"Hiçbir şey hatırlanmamak üzere yaşanmamalı, üstelik bu tek büyük gerçekliğin bilmeyi anlatmayı zorunlu kıldığı birden çok hakikat var. Hakikatler katı, hikâye akıcı ve akılda kalıcıdır." (Salgının Seyir Defteri)
Yerküredeki omurgalı canlılar arasında en güzel türün kediler olduğunu, kızmayın ama en çirkin türün ise insanlar olduğunu düşünürüm.
Benim gibi sabah ile akşam arasında girdiğiniz koridorlar, sürekli hayata, ölüme değdiğiniz ama hayat ile aranıza giren bir tünele benziyorsa, yaşamın maceralarına ilişkin o koridorlardaki tesadüflerle avunmanız da doğaldır.
Uzmanlık eğitiminden beri, kısa fasılalar dışında, hep yolumun çıktığı o koridorlar, pandemide bir dehlize dönüşmüştü.
Bizden ve hastalananlardan başka canlı ve canlılık yoktu.
O zamandan beri hızla, uçarak dahi geçsem, koridorlardaki detayları yakalamaya çalışıyorum ki o detaylar beni, o ışıksız dehlizden artık çıktığımı anımsatarak yatıştırıyor.
Bitmeyen uzun, sıcak ve hüsranlı bu yaz mevsiminin başında, dördüncü katta odamın da olduğu o koridordan hızla geçerken, laboratuvarların sekreterliğinin köşesinde, birinin eliyle yerleştirdiği porselen bir biblo gibi kıpırtısız duran o kediyi gördüm.
Gri, kirli tüyleri ile durduğu o köşedeki kıpırtısızlığını neye yoracağımı düşünerek ona doğru eğildiğimde, koridora açılan küçük pencerelerden birinden başını uzatan sekreter, "Hocam çok sakin görünüyor ama dokunulmaktan hoşlanmıyor" diye koridora fırladı.
Vakur yalnızlığına, mama, su verenlere dahi dokunulmaktan hoşlanmayışını anlatışına bayıldım
"Yok dokunmayacaktım zaten ama bu çok kıpırtısız, baksana tüylerini bile yalamamış" dedim.
Su getirip önüne koydu, suya eğilip, yeşil gözlerini gözüme dikti.
Adını Pakize koymuşlar.
Neden bu adı koyduklarını onlar da bilmiyor.
Kalabalık içindeki yalnızlığı, bu koridorlardaki erişkinliğimin ve kalabalık bir evdeki çocukluğumun yalnızlığına değiyor.
Epeyce yorulmuş ve karışmış ruhum buruluyor.
Kedilere ve kendimden başka pek bir şeye ilgi duymadığım zamanlarda annem beni "sarı kedi" diye sever ama ben neden beni bir kediye benzettiğin anlamlandıramazdım.
Kalabalık bir evde Pakize gibi köşeler bulup büzüşür, kendime ait bir yer düşlerdim.
Ne fark edilmeyi ne de unutulmayı hiç istemezdim.
Anneler her şeyi bilir, zannederim en doğru benzetme buymuş.
Sonra her geçişimde onu orada görmeye alıştım.
Fotoğraflarını çekip paylaştığımı, Pakize ile kurduğum ilişkiyi fark edenler, onun geceleri nöbet odalarındaki ziyaretlerini paylaşıyorlardı.
Pakize güvenli bulduğu kişileri izleyip dolaşmaya başlamıştı.
Sonra karşı binaya da geçip pozlar vermeye başladığı anlaşıldı.
Pakize nedense hiç miyavlamıyordu.
Sabah yürüyüşlerimde dinlediğim "podcast"lerden birinde evrimsel biyolog olan Jonathan Losos'un kedilerin evrimi ile ilişkili bir kitabı nedeniyle kendisiyle yapılan söyleşine rast geldim.
Kitap "The Cat's Meow: How Cats Evolved from the Savanna to Your Sofa (Kedi Miyavlaması: Kediler Savanadan Kanepenize Nasıl Evrimleşti)"
Kedilerin bize miyavladığı tonun, Kuzey Afrika'daki atalarından ve kendi aralarındaki miyavdan farklı olarak, evcilleşmeye adaptasyon ile geliştiğini yani evrimsel bir iletişim dili olduğunu belirtiyordu.
Arkeolojik buluntular kedilerin 10 bin yıldır bizimle olduğunu ve kedilerin evcilleştirildiği adanın ise Kıbrıs olduğuna işaret ediyor.
Boyun eğmez, inatçı, asi ama evcil ihtişamlı yırtıcılar.
