Bazı şarkılar vardır, dinlerken kalbinizden bir ırmağın coşkuyla aktığını hissedersiniz; sözleri ve melodisi bir çağlayan olup dökülür içinizde. Sonra durur ve bu şarkıya can verenleri düşünürsünüz. Ne olmuştur ne yaşanmıştır da bu şarkı böyle tam kalbimizin üstüne bir duygu madalyonu gibi ilişivermiştir? Bu sorunun yanıtı hemen her zaman derin bir yaşanmışlıktır. İnsanı büyüleyen sözler ve unutulmazlığın kapısını aralayan melodisi hayatı kuşatan duyguların ürünüdür mutlaka.
Böyle hissettiğim şarkılardan biri, bir tango. İlk Türk tangosu olarak da bilinen "Mazi Kalbimde Bir Yaradır." Bu şarkının insanın içine işleyen sözleri ve melodisi kim bilir kaç kuşağın duygularını yansıttı, kaç kederli aşkı anlatmaya sebep oldu? Kim bilir kaç kişinin eli âşığından uzak kalınca bu şarkının sözleri dağıldı çevreye?
Mazi Kalbimde Bir Yaradır'ı yaratan Necip Celal Andel'in hayatına bakınca bu şarkının unutulmazlığa nasıl ulaştığını anlayabiliyorsunuz. Necip Celal, Almanya'ya hukuk eğitimi için gidip müzik eğitimi alarak dönen bir genç. Dünya müziklerine açık bir donanımla ülkeye döndüğünde bir akşam Taksim Gazinosu'nda Almanca şarkılar söyleyen bir genç kızı dinler. Menekşe gözlü, herkesi kendine hayran bırakan bu genç şarkıcının Almanya'dan buraya kaçarak geldiğini, bunun sebebinin ise babasının onu sevmediği biriyle evlendirmek istemesi olduğunu öğrenir. Necip Celal'in de aşina olduğu Almanca, iki genç için sadece ortak bir dil olmaz, duygularının buluştuğu bir atmosfer de yaratır. İstanbul, Cumhuriyet'in ışıltısını henüz taşımaya başlamış bir kenttir. Geçmiş zamanların acılı hatıralarının üzerine bir sünger çekmek ve yaşamın renklerini kuşanmak için çabalayan büyülü bir kenttir o günlerde. İstanbul, birçok âşığa yaptığı gibi kendi sihri içine çeker onları da. Bir gün genç kadın randevuya gelmez. Necip Celal günlerce arar sevgilisini. Sonra öğrenir ki babası Almanya'dan gelmiş ve apar topar götürmüştür kızını. O temmuz gününün gecesi Necip Celal, yitirdiği aşkının büyük bir esere dönüşeceğini ve bunu kalbini oyarak kendisinin yaratacağını bilebilmiş midir? Sanmam. Aşk acısı yaşanırken gelecek düşünülemez çünkü, o an vardır ve sanki yarın hiç olmayacaktır. Necip Celal, o gece zihninde oluşan melodiyi niçin tango formunda düşünmüştür? Bunun gerçek yanıtını bilemeyiz ama şu denemez mi: Tango bir dans olarak hem buluşmayı hem ayrılışı anlatır. Beden ritmi kavuşma ve uzaklaşma eksenindedir tangoda.
Tangonun sözlerini Necdet Rüştü Efe yazmış; ancak melodinin doğuş nedenine öylesine uyumlu ki güfte, Necip Celal'in yaşadığını bilmemesine imkân yok:
Ben de gönül çektim eskiden,
Yandı hayatım bu sevgiden.
Anladım ki bir aşka bedel
Gençliğimmiş elimden giden.
Bilinir; şarkının devamında, sevgilisinin gözlerindeki yeşil denize düştüğünü ama onun başkalarına yâr olduğunu söyler ve ardından o en dokunaklı bölüm gelir:
Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin maceradır.
