Son günlerde Türkiye'de ekonomide en çok sorulan ve tartışılan iki soru var. Hani derler ya; "milyon dolarlık sorular": Döviz (şimdilik dolar diyelim) kuru ne olacak, faiz (şimdilik TCMB'nin politika faizi diyelim) ne olacak?
Sanki bu sorulara bir yanıt bulunursa kördüğüm çözülecek, Türkiye'nin sorunları neredeyse çözüme kavuşacak. Sorular, gelmekte olduğu söylenen, müstakbel istikrar programı bağlamında soruluyor.
Genel olarak fiyatlar, özel olarak kur ve faiz Türkiye ekonomisindeki dengesizlikleri veya açıkları hem açıklamada, hem düşürmede elbette önemlidir. Faiz yaklaşık iki yıldır, kur yaklaşık bir buçuk yıldır baskılandığı için de ayrıca önemlidirler.
Ancak ekonomideki açıkları düşürme sürecinde bu iki makro fiyat dışında başka makro fiyatlar ve ayrıca miktarlar da olacaktır. Makro fiyatlar içinde örneğin içerideki mal ve hizmet fiyatları, ücretler ve yönetilen, yönlendirilen fiyatlar bulunuyor. Başta enerji ve hammadde gibi dış malların fiyatları da makro çerçeve içinde var.
Aynı makro çerçevede miktarlar içinde örneğin vergiler, transferler, kamu harcamaları, krediler gibi değişkenler vardır.
Bu yazıda önce 2023'te ekonomideki açıkların hangi kesimlerden ne ölçüde geldiğine bakıyorum. Sonra da bu açıkları gidermek için uygulanacak bir istikrar programının hangi noktalara dikkat edeceğine bakıyorum.
Açıkları hemen indirmek maliyetli olacağından en azından başta dış finansman gerekir. Faiz kur ilişkisini özellikle yabancılar bu nedenle önemsiyor. Ayrıca, açıkları gidermek yetmez, giderek fazla da vermek gerekir çünkü Türkiye'nin önemli dış borçları da var. Tüm hesaplarda deprem haracamaları da dikkate alınmalıdır.

Üçüz açık
Kur, faiz ve diğer makro fiyatlara aşağıda tekrar dönmek üzere makro dengelere bakalım. Daha önce de ifade etmiştim; toplam ekonomiyi üç kesimde ele alırsak, "Kamu kesimi dengesi + özel kesim dengesi = Dış kesim dengesi" yazabiliriz.
Bu dengeleri gelir-harcama (veya tasarruf-yatırım) farkı olarak şöyle ifade edebiliriz;
(Kamu kesimi net geliri - tüketimi - yatırımı) +
(Özel kesim harcanabilir geliri - tüketimi - yatırımı) =
(İhracat + dış dünya net faktör gelirleri - ithalat)
Eğer kamu ve özel kesimlerin her ikisi de açık veriyorsa, dış kesimde bu açıkların toplamı kadar büyük cari açık var demektir. Bazı ülkelerde kamu kesimi açığı vardır, ama özel kesim tasarrufu bu açığı fazlasıyla kapatır, sonuçta cari fazla oluşur. Çin, Almanya, Japonya ve Güney Kore bu ülkelere örnek oluşturur.
Türkiye'de iki gün önce açıklanan Nisan ayı cari açığı yıllık (son 12 ayın toplamı) olarak 57,8 milyar dolardır. 2023 yılının ilk yarısında cari açık tahminen GSYH'nın yaklaşık yüzde 6'sına gelecektir ve gerçekten yüksektir.
Diğer yandan, yılın ilk dört aylık verilerine bakarsak, 2023 yılının ilk yarısında merkezi hükümet bütçe açığı yıllık tahminen GSYH'nın yüzde 3'üne yaklaşacaktır. Bu da geçmiş yıllara göre oldukça yüksektir. Bu açığı kamu kesimi açığı olarak kabul edelim.
Sonuçta, Türkiye'nin dış kesim cari açığı ile kamu kesimi açığı arasındaki yüzde 3'lük fark özel kesim açığına denktir. Kamu kesimi ve özellikle özel kesim açıkları son dönemde hem dış açığa, hem enflasyona neden olmuşlardır.
Seçim için verilen harcama sözlerini ve deprem için yapılması gereken harcamaları dikkate aldığımızı düşünelim. Bu durumda yılın ikinci yarısında kamu açıkları çok daha yüksek olacaktır.
İstikrar programı
İstikrar programı, içerideki kamu ve özel açıkları düşürmek için tasarlanmış politikalar bütünüdür. Böylece bu politikalarla bir yandan dış cari açığı, diğer yandan enflasyonu düşürme hedefi vardır.
A) Kamu kesimi dengesi
Şimdi kamu dengesine yakından bakalım ve merkezi hükümet bütçesini ele alalım. Kamu kesimi net gelirleri içinde dolaysız ve dolaylı vergiler artı işaretle, cari transferler eksi işaretle yer alıyor. Vergileri arttırıp transferleri azaltmak kamu açığını düşürür.
