Bir kavşak noktasında ehliyet-araç GBT’si (Genel Bilgi Toplama) yapan kolluk kuvveti, bu nedenle tıkanan trafiği, ortaya çıkan maddi-manevi zararı önemsemiyor. Restoranda oturan kimi vatandaşlar, yan masalardakileri umursamadan bağıra-çağıra konuşuyor. Kafe’deki hanım-bey, diğer müşterileri önemsemeden iri köpeğini etrafında dolandırıyor. Sosyal medyada “paylaşım yapan” yüksek devlet görevlisi Türkçe bilmiyor; birçok düşük vatandaşımız küfür-kıyamet-lanet kelimeleri için telefon ekranını pıtpıtlıyor. Son ürettiğimiz silahlardan (sihalardan) birinin adı “milli kamikaze dron KarguFPV”. İntihar süsü verilmiş cinayetler, sokağa işeyen-tüküren kimi Araplar, kedi maması-kabı çalan “insan”lar, şişman-çirkin-yeteneksiz ve tembel rantiyeler, üst ışığı yeşil yani taksimetre açmamış ama turist taşıyan taksiler… Liste uzar gider.
Ülkemizin 2025’teki genel hâli, kötülük ve sahtekarlıkla beslenenlerin artık çoğunlukta bulunduğu bir hâl. Edirne-Suriye hattının yani bu “kenar Batı’nın” Doğulu oturucuları olarak bundan memnunuz; zira ancak kaosla, adaletsizlikle ve yanımıza kalan kârlarla hayatı sürdürebiliyoruz. Lafla yürütmeyi başardığımız peynir gemileri, dedikodu-iftira-suçlamayla beslenip çalışıyor. Kendisini Marc Maron sayan kimi bol takipçili telefon yüzleri de, güya bunları ti’ye alan komik konuşmalar yapıyor.
Rahmetli Ferhan Şensoy için yapılan belgeseli seyrettikten sonra aklıma gelenler bunlar: “Ferhangi Bir Yaşam”. Şöyle künyesini de tamamen yazmak gerekir: Yönetmen: Selçuk Metin / Yapımcı: Porte Film / Senaryo: Zeynep Miraç / Görüntü Yönetmeni: Emre Okur / Müzik: Cem Öget / Seslendiren: Nihal Yalçın / Yapım Sponsoru: ENKA Sanat ve Porte Film. Ferhan Şensoy gibi üç kuşak üzerinde etki bırakmış (sadece şu an için) nadir bir insan evladını düşünürken, günümüzün değersizliklerine hayıflanmamak mümkün değil. Belgeselde birçok sanatçı, akademisyen ve Şensoy’un en yakını insanlar konuşmuş. Tabii şüphesiz en etkileyici kısımlar onun konuşmaları, onun sahneleri. Yaşadığı dönemi anlamış ama, onun ötesinde tarihten gelen insanlık vaziyetlerimizi yansıtmış ve bunların nereye doğru evrileceğini de öngörmüş. Tüm bunları yapmak için de, biz Türklerde pek nadir görülen üç özelliği bünyesinde toplamış: Çalışmak, kendisiyle de dalga geçebilmek ve yazmak. Sınır tanımayan espri kabiliyeti, sınıf, kesim, politika, tutum, dünya görüşü, ırk, ideoloji dinlememiş; herkes payını almış.

Belgeseli seyrederken kahkaha atmamak mümkün değil ama, kimi yerlerde insanın gözünden su çıkmaması da zor. İşini sürdürebilmek için borçlanarak yıkıntı hâlindeki Ses Tiyatrosu’nu alması ve masrafları karşılayabilmek için Anadolu turnesine çıkması… Bu yolculuklar sırasında oynadığı küçük salonlar… Yolda arıza yapan külüstür araçları… Topladığı 3-5 lirayı hemen bankaya giderek borçları için havale etmesi… Adam sadece ailesi ve Ortaoyuncular için değil, bu millet için debelenmiş. Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar’da yazdığı gibi: “… ey milletim, senin hakkında az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hâli ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz.”
Günümüz Türkiye’sinin formatsızlığı, koordinatsızlığı ve kendini bilmezliği karşısında birkaç sağlam referanstan biri Ferhan Şensoy. Onun tuttuğu aynaya bakma cesareti gösterelim.


