Neşesi bastırılan ülke
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Neşesi bastırılan ülke

Zor günlerden geçerken her şeye rağmen neşemizi korumak mümkün mü?

Neşesi bastırılan ülke

Yaz geldi geçiyor. Kaldı geriye Ağustos.

Bir umut yaz belki ruhumuzu ferahlatır, gerilen yaylarımızı biraz gevşetir, hafifliğiyle gönlümüzü şenlendirir diyoruz ama o da sihirli bir değnek değil ki!

Gündemimiz yaz gelse de değişmiyor, değişemiyor. Ekonomik, sosyal, politik krizler ve tüm bu krizlerin merkezinde bulunduğu, liyakatsizlik, cehalet ve ihmallerin baş rolde olduğu, ülkenin dört bir yanını saran yangınlar, akıl almaz kadın cinayetleri, çocuk yaşta insanların suç makinesine dönüştüğü çeteler ve etrafa yaydıkları tehlike neşemize kast ediyor.

Neşe demişken öyle gündelik mutluluklardan değil hepimiz için çok daha derin bir kaynaktan bahsediyorum.

Neşe ile mutluluk gündelik dilde çoğu zaman birbiri yerine kullanılabilen iki kavram. Halbuki neşe; bir olma halidir, kaynağını içimizden alır, doğuştandır ve dış koşullara bağlı değildir. Acı ya da zorluklar içinde bile var olabilir. İç huzur, sevgi, şükran, ilahi bağlantı ile ilişkilidir.

Mutluluk ise; daha çok zihin ya da egodan doğar. Genellikle dış olaylara ya da isteklerin gerçekleşmesine bağlıdır. Geçici ve koşulludur. İşler yolunda gittiğinde mutluluk ortaya çıkar; gitmediğinde kaybolur. Olumlu deneyimlere verilen bir tepki olarak da tanımlanabilir. Daha çok zevk, başarı, konfor, arzularla ilişkillidir ve bu kavramların eşliğinde doğup sönen bir doğaya sahiptir.

Bir benzetmeyle tanımlayacak olursam; neşe güneş gibidir—her zaman parlar, bulutların arkasında bile. Mutluluk ise hava durumu gibidir—koşullara göre değişir.

Yani son yıllarda ülkemizde ve dünyada yaşananların neşemize kast ettiğini söylerken böyle derin yerden ve özümüzde sahip olduğumuz bir oluş haline kast edilmesi tehlikesinden bahsediyorum.

Vicdan ve empati sahibi olan pekçok insan, sevincimizi, neşemizi, mutluluğumuzu yaşamaktan utanır olduk. Adi bir savaşta masum bebekler, çocuklar ölürken, eşimiz dostumuz haksızlığa uğramış ve özgürlüğü elinden alınmışken, tanıdığımız/tanımadığımız insanları ve canlıları ihmalkarlık, cehalet, liyakatsizlik sebebiyle yangınlarda, depremlerde, sellerde, sokaklarda kaybetmişken hayatın olağan akışı içinde gülmekten, bir şeylere sevinç göstermekten utanırken yakalıyoruz kendimizi.

Kaynağı içimizde bulunan neşemiz hala orada ama dışarı çıkamaz oldu. Mutluluklarımız, sevinçlerimiz yarım.

Tüm bu yarım hislerin içinde hayat devam ediyor. Huzurumuzu, neşemizi çalmaya kast eden dünyaya inat, direnmek üzere pek çoğumuz kendimize göre geliştirdiğimiz yöntemlerden ve dönem dönem farklı isimlerle anılan binlerce yıllık kadim öğretilerden aldığımız destekle yola devam etmeye çalışıyoruz.

Leros sahil manzarası

Bir adada olmanın hissi

Daraldığım zamanlarda bir adada bulunma fikri ruhumu ferahlatıyor. Bu, son yıllarda İstanbul’da da erişimimin olduğu, iyi oluş halime destek sunan bir ruhumu havalandırma yöntemi.

Prens Adaları İstanbul gibi büyük bir kentin en büyük şanslarından biri. Adalar doğal güzellikleriyle; dünyanın ve şehrin kaosuna, şiddetine maruz kalan İstanbullulara, kısa ve keyifli bir deniz yolculuğuyla dünyanın neresinde olduklarını unutacakları bir deneyim sunuyor.

Son yıllarda özellikle yaz aylarında Türkiye’ye yakın olan Yunan Adaları da pek revaçta. Pek çok farkındalıklı seyahat sever sahillerimizi ele geçiren gürültü, patırtı, gösterişin yerine sadeliğini, sakinliğini, basitliğini sevdikleri ve fiyatlarını daha makul buldukları On İki Adalar’ı tercih ediyor.

Tüm sebepler bir yana hepimiz aslında kaybetmeye yüz tuttuğumuz neşemizi bize hatırlattığı için tercih ediyoruz bu küçük, hayatın basit ve neşeli olduğu Adalar’ı.

Leros

Geçen günlerde, bir zamanlar sık sık yolumu düşürdüğüm ama 2017'den beri gitmediğim Leros'a kısa bir yolculuk yaptım.

Leros; yüzölçümü yaklaşık 75 km²’den oluşan ve  7.500–8.000 kişinin yaşadığı sakin, otantik ve yerel kalmayı başarmış bir Yunan Adası.

