Ekonomi, dün, bugün, yarın...
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Ekonomi, dün, bugün, yarın...

Batıdan en az 4 misli daha az “kişisel” gelirimiz varmış gibi duruyor

Tarafsız bir gözle söyleyeyim; ülkedeki ekonomik durum berbat. En utanılacak şey, emeklimize açlık sınırının altında maaş verilmesi.
İktidara ve destekçisi medyaya bakarsanız, ülkede -dış dünyanın bizi sevmemesinden ötürü- onların yarattığı hafif bir "ekonomik sıkıntı" var; ancak evvelallah iktidarımız bunun üstesinden gelecek.
Muhalefet ve destek medyasına bakın; ülke ölmüş, defin işleri ile meşgul oluyoruz.

Ülkeler çok çeşitli parametrelerle incelenir, bunlarla o ülkenin "durumu" saptanır. Bir ülkenin seçili bir konuda nasıl olduğunu öğrenmek içinse, dünyada mevcut ülkelerin "o" konumdaki durumları karşılaştırılır. Mesela biz 85 milyon nüfusumuz ile dünyanın en kalabalık 18. ülkesiyiz.
Bunun için çeşitli metotlar kullanılır. Mesela “gelişmişlik” ölçülecekse, her ülkenin üretebildiği parasal (genellikle ABD doları) değerler hesaplanır; bu tek büyük rakam nüfusa bölünür ve "kişi başına milli gelir -GSMG-" ortaya çıkar. Bunlar sayısal verilerdir, pek münakaşa olmaz.


GSMG’de biz yıllardır dünya 70’incisi civarında dolaşırız. İktidarlar bazen "ülke gelirini artırdık" derler; Türkiye bağlamında bu yalandır. Sayı doğrudur ancak "consept" yani "kavram" yanlıştır. "Toplam gelir" sayısal olarak artmış, ancak bu "gelirin" kişilere yönelik alabileceği "şeyler" azalmış ya da kalitesi düşmüştür.

Bugün 10 bin dolar/yıl civarında "adam başına" gelirimiz varmış gibi görünüyor. Yani bu bir "matematik faktör." İhracatımızı turizm gelirlerimizle toplayınca "milli hasıla" oluşuyor. Bunu nüfusa bölünce de GSMG çıkıyor.
Şimdi bunu “sahici hayat” yani “realite/gerçeklik”le karşılaştıralım; ülkemizde istatistik olarak en çok ortalama 4 kişilik aile var(mış). Yani bu “ortalama aile”nin evine -teorik olarak- ortalama 10 bin  dolar/kişi para giriyor. 40 bin dolar eder. Türk Lirası'na çevirince kabaca 1 milyon TL ediyor. Oysa gerçekte asgari ücret hesap edilirse (11 bin 400 TL/27 = 422 dolar) ediyor. Tüm 4 aile ferdi de maaş almıyor şüphesiz. Biz iyi niyet ile hem anne hem babanın maaş aldığını, 2 çocuğun almadığını düşünelim; 422 x 2 x 12 ay: 10 bin 128 dolar ediyor; yani büyük çoğunluk ortalama gelirin 4/1'i kadar para kazanabiliyor.