Ancak bu işlem daha çok ücretlilerin ve düşük gelirlilerin harcanabilir gelirini olumsuz etkiler; gelir dağılımını bozucu etkisi vardır. Ayrıca, dolaylı vergileri yükseltmek enflasyonu geçici de olsa arttırır. Bu durumda bir yaklaşım, yüksek gelirlilere ek vergi koymak ve/veya yüksek finansal serveti ve fiziki serveti vergilemektir.
Yönetilen ve yönlendirilen fiyatları yükseltmek de kamu gelirini arttırır. Ancak bu işlemin de hem enflasyon hem gelir dağılımı üzerinde bozucu etkisi olacaktır. Örneğin, tüm gelir gruplarından bir aylık doğal gaz ücretini almamanın böyle bir etkisi olmuştur.
Kamu kesimi tüketimini kısmak da kamu dengesini düzeltir. Ancak bu kalem içinde kamu görevlilerine ödenen ücret ve maaşlar en büyük paya sahiptir. Bu kalemi düşürmek de gelir dağılımını bozar. Bu bağlamda kamunun ulaşım ve "itibar" harcamalarını kısmak önemlidir.
Faizin yükselmesi de kamu faiz harcamalarını arttırır, bu konuda dikkat gerekir.
Burada son kısıntı kalemi kamunun yatırım harcamalarıdır. Büyük ve yatırım etkinliği düşük yatırım harcamaları azaltılabilir ve azaltılmalıdır.
Görüldüğü gibi, kamu kesimi gelirleri ve giderleri içinde yapılacak ayarlamaların gelir dağılımı etkisi olabildiği gibi, enflasyonu arttırıcı etkisi de olabilir. Bu nedenle istikrar programı çerçevesinde bu ayarlamaların iyi hesaplanması gerekir.
B) Özel kesim dengesi
İçeride kazanılan ve dış dünyadan elde edilen net ücretler, kârlar ve faizler özel kesim harcanabilir gelirine artı işaretle, kamuya ödenen vergiler ise eksi işaretle girerler. İstikrar programları, uygulanan faiz, vergi ve gelir politikaları ve kısıtlamalar nedeniyle genellikle ücretlere olumsuz etki yaparlar.
Bu nedenle bu programlar özel tüketim üzerinde daha da azaltıcı etki yaparlar. Tüketim talebi düştüğü için ve ortaya çıkan belirsizlik nedeniyle özel yatırımlar da genellikle başlarda düşer.
Yükselen faiz, tüketim ve yatırım talebini düşürür, ancak talebi düşüren belki daha önemli bir etken kredi daralmasıdır. İstikrar programları, para politikası ile kredi arzını da düşürürler. Aksi durumda, genişleyen krediler dövize talebi yükseltip kura arttırıcı etki yapar.
Özel yatırımlar, yükselen faiz ve daralan kredi ile düşme eğilimine girseler de, iki nedenle artma eğilimi de gösterebilir. Bir neden değer kaybeden yerli para nedeniyle ihracata yönelme isteğidir. Bir başka neden istikrar politikası ile bazı belirsizliklerin ortadan kalkmasıdır.
Diğer yandan, belirsizliklerin azalması veya kalkması, istikrar programına olan güven ile sağlanabilir. Bu güven yoksa belirsizlik sürer.
C) Dış kesim cari dengesi
Kamu kesimi ve özel kesim dengelerinde düzelme sağlanabildiği ölçüde tanımı gereği dış denge de düzelecektir. Dış kesim dengesinin iyileşmesine en azından başta yerli paranın değer kaybetmesi ve sonra kurda ortaya konabilecek istikrar katkı yapacaktır.
Kur ve faiz vurgulaması
İstikrar programı tartışmalarında kur ve faizin öne çıkmasının önde gelen nedeni, bu konuyu özellikle yabancı sermayenin önemli görmesidir. İstikrar programı için en azından başta yabancı sermaye desteği gerekli görülür.
Yabancı sermaye ise gelmek için elde edeceği kazanca bakar. Bu bağlamda önemli bir koşul karşılanmamış faiz paritesi (uncovered interest parity) koşuludur. Bu koşula göre ülke içindeki faiz en azından şu düzeyde olmalıdır:
Faiz = Yerli paranın beklenen değer kaybı (devalüasyon) oranı
+ Dış dünya faiz oranı + Risk primi
Görüldüğü gibi, ülkenin CDS oranı ile belirlenen risk primi de faizin belirlenmesinde veya yabancıların faiz talebinde önemlidir. Eğer faiz bu koşulda yer alan düzeyden düşükse, kısa vadeli yabancı sermaye girişi istenen kadar olmayacaktır.
