Altın fiyatları nereye gidiyor?
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Altın fiyatları nereye gidiyor?

Küresel Güneyin merkez bankaları rezervlerinde artık daha çok altın kullanıyorlar. TCMB de 2017-2018’den itibaren altına yöneldi. TCMB’nin bu yönelişini ve Türkiye’de altın madenciliğinin yıkıcı etkilerini TCMB’nin değerli eski Başkanı Durmuş Yılmaz anlatıyor…

Altın fiyatları nereye gidiyor?

Altın fiyatları nereye gidiyor? Bu kadar altını kim neden alıyor? Bilmediğimiz gelişmeler mi var? Türkiye’de de altın talebi sürekli artıyor mu? Evet ise kimler alıyor? Bu gibi sorular bana bile soruluyor. Ben de bildiklerimi aktarayım istedim.

2 Ocak 2025’te altının Dolar/ons fiyatı 2624 Dolar idi. 2025 sonu için yapılan öngörüler çok farklıydı. Fiyat artışı yüzde 20’yi aşar, fiyat 3200 Dolara ulaşır diyenler aşırı iyimser bulunuyordu. Fiyat artışı yüzde 10 dolayında olur diyenler çoktu.

ABD’li yatırım ve varlık yönetimi bankası J. P. Morgan 2025 yılının başında dördüncü çeyrekte altının Dolar/ons ortalama fiyatının 2950 Dolar olacağını öngörmüştü. Yılın ortasında bu öngörüsünü 3675 Dolara çıkardı. Ama yine çok yanıldı.

Çünkü, altının Dolar/ons fiyatı 30 Eylül 2025’te ABD’de gün ortasında 3827 Dolar idi. Fiyat, yılın ilk 9 ayında yüzde 46 kadar yükselmişti. 1 Ekim 2025’te fiyat düşer diyenler oldu ve biraz düştü de, ama gün ortasında yine yükselmeye başladı.

30 Eylülde baktığım öngörüler, 2025 yıl sonunda Dolar/ons fiyatının en düşük 4000,  en yüksek 4650 Dolar arasında olacağını söylüyor. Basit ortalama yaklaşık 4250 Dolar. Yani fiyatın yılın son üç ayında yüzde 10 daha artacağı beklentisi yaygın.  

Altının Dolar fiyatını veriyorum, çünkü TL fiyatı kabaca (Dolar fiyatı x Dolar kuru) olarak bulunuyor. Bazı dönemlerde, örneğin altın ithalatına sınırlama getirildiği zamanlarda altının TL fiyatı daha yüksek olabiliyor.

Hiperenflasyon ortamları dışında herhangi bir piyasada hızlı fiyat artışlarının sürekli olamayacağını biliyoruz. Kimine göre altın fiyatlarında artık spekülasyon var, yakında düşüş olabilir. Kimine göre fiyat 2026 Şubat ayına kadar artacak, sonra duraklayacak.

Bu senaryoya göre mayıstan itibaren fiyat azalabilir. Bu öngörülerin arkasında ABD’deki ve dünyadaki politika belirsizliklerinin azalması, enflasyon, faiz, büyüme, Ukrayna savaşı ve Filistin soykırımı gibi jeostratejik gelişme varsayımları var.

Dün (1 Ekim) ABD’de yayınlanan istihdam raporuna göre bu ülkedeki özel kesim istihdamı geçen ay azaldı. Bu sonuç, daha hızlı faiz düşüşü beklentisi ve dolayısıyla daha çok altın talebi yaratmış olabilir. Ama bu öncü, geçici rapordur.

Bu yazıda amacım önce kısaca dünyada altın talebinin sektörel dağılımına bakmak. Bu sektörlerden birisi merkez bankacılığıdır. Küresel Güneyin merkez bankaları rezervlerinde artık daha çok altın kullanıyorlar. TCMB de 2017-2018’den itibaren altına yöneldi. TCMB’nin bu yönelişini ve Türkiye’de altın madenciliğinin yıkıcı etkilerini TCMB’nin değerli eski Başkanı Durmuş Yılmaz aşağıda anlatıyor.