Ada’ya yaz boyunca her gün sabah 09:00’da Bodrum Turgutris’ten hareket eden IDO seferiyle, 45 dakika süren bir yolculukla kolaylıkla ulaşılıyor. Yolculuğun ücreti kişibaşı; aynı gün dönüş yapılacaksa 100 Euro, farklı bir gün dönüş yapılacaksa 120 Euro. Leros’a ulaşmak için bir diğer altenatif de; Borum’dan Kos’a geçmek ve Kos üzerinden On İki Adalar’ın iç hatları olan Dodekanisos Seaways seferlerini kullanmak.

Leros, bir araba veya scooter ile her bir köşesine yaklaşık 10-15 dakikada ulaşabileceğiniz küçük bir ada.  Yazın adayı ziyaret eden turislerin çoğunluğu Türk. Her yerde tanıdıklarla karşılaştığınız samimi, tanıdık, kendinizi evinizde hissettiğiniz bir hissi var. Kulağınıza Yunanca kadar Türkçe çarpıyor.

Sokaklar daracık. Yerliler ağırlıklı scooter kullanıyor, turistlerse küçük kiralık arabaları tercih ediyor. Ada’yı tam anlamıyla keşfedebilmek için bir scooter ya da araba kiralamanızı tavsiye ederim.

Leros’a dair bazı bilgi ve öneriler:

Adanın başlıca yerleşim merkezleri: Agia Marina, Lakki, Platanos, Alinda ve Panteli.

Agia Marina feribotların yanaştığı liman yani Ada’ya ilk adım atılan merkez. Deniz kenarında ve köy içinde pek çok etkileyici konak, keyifli kafe, dükkan bulunuyor. Ada’nın en meşhur ve en pahalı restoranı olan Mylos da Agia Marina’da bulunuyor.

Ada’da İkinci Dünya Savaşı'nda stratejik öneme sahip olması nedeniyle çok sayıda sığınak ve kalıntı bulunuyor. Ada’nın tarihini daha yakından tanımak isteyenler, II. Dünya Savaşı kalıntılarının sergilendiği bir yeraltı tünel kompleksinde bulunan Savaş Müzesi’ni ziyaret edebilir.

Adanın en dikkat çeken mimari dokunuşları Lakki’de bulunuyor. İtalyan mimarisi etkisinde gelişmiş olan Lakki bölgesi, 20. yüzyıl başlarında Benito Mussolini döneminde inşa edilmiş ve Bauhaus/Art Deco karışımı binalarıyla dikkat çekiyor.

Panteli değirmenler

Benim denizini, yalın ruhunu, atıştırmalıklarını, sakin müziğini, çam, okaliptüs ve deniz kenarındaki ılgın ağaçlarını çok beğendiğim ‘Lime’ isimli samimi işletme de Lakki’de bulunuyor.

Panteli de pırıl pırıl deniziyle, restoranlarıyla, tasarım dükkanlarıyla öne çıkan bir küçük bir koy. Burada arkadaşmın önerisi üzerine deneyimlediğim Psaropoula ve Pyrofani adlı iki restoran beni mutlu etti. Lezzet gayet iyi. Fiyatlar geçmiş yıllara oranla biraz yükselmiş ama hala bizim sahillere göre daha makul. Genel olarak serviste beklentiyi yüksek tutmamakta fayda var. Adalıların neşesi, güleryüzü ve misafirperverliği o kadar iyi geliyor ki servisteki aksamaları unutuyorsunuz.

Bir mekan sahibi bu durumu şöyle ifade etti; ‘Siz bize para getiriyorsunuz biz de sizle neşemizi paylaşıyoruz.’ Gerçekten de durum bu. Leros’un asıl turizm gelirini biz Türkler sağlıyoruz, bunun karşılığında da doğal neşelerine ortak oluyoruz ve içimizde var olan neşeyi hatırlıyoruz.

Restoranların pek çoğu aile işletmesi. Burası küçük bir ada olduğundan neredeyse mekanlarda tanıştığınız tüm yerliler birbiriyle akraba.

Alinda sevdiğim bir başka bölge. Burada pekçok konaklama seçeneği bulunuyor. Deniz kenarında bulunan ve korunmuş olan ılgın ağaçları doğal gölge sunuyor. Sahilde hem kendi havlunuzu yayabileceğiniz alanlar hem de restoran/otellerin şezlongları bulunuyor. Oteller ve restoranlar gayet mütevazı, sakin ve makul.

Lime Beach- Lakki

Agia Marina’dan Alinda’ya giden dar sahil yolu Dyo Liskaria’da son buluyor. Bu koyda yıllar önce Ada’nın yerlisi bir doktorun tavsiyesiyle keşfettiğimiz, Leros’taki diğer favori mekanım Zefiros bulunuyor. Burası yol üstünde 8-10 masası, deniz kenarında da şezlongları olan müziğinden, servisine ‘cool’ bir ruha sahip bir mekan. Belirtmeye gerek yok ama Ada’nın her yerinde olduğu gibi burada da deniz çok keyifli.

Leros küçük ama ferah, samimi ve doğal bir Ada. Beni bu seyahatte mutlu eden bir diğer konu da son gittiğimden bu yana yıllar geçmiş olsa da Ada’da pek çok şeyi bıraktığım haliyle bulmam oldu.

Yazın son ayına girmiş bulunuyoruz. Yaz mevsimi, doğası ve enerjisi itibariyle içimizdeki neşeyi dışarı çıkmaya davet ediyor. Herkese; dışarda gelişen durumlara, uyaranlara gereğinden fazla takılmaktan kendini koruyabileceği ve yalının, doğalın içindeki güzelliklere dikkatini vererek içindeki neşeyi canlandıracağı günler dilerim.  

 

 

 

 

 

 

İlgili İçerikler