İstikrar programı tartışmalarında kur ve faizin öne çıkmasının bir başka nedeni, bu iki değişkenin artışının iç talebi düşüreceği, ihracatı özendirip ithalatı caydıracağı ve böylece dış dengeye katkı yapacağı düşüncesidir.
Üçüncü bir neden de, özellikle neoklasik yaklaşımı izleyerek, ekonomideki intibakı (uyumu) ve dengelemeyi kur, faiz ve ücret gibi fiyatların sağlayacağı varsayımıdır.
Ercan Uygur kimdir?Türkiye'nin önde gelen ekonomistleri arasında yer alan Prof. Dr. Ercan Uygur, 1969'da ODTÜ'yü bitirdi. Mezuniyetinin ardından Devlet Planlama Teşkilatı'nda (DPT) ‘uzman yardımcılığı' sınavına girdi. Ancak, Uygur'un da aralarında olduğu sınavda başarılı olan üç kişi göreve başlatılmadı. Uygur, daha sonra sınavına girdiği Maliye Bakanlığı'nda göreve başladı. Bir yıl sonra iki yıllık lisansüstü öğrenim bursu için OECD'ye yaptığı başvuru, davet edildiği mülakatın ardından kabul edildi. İngiltere Warwick Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimi aldı. Doktorasını East Anglia Üniversitesi'nde yaptı; bu sırada bir yıl ‘ekonometri' dersi verdi. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) İktisat ve Maliye Bölümü'ndeki ‘ekonometri' kürsüsünde asistanlık sınavına girdi; aynı yıl bu kürsüde göreve başladı. Doçentlik çalışmaları için 1981'de dokuz aylık Norveç Hükümeti bursu ile bu ülkeye gitti, Prof. Dr. Leif Johansen ile çalıştı. Türkiye'deki doçentlik sözlü sınavının yapılacağı gün, 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile iki jüri üyesi, Prof. Dr. Tuncer Bulutay ve Prof. Dr. Nuri Karacan üniversiteden uzaklaştırılınca yapılamayan jüri toplantısı yedi ay sonra gerçekleştirilebildi. 12 Eylül 1980 darbesini izleyen süreçte üniversiteden uzaklaştırılan Türkiye'nin önde gelen iktisatçılarından Prof. Bulutay'ın "Bizleri temsilen Mülkiye'de kalacaksın" dediği Uygur, 1983'te ‘doçent' unvanını aldı. 1988'de Fulbright bursu ile ABD'ye gitti, Prof. Dr. Lawrence Klein ile LINK projesinde çalıştı. 1989'da ‘profesör' unvanını aldı. 1994-2012 döneminde Koç Üniversitesi'nde yaz dersleri verdi. Mülkiye'den 2010 sonunda erken emekli oldu. Mülkiye'de öğretim üyesiyken şu kurumlara danışmanlık yaptı: - İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi (1986-1994) - Wharton Econometric Forecasting Associates (1988-1991) - T. C. Merkez Bankası (1988-1993 ve 1997-1998) - Devlet İstatistik Enstitüsü, TÜİK (1990-1996) - ILO / Uluslararası Çalışma Örgütü (proje danışmanı, 1990) - T. C. Hazine Müsteşarlığı (proje danışmanı, 1992-1993 ve 1997-1999) - Dünya Bankası (proje danışmanı, 1999, 2002, 2009, 2010-2011) - Birleşmiş Milletler ECE (proje danışmanı, 1999-2000) - Third World Network (2009) Yeni Yüzyıl gazetesinde köşe yazarlığı (1995-1998), Mülkiye'de İktisat Bölümü Başkanlığı (1996-2008), Ankara Üniversitesi Bilim Kurulu üyeliği (2002-2010), Türkiye Ekonomi Kurumu Başkanlığı (2003 -2019), Ekonomi-Tek dergisi editörlüğü (2012-2020), Uluslararası Final Üniversitesi Rektör Yardımcılığı ve İİBF Dekanlığı (2016-2021) yaptı. 2011'de Uluslararası Ekonomi Birliği (IEA) Danışma Kurulu üyeliğine seçildi, bu görevi halen devam ediyor. 2012'de Kyoto Ödülü Danışma Kurulu üyeliğine davet edildi; editörlüğünü yaptıkları dahil olmak üzere Türkçe ve İngilizce 12 kitabı yayımlandı, 50'nin üzerinde bilimsel makale yazdı. Eylül 2021'den itibaren, Mülkiye'den öğrencilerinin kurup yönettiği T24'te köşe yazısı yazıyor. Prof. Dr. Ercan Uygur, 38 yıllık üniversite hayatını; 18 Mayıs 2017'de davet edildiği Mülkiyeliler Birliği Çarşamba Söyleşileri'nde Prof. Dr. Tuncer Bulutay'ın konuşması için koyduğu başlıkla özetliyor: "ODTÜ'de Öğrenci, Mülkiye'de Hoca…" |