Asgari ücrette durum bu, azami maaş için cumhurbaşkanı maaşını alalım: Özel sektörde en üst maaşı hesap etmek olası değil; çünkü o seviyelerde bir bilgi ya da istatistik bulunmuyor; yapılmıyor. Yapılanlar yalan veya göstermelik.
Cumhurbaşkanı 140 bin TL maaş alıyor. Yani ayda 5200 dolar, yılda 62 bin 400 dolar eder. Asgari ücret 422 dolar. Yani Cumhurbaşkanı, asgari ücretin 13 mislini alıyor.
Bu hesaplamayı ortalama Avrupa ülkeleri için yaparsak; mesela Norveç için; 2023'te ortalama ücret 5200 dolar. (Özellikle Norveç’i aldım; adamlar bizim Cumhurbaşkanı maaşını ortalama maaş diye veriyorlar)
Asgari ücret ise 2000 dolar;
Diğer bir deyimle; ortalama ücret ile asgari ücret arasında fark 3 misli bile değil.
Buna mukabil ülkemizde çalışan kesimin yüzde 62'si asgari ücret aldığı için bu ücret, birçok değerlendirmede ortalama ücret olarak alınıyor. Hadi kendimize kıyak yapalım; yaklaşık 500 dolar diyelim.
Aslında AB ülkelerinde asgari ücret diye bir ölçü yok. Geçinme indeksleri vs var; enstitüler ve sendikalar bir araya gelerek bunlara göre ayarlama yapıyorlar. (AB'de sendika ve benzeri sivil toplum örgütsüz iş dalı yok; en hafifi sendika; federasyonlar, dernekler vs yani sivil sektör AB Komisyonu'na -yani hükümete- hakim. Komisyon aldığı her kararı sivil toplum ile beraber almak durumunda. İşte onun için bizi almıyorlar)

Maaşlara dönersek; bizim çalışan, Norveçlinin dörtte biri kadar maaş alıyor. Sadece bizim Cumhurbaşkanı, Norveç’in ortalama maaşını alıyor. Ancak onların özel sektör yönetici (CEO, CFO vs) maaşları astronomik. Bu konuda ülkelerinde tartışma sürüyor. Büyük şirketlerde yapılan bir çalışma CEO maaşlarının yıllık 700 bin dolar (190 Milyon TL) civarında olduğunu göstermiş.
Ortalama emekçi/işçi maaş ise; 50 bin dolar
Kamuoyu bu sayılar için az ya da çok demiyor; kim ne alırsa alsın; iki çalışan arasında 14 misli maaş farkı olmamalı diyor! Böyle sosyal devlet olmaz diyor.
Allah'tan bizde 14 değil; sadece 13 mislicik bir fark var! O da “bilinen” maaşlarda. Özel sektörü karıştırırsak durum çok daha dramatik.
Batıdan en az 4 misli daha az “kişisel” gelirimiz varmış gibi duruyor.

Peki, “temel gider” seviyesinde durum nedir acaba.?
Avrupa’da ortalama1 litre süt 30 TL (1 euro) 1 kilogram patates 42 TL (1.40 euro) 1 ekmek 13.5 TL (45 euro sent) 1 kilogram. et 240 TL (8 euro) Tavuk 210 TL (7 euro)
Çok etkili olan mazot ise Norveç te 54 TL (1.8 euro).
Batı Avrupa’da en ucuz mazot Malta 36 TL (1.2 euro) en pahalı ise İsviçre 62 TL (2.08 euro)
Görüldüğü gibi alışverişte (eskiden olduğu gibi) Avrupa’dan 4 defa daha ucuz değiliz. Nerede ise başa başız.. Hatta daha pahalı olduğumuz temel gıdalar var, mesela asıl çocuklarımıza gereken protein (et, tavuk, balık) bizde daha pahalı.
Bu durumun mantıklı bir sebebi var mı?
Sayısal dünya yanında; yönetim erkine bağlı sosyal hayattaki temel farkın ne olduğunu bulabilirsek, cevaba yaklaşabiliriz.
Norveç’te bildiğiniz (ya da bilmediğiniz!!) gibi monarşi var. Parlamenter Monarşi; ancak kral daha çok “turistik kral” hiçbir işe karışmıyor. Hükümeti, yani Norveç’i, parlamentodan seçimle gelen başbakan yönetiyor.
Norveçliler, diğer “batılı” ülkeler gibi, 1804'te, o döneme kadar tüm Avrupa ülkelerinde mevcut kral, imparator, tekfur vs. gibi “tek adam” rejimini “sembolik” hale getiren anayasayı kabul etmişler ve parlamenter demokrasiye geçmişler.
Tarihe bakılırsa bu “yönetim” sisteminin saçmalamaya başlamasının en önemli sebebi teknolojik ilerleme.
Daha da geri gidersek; Hıristiyan Batı’nın (hem Ortodoks hem Katolik) dini gayesinden tamamen uzaklaştırıp, bir “geçinme usulü” haline getirip, halkları “Allah” ile korkutup aldatmaları sürecini görürüz. “Kilise” mensupları ile “saray” mensuplarının sessiz ve özel “işbirliği” sonunda “diğer” Hıristiyanlardan daha “keyif ve refah” içinde yaşamaları.
Bu büyük metamorfozu sağlayan kişi Martin Luter adında bir Alman Katolik Papaz. Protestan (yanlış uygulamalara itiraz eden, protesto eden manasına gelebilir) mezhebinin kurucusu sayılır.
Luther, İncil’i Latince’den Almanca’ya çevirmiştir. Bu da Latince konuşamayan sıradan halkın kutsal kitabı okuyabilmesine ve anlayabilmesine yardımcı olmuş, nasıl kandırıldıklarını hatta dolandırıldıklarını anlamalarını sağlamıştır.
Bu “kendi dilinde ibadet” her bir Alman bireyi tanrıya düzgün ulaştırmış. Matbaanın da yardımıyla onbinlerce kopya tüm Avrupa’ya kendi dillerinde yayılmaya başlamış.
Bugün Almanya’nın her konuda Avrupa’nın açık ara en gelişmiş ülkesi olmasının sebebi bu mudur dersiniz?

