Utrecht'te uzun bir gün
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Utrecht'te uzun bir gün

Uzun yıllar evveldi. Ben daha yeni televizyoncuyum, gece gündüz demeden çalışıyorum. NTV'de gezi programı yapmaya başlamışım, pek mutluyum. Yaptığım işi de dünyanın en önemli işi zannediyorum. İyi bir iş çıkartacağım, birilerinin hayatlarına dokunacağım derdindeyim…

Çekim için İsveç'e gitmiştik. Gezi programı yapıyorum; ama öyle sadece gezdim, yedim, aman da burada kalın klişelerinden o zamanlar bile kaçıyordum. İşin içine mutlaka bir haber, bir popüler kültür, gündemle ilişkin bir ilmek atıyorum. İnsan hikâyeleri mutlaka ekliyorum. Bunun için de ciddi bir çaba harcıyorum yani. O zaman internet falan yok. Kitaplar ve gazetelerle uykusuz geceler ve alınan onlarca sayfalık notlar var.

Türkiye'nin haberi bitmez

Neyse, bizim İsveç'e gidişimiz, Apo'nun yakalanışından birkaç gün sonra. O sırada Türkiye gündemi bir felaket. Politika allak bullak. Susurluk kazası hâlâ gündemde, derken bu olay. Ekonomi zaten hep karman çorman. Öyle bir haber girdabı var ki, bizim program kanalın tek farklı nefes aldığı program yanlış hatırlamıyorsam. Herkes "oh be farklı bir şeyler gördük sayende" falan diyor. Biraz neşe, biraz değişik hayatlar, mekanlar, ülkeler…

Bu arada CNN International'a Türkiye'den haber geçiyorum, tamamen kendi çabalarımla. O zamanlar World Report diye günlük bir program var, onlara bir demo haber göndermişim, beğenilmiş. Öyle çok çalışıyordum ki, beni konferanslara ve yazın bir aylık eğitim için CNN merkezine Atlanta'ya davet ettiler. Orada da İsveç'ten bir gazeteci ile tanıştım, Anna. Devlet televizyonunda ana haber bülteni spikeri. Stockholm'e varınca aradım, buluştuk. Akşamları da dili anlamasam da, Anna'yı seyretmeyi bir alışkanlık haline getirdim. Her akşam devlet televizyonunun ana haber bülteni, aşağı yukarı bir saat. Tek kelime İsveççe bilmeden hem de!

  • İlk kardelen çiçeği dağların eteklerinde görüldü.
  • Göçmenlerin yerleşim bölgesine yeni otobüs hattı seferlerine başladı.
  • İlk Endonezya lokantası açıldı.
  • Havalar soğumaya devam edecek, sıkı giyinin.
  • İsveç sinemasının ünlü oyuncularından bayan X, hayatını kaybetti.

Haberler bunlar.

Düşünebiliyor musunuz, bir ülkenin ana haber bültenindeki haberler BUNLAR!

Ne zamlar, ne terör, ne enflasyon, ne partiler içi çalkantılar, ne mecliste kavgalar, ne patlayan silahlar. Haber kanallarında sıkça söylenen tabirle: Çiçek – böcek!

Gerçekten de bakınız yukarıya, çiçek ve böcek…

Kızılcık Şerbeti'nin Nursema'sını tek geçerim

Offf yaaa…

Neredeyse çeyrek yüzyıl önceden bahsediyorum. Pek değişen bir şey yok maalesef. Yine kavga, yine gürültü, yine enflasyon.

Oysa buralardaki gündem farklı…

O zamanlar çok gençtim, çok hareketliydim, hızlıydım. Benim için İstanbul karmaşası şarttı. Hep farklı hikâyelerin içinde olmalıydım. Alimallah İsveç'te, Norveç'te, Hollanda'da falan nefes alamazdım…

Ama şimdi öyle değil.

Yoruldum. Artık haber kanalı seyredemiyorum, günde bir kez dışında haber izlemiyorum, okumuyorum. Murakami'nin yeni kitabı çıkmış, Kızılcık Şerbeti'nin son bölümü YouTube'a düşmüş; gündemim böyle. Bir de İtalyanca öğrenmeye kafayı taktım. 1,5 yıldır haldur huldur kurslar ve online derslerle dili çözmeye çalışıyorum. İş dışındaki hayatımı istediğim gibi doldurdum yani.

Tam bir Kuzey Avrupalı gibi yaşıyorum. Kargaşanın göbeğinde; Roma'dan, Bizans'tan, Osmanlı'dan beri hile ve desisenin merkezi İstanbul'da hem de.

Amsterdam'dan Utrecht'e yarım saat

Bende konu çok. Fazla anlattım yine. N'olur affedin.

Hemen bugünkü yazıma giriyorum: Efendim Utrecht, Hollanda'da çok sessiz bir güzellik. Bağırmıyor, kendini göstermek için yırtınmıyor. Bilen biliyor, giden görüyor. Amsterdam'dan gitmek yarım saat ve 11 Euro'ya mâl oluyor.

Hollanda'nın en büyük dördüncü şehri, nüfus 360 bin civarında. Genç nüfus oranı, ülkenin en büyük üniversitesine ev sahibi olmasından dolayı, çok yüksek. Yollarda hemen bunu anlıyorsunuz zaten. Bu arada nüfusun yüzde 4'ü Türkler, yüzde 9'u Faslılar'dan oluşuyor. Endonezyalı ve Surinamlı göçmenler de ciddi birer grup.

