Seni sana emanet ediyorum
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Seni sana emanet ediyorum

Baruthane’de zamanın içinden gelen bir yolculuk ve Deniz Doğruyol’un ‘Bir Kere Oldum Bin Kere Doğdum’ adlı sergisi

Seni sana emanet ediyorum

Halil Cibran ‘Ermiş’ adlı eserinde ‘Çocuklara Dair’ şöyle der Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil. Onlar Hayat’ın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları. Onlar dünyaya sizin sayenizde gelirler ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir’.

Hepimiz bir ana babaya emanet geliyoruz bu dünyaya.

Ama bu emanetlik, insanın yaşam süresi göz önünde bulundurulduğunda pek de uzun sürmüyor aslında. Fakat genel eğilim yuvadan uçan çocuğu devamlı birilerine emanet etmek oluyor. Bazen bir arkadaşına, ağabeyine, ablasına, bir büyüğüne, akrabasına, karısına, kocasına…

Halbuki; işin aslı bu dünyaya emanet doğan insanın, kısa bir zaman içinde ancak ve asıl kendi kendine emanet olduğu.

Bugünlerde, evlerinden uzak başka şehirlerde ya da ülkelerde okuyacak olan gençler yavaş yavaş, kanatlarını çırparak yuvalarından ayrılıyor.

Ailesiyle birlikte geçirdiği yıllarda aile temellerini sağlam almış, hayatın içinde gerekli donanımı edinmesi için ailesi tarafından desteklenmiş gençlerin yuvadan uçmaya hazırlanırken ailelerinden duyacakları ve onları en çok güçlendirecek olan söz ‘seni sana emanet ediyorum’ olacaktır.

Çünkü çocukluğunu tamamlamış sağlıklı her insan etrafındaki herkesten önce kendine emanettir. Bu hakikatin bilinciyle, kendi kendine emanet olmanın sorumluluğunu alan bir insanın asıl güveni bir başkasından önce kendine olacaktır. Büyüme ve öğrenme yolculuğunda tökezleyip düşecek olsa da kendi öz kaynaklarından aldığı güçle yeniden ayağa kalkıp yolculuğuna devam edecektir.

Hayatın içinde böyle insanlarla karşılaştığımızda hayat duruşlarına, kendilerine olan güvenlerine, hayatı inşa etme becerilerine hayran oluruz. Halbuki onlar da bir anneden olmadırlar fakat sahip oldukları içsel güç öyle kuvvetlidir ki kendilerini hayatın ve zamanın değişen koşullarına göre gerekirse defalarca yeniden doğurma becerisine sahiptirler.

Bu hafta; Ataköy’de bulunan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Miras tarafından kapsamlı restorasyon ve yeniden inşa çalışmalarının ardından ‘Baruthane’ ismiyle kamusal bir yaşam alanına dönüştürülen ‘Bakırköy Baruthanesi’nde görme fırsatı yakaladığım Deniz Doğruyol’un ‘Bir Kere Oldum Bin Kere Doğdum’ adlı sergisi bende tüm bu çağrışımları yaptı.

Bir yaşam ve kültür alanı olarak ‘Baruthane’

Sergiden önce size sergiye ev sahipliği yapan, hayata yeniden kazandırılmış bir kültür mirası olan Baruthane’den ve Ataköy’den bahsetmek istiyorum.

Baruthane

Bakırköy Baruthanesi, Sultan IV. Mehmed döneminde, barut ihtiyacının artması neticesinde inşa edilen Şehremini Baruthanesi’nin 1698 yılında çıkan yangında yok olması üzerine yeni bir fabrikaya ihtiyaç duyulması üzerine 1700 yılında kurulmuş. Burası, Osmanlı baruthane yapılarının günümüze ulaşmayı başarmış önemli örneklerinden ve endüstri mirasımızın başlıca öğelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Baruthane kurulduğu yıldan 1791 yılına kadar beş tane büyük yangın atlatarak bugünlere kadar ulaşmış. Osmanlı döneminin sonlarına kadar faaliyetini sürdüren yapının bulunduğu arazi, sırasıyla Cumhuriyet döneminde Askeri Fabrikalar İdaresi’ne, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na devredilmiş ve 1955 yılında Emlak ve Kredi Bankası’na satılmış.

1957 yılında Baruthane arazisi üzerine Ataköy siteleri yapılmaya başlanmış. Yıllar içinde Bakırköy sahili doldurularak sahil yoluna dönüştürülmüş. Baruthane yapılarının idaresi, 2018 yılında İBB’ye verilmiş.

Bugün, ‘Baruthane’ iBB Miras’ın değerli katkıları ve vizyonuyla ‘Müze Gazhane’ ve ‘Artİstanbul Feshane’ örneklerinde de olduğu gibi İstanbullulara bir yaşam ve kültür alanı olarak hizmet veriyor.

Kamusal bir yaşam alanına dönüştürülen bu tarihi alanda kütüphane, müze, seyir terası, kültürel etkinlik alanları ve bir kafe bulunuyor.