"Birçok insanın kedi sahibi olmasının çekici yanlarından biri de kendi oturma odanızda biraz Serengiti bulunmasıdır." (Jonathon Loss)
Pakize özgürlüğüne kavuştu.
Bir köşeye büzüşüp kıpırtısız kalıp etrafı yoklayarak, sessizce gözleyerek, çemberini genişletti.
Sevildiği ama hoyratça mıncıklanmadığı yerlerde sakince geziniyor.
Epeyce bir zaman önce bir kedi sahiplenmeye karar vermiştim.
Bir arkadaşımın yazlık evinin bahçesine beslenmek için gelen yavrulardan en yalnız, en asi ve en oyuncu olanla böyle bir provaya kalkıştım.
Huzursuz zamanlarımdan biriydi ve onunla huzur buluyordum.
Ben ısrarla adını "BONCUK " koyduğum halde arkadaşım "MAGIC" deyip duruyordu.
Beni iyileştirme biçimi ve geliş zamanı ile ilişkili kurgusu nedeniyle bu isimi ona daha çok yakıştırmıştı.
Onunla konuşuyor, ona sorular soruyor, yatışıyordum.
Zaten iyi bir dinleyici bulmuşsanız, alacağınız cevaplar değil bir şey anlatıp sormanın kendisi sihirdir.
Ben döndükten 1 ay sonra ölüm haberini aldım.
Ben vedalarda ve ayrılıklarda öyle kötüyüm ki, bir daha bu denli yakın ilişki kuracağım hiçbir canlıyla bir başlangıç yapmamaya karar verdim.
Hekimliğin yükü ve hüzünü birkaç ömüre bedel zaten.
Şu cümle ne kadar da doğru:
"Şayet biri sizi tatmin ediyorsa hüsrana da uğratabilir." (Adam Phillips, Yaşanmamış Hayata Övgü)
Ya da tersinden okuyalım ve diyelim ki; "hüsrana katlanamayan tatmin de bulamaz".
|
Esin Şenol kimdir? Esin Şenol, lise eğitimini TED Ankara Koleji'nde tamamladıktan sonra, tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 1987 yılında tamamlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olarak uzmanlık eğitimine başlamıştır. Aynı anabilim dalında 1992 yılında ihtisasını tamamladıktan sonra uzman olarak göreve başlamış, 1995 yılında yardımcı doçent, 1996 yılında doçent, 2003 yılında da profesör unvanlarını almış ve 2009-2013 yılları arasında anabilim dalı başkanlığı yapmıştır. 1999 yılında Tufts University, New England Medical Center, Boston/MA'da "Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi"nde Research Fellow (Araştırma Asistanı) olarak çalışmıştır. Halen kanser hastalarının infeksiyon izleminde konsultan olarak görev yapmakta ve bu konuda araştırmalarını sürdürmektedir. Prof. Dr. Esin Şenol, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları Ve Klinik Mikrobiyoloji Anablim Dalı Öğretim Üyesidir. Ayrıca bağışıklama ve özellikle erişkin aşılması ile ilgili çalışmalar yürütmekte olup, Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı bünyesinde Türkiye'deki ilk "Erişkin Aşı Merkezi" kurmuştur. 2013 yılında KLİMİK (Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları) Derneği alt grubu olarak, Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu (EBÇG) kurmuş ve halen başkanlığını yürütmektedir. Ayrıca; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Komite (2005-2007), Gazi Üniversitesi Akademik Değerlendirme ve Akreditasyon Ofisi (GÜADEK) –Kurucusudur (2005-2007). Gazi Üniversitesi - Avrupa Üniversiteler Birliği ve Bolonya Süreci Kurucusu (2005-2007) ve Febril Nötropeni Derneği Genel Sekreterliği (2005-2011) yürütmüş olduğu diğer görevlerdir. TTB_Pandemi Çalışma Grubu üyesidir. ATO Onur Kurulu Üyesi olarak çalışmıştır (2020-2022). ATO-Yönetim Kurulu Üyesi (2006-2008) olarak çalışmıştır. Halen T24 ve Birgün Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır. Yabancı dili İngilizce olup evli, 1 çocuk annesidir. Dünya Kitle İletişim Vakfı tarafından gerçekleştirilen 31. Ankara Uluslararası Film Festivali (3-11 Eylül 2020) ve 32. Ankara Film Festivalı (4-12 Kasım 2021) Düzenleme Kurulunda yer almıştır. 33. Ankara Film Festivalı (3-11 Kasım 2022) Düzenleme Kurulundadır. İlgi alanları, sinema, yelken ve edebiyattır. |