Utrecht, 2 bin yıldan fazladan beri yaşamın süregeldiği bir kent. Tüm Hollanda'nın tren yolu ağının ortasında; yani başka şehirlere, bölgelere de buradan ulaşım çok rahat.

Hollanda'nın dini merkezi

Utrecht'i 1672 yılında Fransızlar işgal ediyor, bir sene sürüyor. Hemen ardından, 1674 senesinde büyük bir kasırga şehri yerle bir ediyor. Tarihi Saint Martin Katedrali'nin ana binası da ne yazık ki yıkılıyor.

Saint Martin Katedrali, Roma döneminde inşa edilen bir kalenin içinde. Gotik mimarinin şahane bir örneği. 1254'da inşasına başlanmış, 1320 yılında tamamlanabilmiş ancak.

Şehrin tarihinde mutlaka bahsedilmesi gereken başka bir nokta da, Alman Nazi işgali. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya Utrecht'i ele geçiriyor. Şehir beş yıl boyunca da Nazi Almanyası'nın yönetiminde kalıyor.

Daha geri gittiğimizde de, Hristiyan misyonerlerin Utrecht'e olan ilgilerini görüyoruz. Konu ilgimi çekti, ama neden burası seçilmiş tam olarak rastlamadım. 7. Yüzyıl'da bile burası misyonerlerin merkez üssü konumunda. Bu yüzden şehirde çok sayıda kilise, katedral, manastır var.

Neler yapılır, neler…

Sakinlik, nezaket, huzur var burada.

Birçok kültür ve sanat festivaline ev sahipliği yapıyor, birkaç popüler bar, gece hayatı severleri tatmin eder; ama Utrecht başka bir kafa.

Botanik Bahçeleri ziyaret edilir mesela. Siz susun, çiçekler konuşsun biraz, doğa şarkı söylesin…

Kanalda "kayaking" turuna gidilir; anlar uzasın, siz de o esnek zamana ayak uydurun.

Oudergacht Kanalı'nda biraz durulur. Bira ve meşhur patates kızartması molası. Hollanda patatesi diye bir şey varmış meğer. Üzerine de bolca ev yapımı mayonez dökerek hem de. Telaşlanmayın, o kadar çok hareket ediliyor ki, hiç kilo almadan döneceksiniz.

Ah bir de Tiren Yolu Müzesi var: Spoorweg Museum. Ülkenin tiren yolu ağının merkezinde ya, müzeyi taa 1927'de açmışlar. Başka zamanlara yolculuk yapmayı sevenler için ideal bir yer. Kalın kitaplar, uzadıkça uzayan uzayan başak kaplı tarlalar, bakışmalar, sonsuzluk, hiçlik, her şeylik…

Bu hayatta en çok ne istersiniz?

Ben artık sadece huzur istiyorum herhalde.

Nezaket istiyorum.

Hakkımı kimse gasp etmesin, sesim dinlensin, zorbalar dünyasının kurallarıyla savaşmak zorunda kalmayayım istiyorum.

Bana gülümseyerek bakan bir çift yabancı bir göze başımla hafiften selam vermek istiyorum.

Bir de iç huzursuzluğu ile geçen bunca yılımın en karanlık günlerini temize çekmek istiyorum. Ama kötü anları tipekslemek, silgiyle silmek, üzerini çizmek falan değil. Arzum boş bir beyaz sayfa açmak. Hani John Locke'ın yıllar önce ortaya attığı "Tabula Rasa" misali, bomboş bir levha olmak; sonra da en güzel kalemlerimle, kendi el yazımla, kendi kendimi yeni baştan yazmak istiyorum.

Fatih Türkmenoğlu kimdir?

Fatih Türkmenoğlu İstanbul'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun olduktan sonra New York Üniversitesi'nde 'işletme diploması' programını bitirdi.
University of Michigan'da bir yıl 'konuk gazeteci' olarak seminerler verdi. Northwestern Üniversitesi'nde Ortadoğu bölümünde araştırma yaptı. Kent Üniversitesi'nde 'klinik psikoloji' yüksek lisansı yaptı. Çeşitli terapi eğitimleri aldı, almaya da devam ediyor.

Gazeteciliğe 1995 yılında Sabah grubunda başladı. Sabah ve Yeni Yüzyıl gazeteleri ile Aktüel, Esquire, Cosmopolitan dergilerinde gezi, izlenim yazıları yazdı, çok sayıda röportaj yaptı.

Kuruluş döneminde ilk özel haber kanalı olarak yayına başlayan NTV'ye geçti. Beş yıl çalıştığı kurumda hazırlayıp sunduğu programlarla ödüller kazandı. İzleyen dönemde geçtiği CNN Türk televizyonunda 13 yıl boyunca gezi programları ve belgeseller hazırladı ve sundu.

Milliyet, Cumhuriyet ve Hürriyet Seyahat için yıllarca yazı yazdı. CNN International televizyonu için Türkiye'den uzun süre haber yaptı.

"Her Perşembe Saat 4'te", "Hayat Gezince Güzel", "Türkiye'de Görülmesi Gereken 101 Yer", "Amerikan Rüyası Tabirleri", "Üç Kuruş Fazla Olsun Kırmızı Olsun" adlarıyla beş kitabı yayımlandı.

Moderatör, sunucu olarak da çalışan, şirket yöneticileri ve bürokratlara sunum teknikleri ve medya ile ilişkiler konularında danışmanlık yapan ve TedX konuşmacısı olan Türkmenoğlu, uzman klinik psikolog olarak da danışan kabul ediyor.

ABD ve Türkiye'de yaşıyor. Evli ve iki kız çocuk babası.

İlgili İçerikler