Alanda bulunan ‘Kitaplık’ dokusuyla, sağladığı ferah çalışma alanıyla ve zengin kitap kaynağıyla çevrede yaşayan insanlara nefes olmuş. Vatandaşların bir ücret ödemek zorunda kalmadan, kitaplara, internete ve medeni bir çalışma ortamına ulaşmasına imkan sunmuş.

Baruthane Kitaplık

Alanın yeme içme ve sosyalleşme ihtiyacını karşılayan ‘Beltur’ kafe de şık tasarımıyla dikkat çekiyor.

Ataköy sahilde, Baruthane Millet Bahçesi içinde yer alan ‘Baruthane’nin etrafını doldurulmuş sahil üzerine kurulmuş olan yüksek katlı cam binalar sarmış. Zamanında, doldurulmuş sahil üzerine kurulan bu yüksek katlı binalar epeyce tartışma yaratmıştı. Dokusunda yüzlerce yıllık tarihinin ruhu işli olan özgün, taş bir yapının etrafının kimliksiz yüksek binalarla sarılmış olduğunu görmek insanın içini acıtıyor.

Baruthane ve etrafındaki yüksek binalar

Bir Kere Oldum Bin Kere Doğdum – Deniz Doğruyol

Gelelim ‘Baruthane’yle tanışmama vesile olan sanatçı Deniz Doğruyol’un ‘Bir Kere Oldum Bin Kere Doğdum’ adlı sergisine. Sergiyi, 7 Ağustos’ta açıldığı tarihte görmek kısmet olmamıştı.

Ataköy, şehrin yaşadığım köşesine bir hayli uzak. Buna rağmen hem merak ettiğim bu sergiyi görmek hem de Baruthane ile tanışmak üzere bu hafta bir fırsat yarattım ve heyecanla Ataköy’e gittim.

İlksen Utlu ve Deniz Doğruyol

İstanbul’un büyüklüğü ve ulaşım konusunda zorluklarını kabul etmekle birlikte zaman zaman konfor alanımdan ve devamlı takıldığım üçgenden çıkmanın İstanbul’da yaşama deneyimimi zenginleştirdiğini hissediyorum. Size de mümkün olduğunca alışageldiğiniz üçgenden çıkmanızı tavsiye ederim.

‘Bir Kere Oldum Bin Kere Doğdum’, kişisel dönüşüm, kayıp ve yeniden doğuş temalarına odaklanıyor.

Deniz Doğruyol, Bir Kere Oldum Bin Kere Doğdum

Küratör Ceylan Özalp’in şu sözleri sergide vurgulanan kişisel dönüşümü, kaybı ve doğuşu çok güzel anlatıyor:

‘Her doğum, bir veda.
Her yeniden başlangıç, bir kaybı içinde taşır.
Ama her kayıpta da bir şey doğar; bazen bir fikir, bazen bir ses, bazen yeni bir benlik.’

Sergi alanının yüksek tavanlı, taş ve ahşaptan oluşan tarihi dokusuna adım attığınız an büyüleniyorsunuz. Alanın ortasında izleyiciyi serginin sonunda dileklerini yazıp asması için yerleştirilmiş bir dilek ağacı karşılıyor.

Sergide izleyiciye, salonun her yanına yayılan anne karnı ve su sesleri eşlik ediyor. Bu sesler, izleyicinin sergiyi yalnızca görsel olarak değil işitsel olarak da deneyimlemesini sağlayarak, yaşam, doğum ve dönüşüm yolculuğunu daha derinden hissetmesine katkı sunuyor.

Doğruyol; yaşamın, bedenin, hafızanın, ve malzemenin iç içe geçen dönüşümlerini papier-mache (kağıt hamuru) tekniği kullanarak ürettiği heykeller, bozulmuş objeler, kırık parçalar, kendi gündelik hayatında sıklıkla kullandığı şamdanlar ve kendi el yazısıyla duvarlara yazdığı cümlelerle anlatıyor.

Baruthane'nin özgün dokusu ve sergilenen kağıt hamurundan gemiler

Duvarlarda yazan ‘Benim yolum bana çıkar, Geçer, Oh, Her halimin gözlerinden öperim, Ben her mevsim yeniden çiçek açarım, Nefes, Heves, Güven, Yolculuk, Ben Bana Emanetim’ gibi kelimeler ve cümleler izleyicinin içinde umut uyandırıyor.

Sergideki cümleler, ritüeller, eşlikçi ses, kağıttan tuzluklar ve dilek ağacı gibi yerleştirmeler izleyiciyi kendi dönüşüm yolculuğuna dair bir gözlem yapmaya davet ediyor.

‘Bir Kere Oldum Bin Kere Doğdum’ sergisinin her bir öğesi ve ona ev sahipliği yapan tarihi doku ruha iyi geliyor ve izleyiciyi kendiyle buluşturuyor.

Sergiyi 25 Ocak 2026’ya kadar Baruthane’de ziyaret edebilirsiniz.

Çoğu zaman devamlı yaşadığımız yerlerin güzelliklerini kanıksayabiliyor veya o yerle ilgili keşif heyecanımızı kaybedebiliyoruz. Herkese; bulunduğu yerin zenginliklerini keşfetmek için fırsatlar yaratabileceği güzel bir hafta dilerim.

İlgili İçerikler