önceki o hazzı bir daha duydum. ALMANYA TURİNG OTOMOBİLLERİ ŞAMPİYONASI DTM (Avrupa'da) “binek otomobil şampiyonalarının” en zorlusudur...
Geçen hafta bir Türk çocuğu, Ayhan Can Güven, 2025 şampiyonu oldu. Ayhan’ı hiç görmedim, Babası Hakan bizden sonraki nesil yarışçılarından biri idi. Düzgün bir sporcu idi.
Kutlama telefonu açtığım vakit “nasıl oldu bu iş” diye sordum.
Hakan anlattı:
“Biz Rizeli bir aileyiz, rahmetli dedem Rize'ye ilk aracı 1921 yılında getirmiş ve şoför Mehmet lakabını almış.
Ben motor sporuna 30 yaşında başladım. Zaman içinde bu yaşın çok ileri olduğunu anladım. Oğlumu özel izin ile altı yaşında go-kart’a başlattım. Her türlü eğitim almasını sağladım. Bu yol ile Türkiye şampiyonluğu, Balkan şampiyonası, İtalya şampiyonası (genel klasman iki) ve dünya şampiyonası (genel klasman dört) geldi.
En büyük lokmayı kopartmayı göze aldık, federasyon başkanımız Serkan Yazıcı’nın (bu arada Serkan’ın öğrencim olduğunu ekleyeyim) destekleri ve ailece gayret göstererek, en doğru ve kolay ancak pahalı yol olan Porsche serilerine kayıt yaptırdık. Otomobilin en üst serisi olan DTM'e buradan varabilirdik. Neticede Porsche seçmelerini kazandık. Ayhan Can artık Porsche Takımı pilotu idi. Ve üç yıl sonra bu büyük zafer geldi.”
Otomobil yarışlarının tarihi otomobil tarihi kadar eskidir. İnsandaki “Yarış, müsabaka! Ben herkesten iyiyim” duygusu bir çok farklı dalın olduğu gibi motor sporunun da icat edilmesine sebep olmuştur.

Fransız Topçu Yüzbaşısı Nicolas Joseph Cugnot’un 1769 da yaptığı Buharlı Top Çeker ilk denemesinde saatte dört kilometre sürat ile 15 dakika gitmişti. Fren koymayı akıl etmedikleri için bu deneme bir bahçe duvarının yıkılması ile sonuçlanmış oldu.
Buharlı Top Çeker
Orijinal Buharlı Top Çeker Paris’te, müzede
Dünyanın ilk trafik kazası...
1886 yılında Carl Benz tarafından yapılan Benz Patent-Motorwagen ("patentli motorlu araba"), insanları taşımak için dünyanın ilk “yakıt patlamalı motor tahrikli otomobili” olarak kabul edilir.
Carl Benz’in üç tekerlekli otomobili
Charles ve Frank Duryea kardeşler
Bu tarihten sonra Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde artık “otomobil” yapılmaya başlanır.
Başarılı bir benzinli otomobil üreten ilk Amerikalılar, 1893’te at arabasının arkasına bir motopomp motoru koyan Charles ve Frank Duryea kardeşler olmuştur.
Carl Benz’in sadece sekiz yıl sonra 22 Temmuz 1894'te Paris dergisi Le Petit Journal, Paris'ten Rouen'a dünyanın ilk otomobil yarışını Concours des Voitures sans Chevaux (Atsız Arabalar Yarışması) olarak düzenledi.
Aynı dönemlerde, Sultan Abdülhamid’in emri ile şeyhülislamın “şeytan işi” diyerek bu “zat-ül hareke”yi yasakladı.
İthalat yasağı Abdülhamid’in 1906’da padişahlığı bırakması ile kalktı. Ancak geç olmuştu, millet canını kurtarmaya çalışıyordu.
Manisalı at arabacıları arabanın arkasına, İstanbullu bisiklet tamircileri iki bisikleti birbirine bağlayıp, arasına bir eski koltuk altına da bir su pompası koyamamışlardı…
Eğer koymuş olabilse idiler, belki de Rizeli şoför Mehmet’in fabrikasında ürettiği MORŞE marka otomobiller ile torunu Hakan’ın oğlu Ayhan Can, Dünya Binek Otomobiller Şampiyonası’nı kovalıyor, onu da dünyada her türlü sporun en önemli sponsorluk markası olan TÜRK GAZOZU sponsorluk yapıyor olabilirdi…


