1912 yılı Ekim ayında, tam da bugün başlayan Balkan Savaşları'nın bölgeyi bir daha asla durulmayacak şekilde alt üst etmesinin yanında, bugüne kadar gelen travmaya da yol açacağı o zaman elbette düşünülemezdi.
Bütün ilerici fikirler Balkanlar'ın renkli şehri Selanik'te birikip önce Payitaht İstanbul'a, oradan dalga dalga önemli kentlere yayılıyordu. Meşrutiyet'le sonuçlanacak ayaklanmanın kaynağı da Balkanlar'dı. İttihat ve Terakki Cemiyeti, Fransızları örnek alarak "özgürlük-eşitlik-kardeşlik" anlamında "hürriyet-müsavat-uhuvvet" düsturunu benimsemişti. Kim derdi ki çok değil, dört yıl sonra, savaşla birlikte bu ilkeler yerle bir olacak, kardeşlik yerini katı milliyetçiliğe bırakacak, eşitlik ve özgürlük ise o gün bugündür gündemden düşmeyen "dış tehlike" heyulasına kurban edilecek!
Savaşın hemen öncesi de vardı elbette. İktidarı bir süreliğine elinden kaçırmış olan İttihat ve Terakki Cemiyeti savaştan medet umuyor, siyasal çıkar elde etmeye çalışıyordu. Gençliği harekete geçiren mitingler İttihatçıların organizasyonuyla yapılıyordu. Yüz yıldır hiç değişmeyecek gerekçeler belki de ilk o zaman sıkça kullanılır olmuştu: "Memleketin toprak bütünlüğü", "milletin namus ve şerefi", "dış tehlike karşısında birlik". Osmanlı'nın ruhen çöküşünü hazırlayan sonuç savaşın başlamasından birkaç hafta sonra gerçekleşti: Selanik Yunanistan'a bırakıldı. Bulgar orduları Çatalca önlerine kadar ulaştı, top sesleri İstanbul'dan duyuluyordu.
Bütün bunlar savaşın görünen yüzüydü. Görünmeyeni ise bir devrimci gözüyle önemseyip karşı cepheden olabildiğince tarafsız şekilde aktaran genç bir gazeteci vardı: Lev Troçki. Sonraki yıllarda Sovyet Devrimi'nin liderlerinden biri olarak anılacak Troçki, savaş boyunca bölgede bulunmuş, gazetelere sıcak haberler, analizler göndermişti. Kimi gazeteci ve politikacılarla girdiği polemiklerden de bölgede yaşanan acı olayları öğrenmek mümkün olacaktı. Bulgar gazetecilerin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu eleştirisini yaparken, neden sadece Türklerin yaptığı katliamlardan söz ettiklerini, örneğin bir Pomak köyünün Bulgar bombardımanı sonucu bütünüyle yeryüzünden silinmesini niçin yazamadıklarını soruyordu. Troçki'nin verdiği birçok örnek, her şeyden habersiz sivillerin, Hristiyan ya da Müslüman Rumeli köylülerinin nasıl katledildiğini gösteriyor: "Bir arkadaşım bana Bulgar ordusunun geçtiği her yerin yakılıp yıkılmış olduğunu söyledi. Ne bir insan kalmış ne de bir ev, her şey yerle bir edilmiş, yeryüzünden silinmiş. Yunanlar da benzer şekilde hareket ettiler, örneğin Soroviç kasabası onlar tarafından sanki hiç var olmamışçasına tamamen yok edilmiş."

Troçki, Bulgar yazar Petro Todorov'la da polemiğe girer. Todorov, askeri sansür kurulunda görev yapmaktadır. Troçki bunu ayıplar. Todorov bunun yurttaşlık görevi olduğunu söylediğindeyse, genç gazeteci "Dimotike'de, bir süvari bölüğünün esirlere ve sivil halka nasıl davrandığını belki bilmiyorsunuzdur. Oradan gelen subaylara, yaralı askerlere sorun. Size tam bir açık sözlülükle silahsız Türkleri suyun içine doğru sürükleyip, onlara nasıl yaban ördeklerine ateş eder gibi ateş ettiklerini ve silahsız adamları köprüden suyun içine atmak için süngülerini nasıl kullandıklarını anlatacaklardır" yanıtını verir.