Bu unutulmaz tango eğer Seyyan Hanım onu seslendirmese ve plağa okumasa muhtemelen unutulacaktı. Necip Celal'in yaşadığı evde yıllar sonra bulunan arşivinden çıkacak ama değeri bilinemeden bir sahafın raflarında bekleyip duracaktı. O Seyyan Hanım ki henüz 17 yaşında, Safiye Ayla'nın da sahneye çıktığı İstiklâl Caddesi'ndeki Moulin Rouge'da şarkılar söyleyen ve hayranlarının kalbini hoplatan bir şarkıcıdır. Tangoyu okuduğunda izleyenler büyülenmiş gibidir. Bir daha, bir daha isterler. Kısa süre sonra plağa da okur ve şarkının ünü önce bütün yurda, sonra yurtdışına yayılır.
Seyyan Hanım
Göz rahatsızlığı nedeniyle iyi göremeyen ve bir süre sonra gözlerini tamamen yitirecek olan Necip Celal Andel'e bir gün arkadaşları, şarkısını ünlü Alman film aktristi ve şarkıcı Evelyn Holt tarafından, Kadıköy'de, Hale Sineması'ndaki konserinde söylediğini anlatırlar. Şaşırır Necip Celal, inanmak istemez. Ünlü bir şarkıcının bu parçayı neden seslendirmiş olabileceğine bir anlam veremez ama onunla tanışmak da ister. Tokatlıyan Oteli'nde kaldığını öğrenir ve gider. Evelyn Holt da onunla tanışmak için fırsat kolladığını söyler, bir süre sohbet ederler. Holt, Necip Celal'i konserine davet eder. Besteci, gözleri iyi görmüyor olsa da bu daveti kabul eder ve gider konsere. Evelyn, bir değerbilirlikle, izleyicilere onu işaret eder "İşte bu tangonun yaratıcısı" der ve şarkıya başlar. Eserin bir yerinde Necip Celal de duygulanarak ona eşlik etmeye başlar:
Ne göğsünde uyuttu beni
Ne buseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni
Seyirciler o gece tam dört kez art arda söyletirler bu şarkıyı... Evelyn ve Necip Celal ertesi akşam Suadiye Plaj Gazinosu'nda buluşmak üzere ayrılırlar. O akşam, Necip Celal, Evelyn tangoyu söylerken ona akordeonla eşlik eder. Anılarında, akordeonu hiçbir zaman bu kadar duyarak çalmadığını söyleyecektir. Özel bir gece olur bu her ikisi için de. Evelyn ülkesine dönecektir ertesi gün. Sabaha kadar baş başa şarkılar söyleyip dans ederler. Evelyn'e "Keşke bu gece hiç bitmese" diye fısıldar ve ekler: "Beni unutma", sonra ayrılırlar.
Evelyn Holt
Necip Celal sabaha karşı piyanonun başına geçer ve Mazi Kalbimde Bir Yaradır kadar içli bir beste yapar. Sözlerini Bedri Noyan'ın yazacağı tango da unutulmazlar arasında yer alacaktır sonraları:
Sevdim bir genç kadını
Ansam onun adını
Her şey beni ona bağlar
Kalbim durmadan ağlar
Gitti o dönmeyecek
Aşkım hiç sönmeyecek
Uzun yıllar geçse bile
Yaşarım hayaliyle
Necip Celal Andel, bir süre sonra gözlerini tamamen kaybeder. Işığı sönmüştür ama melodilerle aydınlanır dünyası. Göremeyişini dert etmez. Çünkü dünyada gördüğü yalnızca ayrılıklar ve kavuşamamalar olmuştur. Görebildiği ise melodilerle kelimelerin büyülü kavuşmasıdır. Yaşamını besteler yaparak sürdürmeye devam eder. Yalnız bir kere, sadece bir akşam, dostlarıyla şarkılar söyleyip eğlenirken "Şu mum ışığını söndürün de bu akşam hepimiz eşit olalım,” der. Karanlığın sesini duyurmak için mi demiştir? Karanlığın sesi kederli şarkılarda mı belirir?