Dünyada sektörel altın talebi

Altın fiyatı elbette altın talebine ve arzına göre belirleniyor. Eğer talep artıyor ve fakat altın arzı buna yetişemiyor ise, sonuç fiyat artışıdır. Altına olan talep artıyorsa, bu artış hangi sektörlerden kaynaklanıyor?

Altına olan talep şu sektörlerden kaynaklanıyor (World Gold Council):

1)Takı ve mücevherat yapımı için altın talebi. Bu sektörde daha çok evlenme sürecinde ve hediye amaçlı olarak alınan mücevherler üretiliyor. Takılar ve mücevherler tasarruf amaçlı da alınabiliyor.

Dünyada nüfus artışı da, evlenmeler de azalıyor. Haliyle bu sektörden kaynaklanan altın talebi yavaş da olsa azalıyor. Bu durum Tablo 1’de görülebiliyor.

2)Borsa yatırım fonları (ETF) ve doğrudan yatırım için altın talebi. Altın bir yatırım aracı olabiliyor. Borsada altın payları alım-satımı için oluşturulmuş yatırım fonları var. Bunlara İngilizce kısaltması ile ETF (Exchange Traded Fund) deniyor.

Bu fonları desteklemek üzere altın alımı yapılıyor. Altına ayrıca fiziki olarak da doğrudan yatırım yapılabiliyor. Fiziki altına olan talep giderek azalıyor, ancak ETF paylarına olan talep giderek artıyor.

3)Bilgisayarlar, cep elefonları, audio/video gibi teknolojik ürünlerin üretiminde altın kullanılıyor. Tablo 1’den anlaşıldığı gibi bu sektörden gelen altın talebi çok değişmeden sürüyor.

4). Merkez bankası ve hazine talebi. Merkez bankaları altını resmi rezerv aracı olarak kullanıyor ve altın talebi giderek yükseliyor. Bu yükseliş Tablo 1’de izlenebiliyor.  

Merkez bankalarının resmi rezervlerini daha çok faiz getirisi de olan güçlü paralar (dövizler), riski çok düşük veya olmayan yabancı tahviller gibi araçlarla oluşturmaları beklenir. Ancak merkez bankaları rezervlerinde özellikle son 7-8 yıldır faiz getirisi olmayan altına daha çok yer vermeye başladılar.

Bunun birçok nedeni var:

1)Yabancı paraların değerinde önemli değişmeler olması ve bu paralara olan güvenin azalması.

2)Son yıllarda dünyada hızla yükselen ekonomik, siyasi ve jeostratejik belirsizlikler ve riskler. Ülkeler altınlarını kendi kasalarında saklayabiliyorlar.

3)Başta ABD olmak üzere batı ülkelerinde tutulan para ve tahvil gibi varlıklara aynı batı ülkelerinin el koyma olasılıkları. El koymalar giderek daha çok görülüyor.

4)Yukarıdaki nedenlerle BRICS+ ülkelerinin batı ülkeleri varlıklarını rezerv varlığı olarak kullanmak istememeleri, altına yönelmeleri.   

2005 yılı sonunda resmi rezerv olarak tutulan altın miktarları ton olarak şöyle;

Çin: 600, Rusya: 385, Hindistan: 358.

2025 yılı ortasında ise aynı ülkelerin altın rezervleri yine ton olarak şöyle:

Çin: 2299, Rusya: 2330, Hindistan: 880.  (Kaynak: World Gold Council (2025))

Türkiye’de TCMB’nin altına yönelmesi

Benzer bir eğilimi 2017-2018’den başlayarak Türkiye’de daha doğrusu TCMB’de de görüyoruz. Peki, Türkiye’nin hangi özel nedenleri var? Bu konuyu daha önce de tartışmıştım. Değerli eski TCMB Başkanı Durmuş Yılmaz şu açıklamayı iletti: 

“2018’de Cumhurbaşkanı’nın mal varlığının ABD tarafından araştırılması ve CAATSA yaptırımlarının devreye girmesi olasılıkları ortaya çıktı. TCMB, muhabir ABD bankalardaki rezervinin önce nakit kısmını azalttı, sonra ABD Hazine bonolarını sattı.  