Serveti Fünun, 8 Kasım 1912
Troçki'nin bu savaşla ilgili haber ve analizlerinden oluşan ve Arba Yayınları'nca "Balkan Savaşları" adıyla yayınlanan kitapta, savaşı kaybetmek üzere olan Osmanlı içinse şu saptama dikkati çekiyor: "Türk ordusu çok başka bir tablo çiziyor. Bu savaşta kitleleri gönüllü fedakârlıklara itecek hiçbir genel hedef yok." Bu hedefsizliği, Bulgar ordusunu esir düşen bir Türk askeri şu cümlelerle ifade etmiş Troçki'ye: "Hiç aklımıza gelmemişti ve ancak son anda, savaş olacağını ve Bulgarların çok yakında olduğunu öğrendik. Savaşmak istiyor muyduk? Kim ister ki? Savaş korkunç bir şeydir. Savaş isteyen canına susamıştır olsa olsa."
Troçki, Osmanlı ordusu içindeyken esir alınan Ermeni askerlerle de görüşür ve onların ağzından çok ilginç bilgiler aktarır: "Ta en başından beri, diyor Ermeni asker, hiçbir şeyin düzgün gitmeyeceğini biliyorduk. Savaşa hazır mıydık? Kimse bize savaştan bahsetmemişti. Biz manevralara katılmak üzere silah altına alınmıştık ve manevralar için hazırlanmıştık … ama sonradan katılacağımız şeyin savaş olduğu ortaya çıktı… Hiçbirimiz tüfekle nasıl ateş edileceğini bilmiyorduk, hatta kimimiz tüfeği nasıl tutacağından bile habersizdi."
Le Petit Journal 24 Kasım 1912, Balkan Savaşı'nda Anadolu'ya Göç
Sonuç büyük bir yıkımdı. Siyasal hırslar ve beceriksizlikler yüzünden yüzbinlerce Anadolu genci, bir o kadar Balkanlı delikanlı toprağa karıştı. Sadece cepheler çökmemiş, bütün memleketin özgüveni de yerle bir olmuştu. İşte bunun sonucudur ki Anadolu'da bütün paradigmalar değişecek ve bu travma çeşitli yönlere evrilerek günümüze kadar ulaşacaktı. En kötüsü de birbirine diş bileyen öfkeli insanlar topluluğu içinde filizlenen ırkçılık ve ötekileştirme, bu öfkeden beslenerek sonraki yıllara acı damgasını vuracaktır.
|
İbrahim Dizman kimdir? 1961'de, Çanakkale'de doğdu. Ankara Üniversitesi'nde, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Türk Dili, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Yaratıcı Yazarlık dersleri verdi. 1983'ten beri çeşitli kültür-sanat ve edebiyat dergilerinde eleştiri-röportaj, değerlendirme ve kültür tarihi üzerine inceleme-araştırma yazıları yazdı. İbrahim Dizman'ın ikisi roman olmak üzere yayımlanmış 20 kitabı var; bir kitabı Yunancaya da çevrildi. Dizman'ın yönetmenliğini yaptığı 4 belgesel film de bulunuyor. Sahnelenmiş iki tiyatro oyunu bulunmakta. Ayrıca, çeşitli sahne gösterileri de hazırladı ve uyguladı. Kültür Bakanlığı Roman Başarı Ödülü, Behzat Ay Ödülü ve Genel-İş Abdullah Baştürk İşçi Ödülü sahibi de olan Dizman, çeşitli yıllarda Çağdaş Türk Dili ve Roman Kahramanları dergilerinin yayın yönetmenliğini ve editörlüğünü yürüttü. Türkiye PEN üyesidir. Kitaplarından bazıları: Suyun ve Rüzgârın Şehri Çanakkale, İletişim Yayınları, 2020 Aşrı Memleket Trakya (T. Bilecen'le birlikte), İletişim Yayınları, 2018 Adı Başka Acı Başka (Karadeniz'in Son Ermenileri), İletişim Yayınları, 2016 Kardeşim Gibi (A. Papadopulos ile birlikte), Heyamola Yayınları, 2016 30 Yıl 30 Hayat (Ç. Sezer'le birlikte), İmge Kitabevi Yayınları, 2010 Başka Zaman Çocukları (roman), 2007, Heyamola Yayınları, 2007 Denize Düşen Dağ (monografi), 2006, Heyamola Yayınları, 2006 Belgesel filmleri: Kardeş Nereye: Mübadele, senaryo yazarlığı ve danışmanlık (yön: Ö. Asan), 2010 Oyunlarla Yaşayan Şehir, yönetmen, 2012 Hrant Amca: Memlekete Dönüş, yönetmen, 2016 Poliksena: Kız Öldün, yönetmen, 2018 Yola Gelmeyenler, yönetmen, 2020 |