Bu hareket ve getirdiklerine tarihte REFORM dendi. TDK’ya göre Latince'de ''Re'' yapmak-uygulamak demektir. Form ise biçim vermek ve yenilemek anlamına gelir. Kamusal, idari ve ekonomik alanda yaşanan krizleri sona erdirmek için yapılan yenilikler, reform olarak adlandırılır.
Bu yenilik, Katolik (Fransızca sözcük Latince catholica ecclesia’dan türetilmiş "tümel, genel, evrensel” demek)
Ortodoks (TDK; dogmalara bağlı, katı kuralcı, dogmatik (kimse, görüş) papazların ve bunlara bağlı mezhep önderlerinin, kilise adına (son zamanlarda hemen her konuda) söyledikleri saçmalıklara inanmak yerine, bireyin her konuda düşünmeye ve doğruyu bulmaya gayret etmesini sağlamıştır.
Sonunda bu kabiliyetini kazanan büyük kitleler Katolik Avrupa‘nın merkezi İtalya’dan başlamak üzere RÖNESANS’ı yaratmışlardır.

(TDK) Kelime anlamıyla "yeniden doğuş" olarak bilinen Rönesans, Avrupa kıtasında Orta Çağ'ın sonrasında teknik, kültürel, politik, bilim, sanat, mimari, siyaset ve eğitim alanlarında bir yenilenme dönemidir. 14. yüzyıl ile 17. yüzyıl zamanlarını kapsar. Müthiş teknolojik gelişmeler içerdiği gibi, ileride (günümüzde) görülecek olan daha da müthiş gelişmelere zemin hazırlamıştır.
Günümüzdeki Monarşik Parlamenter rejimlerdeki Kraliçeler ve Krallar da hadlerini bilip, hiçbir devlet işine burunlarını sokmuyorlar. Norveç Kralı V. Harald’ın yıllık geliri 15 milyon dolar civarında. Bu parayı Norveç devletinden “bağış” olarak alır. Hiç fena değil….
79 yaşındaki Olimpik bir yelken yarışçısı. 2016'da Kanada Ontario Gölü'ndeki yelken yarışına katıldı ve takımı ikinci oldu. 5. Harald, Oxford'da tarih ve ekonomi okudu. Ancak hükümet işlerine asla burnunu sokmuyor. Bu durum; Norveç’i dünyanın en gelişmiş ve refah sahibi ülkelerinden biri yapıyor tabii.. Bu yazının devamı haftaya..

 

İlgili İçerikler