İşkence hortlamasın
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İşkence hortlamasın

Halen yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren DEM İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de 2012 yılında verdiği bir mülakatta 12 Eylül sürecinde tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi’nde kendisine işkence yapan biriyle 32 yıl sonra nasıl yüz yüze geldiğini anlatıyor

İşkence hortlamasın

Bizim neslin Mülkiye yılları, 12 Mart muhtırasının hemen sonrasına rastlar. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdiğimiz 1972 senesinde, ders aralarında arkadaşlarımızla sohbet edebileceğimiz bir kantinimiz bile yoktu. Kızlı erkekli civardaki kahvehanelere giderdik. Mülkiye’nin simgesi haline gelen inek bayramlarından hiçbirini göremedik. Sol görüşlü arkadaşlarımız arasında inek bayramlarını burjuva eğlencesi olarak değerlendirip bu duruma sevinenler de vardı.

O dönem aynı zamanda işkence iddialarının ayyuka çıktığı yıllardı. Ziver Bey Köşkü’nde yaşananlara ilişkin anlatılanlar hafızalarda tazeliğini koruyor. İşkence askeri darbe dönemlerinde artar. Halen yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren DEP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de, 2012 yılında verdiği bir mülakatta 12 Eylül sürecinde tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi’nde kendisine işkence yapan biriyle 32 yıl sonra nasıl yüz yüze geldiğini anlatıyor.

Uluslararası hukukta işkence

Dışişleri’ne girdiğimizde, 2000’li yıllara kadar, insan haklarıyla ilgili belgelerin müzakereleri sırasında, bu alandaki sicilimiz pek parlak olmadığından insan hakları ihlallerine güçlü yaptırım içeren yazım önerilerini sulandırmaya çalışırdık. Avrupa Birliği’ne adaylığımızın kesinleştiği 2004 yılına değin devam eden bu yaklaşımımızın tek istisnası işkence ile ilgili yazımların müzakerelerinde olurdu. İşkencenin ele alındığı toplantılarda ağzımızı açmaz, sessiz kalırdık. Çünkü işkencenin savunulacak bir tarafı yoktur, insanlık onuruna aykırıdır.

Türkiye AB üyeliği yolunda insan hakları alanında çok önemli adımlar attı. Bu çerçevede,” İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele ve Cezaya karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi”ne ve “İhtiyari Protokolü”ne, yine aynı konudaki “Avrupa Sözleşmesi”ne taraf oldu. Son olarak 2004 yılında Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin usulüne uygun olarak yürürlüğe konmuş milletlerarası sözleşmeler, ulusal mevzuatın önüne geçirildi. Uygulanan “işkenceye sıfır tolerans” politikası çerçevesinde işkence iddiaları uzun bir süre yok denecek kadar azaldı.

Yeniden gündeme gelen işkence iddiaları

19 Mart’tan sonra gerçekleştirilen protesto gösterileri sırasında gözaltına alınan öğrencilerden bazılarının iddiaları işkence ve kötü muameleyi yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı. Bu iddialar, bir muhalefet milletvekili tarafından TBMM çatısı altında da dillendirildi. Adalet ve İçişleri Bakanlığı üst düzey yetkilileri bu iddiaları, aceleyle yalanladılar. Hatta emniyetten yapılan yazılı açıklamada, üst arama ve nezarethane işlemlerinin, “Yakalama,Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği” ile “ Nezarethane Talimnamesi”ne uygun olarak gerçekleştirildiği belirtilerek bu iftiraları atanlar ve yayınlayanlar hakkında suç duyurusuna bulunulacağı kaydedildi.

İşkence ile ilgili uluslararası sözleşmeler, taraf ülkelere işkence iddiaları belirli bir temele dayandığı takdirde, derhal ve tarafsız bir soruşturma yürütülmesi ve soruşturma sırasınca hakkında iddiaların yöneltildiği görevlinin açığa alınması yükümlülüğünü getiriyor. Ayrıca gerek Birleşmiş Milletler, gerek Avrupa Konseyi üye ülkelere heyetler göndererek işkence yasağı ile ilgili uygulamaları düzenli olarak denetlemektedir. Denetim heyetlerinin hazırladığı raporlar gizlidir. Ancak ilgili ülkenin onayıyla yayınlanabiliyor. Türkiye 2016 yılına kadar geçirdiği denetimlerin raporları üzerindeki gizlilik derecesini kaldırmıştı. Ne hikmetse 2017 yılından bu yana bu raporların yayınlanmasına izin verilmemiş.

İstanbul Protokolü

Güzelim İstanbul sadece “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi Ve Bunlarla Mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ne ismini vermekle kalmamış. İşkence ve diğer zalimane insanlık dışı muamele veya cezaların etkili soruşturulması ve belgelendirilmesi için hazırlanan “ kılavuz”un adı da İstanbul Protokolü.

1999 yılında İstanbul’da bir araya gelen 15 ülkeden çok sayıda insan hakları aktivisti, hukukçu, sağlık çalışanı, psikolog ve felsefeci tarafından hazırlanan protokol, 2000 yılında BM tarafından kabul gördü. Üç yıl önce de Birleşmiş Milletler çerçevesinde güncellendi. İşkencenin etkili bir şekilde soruşturulması ve belgelendirilmesi için BM tarafından yayınlanan İstanbul protokolü işkence ve kötü muamelenin son bulduğu bir dünya yolunda atılmış önemli adımlardan biridir. İşkenceyi Önleme Komitesi (İÖK) denetçileri için el kitabı niteliğindedir.

Türkiye’ye ilgi artıyor

Son günlerde Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye ilgisinin gözle görülür bir şekilde arttığı dikkat çekiyor. 18-28 Mart tarihleri arasında İÖK’ten bir heyet Türkiye’yi ziyaret etmişken, aradan 10 gün geçmeden geçen hafta İÖK Türkiye’ye yeni bir heyet gönderdi. Bu konuda İÖK tarafından yayınlanan basın açıklamasında ziyaretin amacının 19 Mart’tan bu yana Türkiye’deki gösteriler sırasında polisin davranışlarını araştırmak olduğu, heyetin Ankara ve İstanbul’da temaslarda bulunduğu, Metris ve Sincan cezaevlerindeki tutuklularla görüştüğü belirtiliyor. Belli ki İÖK resmi makamlarca yapılan açıklamaları yeterli görmemiş. Önümüzdeki hafta Türkiye’yi ziyaret edecek Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Alain Berset’in çantasında muhtemelen işkence iddiaları da yer alacaktır.

Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymaması nedeniyle zaten Avrupa Konseyi ile başı dertte. Bari İÖK ile bugüne kadar yürütülen iş birliğini canlı tutalım. Önerilerini dikkate alalım.

İlgili İçerikler