Böylece likit Dolara dönen TCMB, altın aldı. Bu altınlara el konulabilir korkusuyla bunları fiziki olarak Türkiye’ye taşıdı. Altınların az bir bölümü de, el konulma riski düşük olan BIS’e taşındı.

MB döviz rezervinde altın miktarının artmasının birinci nedeni nakit dolardan ve ABD hazine kâğıtlarından altına dönülmesi. İkinci neden, sizin de ifade ettiğiniz üzere, TCMB’nin ülkede üretilen altınları TL ile satın alma hakkıdır. Ancak bunun net rezerv birikimi üzerindeki etkisi 0'dır.

Çünkü TL’yi alan altın üreticisi yabancı şirket hemen TL’den dövize dönüyor ve kendi ülkesine transfer ediyor. TCMB, üretilen altınları almak yerine aynı dövizle uluslararası altın piyasasından daha ucuza altın alabilir.

Çok önemli olmamakla birlikte, üçüncü neden zorunlu karşılık uygulamasının bir bölümünün altınla tesisi, ROM, ROK uygulamasıdır.

Türkiye’de altın madenciliğine gelince; ifade ettiğiniz üzere tam bir müstemleke madenciliği yapıyorlar. Mevcut düzenlemeler çerçevesinde üretilen her 100 birim altının ancak taş çatlasa 10 birimi bizim ekonomide kalıyor. Kalan bu 10 birim de yaratılan istihdam karşılığı ödenen işçilik gibi giderledir.

Örneğin Uşak-Kışladağ altın madeni 1300 Kişi istihdam ediyor. Bir işçinin giydirilmiş maliyeti ortalama 100.000 TL olsa, bugünün fiyatları ile 1300 işçinin yıllık maliyeti 350 kilo altın ediyor. Oysa firmanın haftalık üretimi 400 kilo altındır. Rahmetli Uğur Mumcu’nun 'vurulduk ey halkım' dediği gibi 'soyuluyoruz ey halkım.'"

Türkiye’de altın madenciliği ve Durmuş Yılmaz’ın açıklaması

Durmuş Yılmaz açıklıyor:

“Türkiye’de altın madenciliği onur kırıcı, hem de çok onur kırıcı. İnsan kahroluyor. Yabancı şirketler ülkemize kabile toplumu muamelesi yapıyor ve halkımız da maalesef bu muameleye çok teşne.

Şirket, sahipleri adına vahşi yöntemlerle kar maksimizasyonu yapan bir canavar iken, kendini hayır kurumu gibi takdim edip bazı hizmetler veriyor ve insanımızın gönlünü kazanıyor. Bir camiye kıytırık bir şadırvan yapıyor, muhtarın ve halkın gönlünü kazanıyor. İlçelerde kaymakamların makamlarını tefriş edip yine gönül kazanıyor.

Hükümran bir devlette şirketler devletin koyduğu kurallara göre üretim yapar, kayıtlarını doğru ve düzgün tutar, kamusal otorite de bunu ciddi bir şekilde denetler ve hakkı ve görevi olan vergiyi toplar ve harcar. Kamusal otorite bu görevini kesinlikle yapmıyor. 

Altın madenciliğinde şirketin beyanı esastır. Ülkenin suyunu bedava kullanan altın madeni, susuz bıraktığı şehrin halkına güya bağışta bulunarak su sorununu çözmeye çalışıyor! Yerel yönetimler de bu sözde lütfu minnetle kabul ediyor.

Düşünmüyor ki bu şirketin ödemekle yükümlü olduğu kamusal hakkımız vergi. Şirket bu yardımı(!) vermesi gereken vergi matrahından düşüyor, vergi sonrası net karından yapmıyor. Uşak merkezde ve Eşme ilçesinde belediye CHP de. Başkanlar dil ucuyla şirketi eleştirselerde gizli gizli destek veriyorlar, halkı aldatıyorlar.  

Çünkü şirket vermesi gereken verginin bir bölümünü hayır adı altında belediyelere veriyor. Başkanlar da bu işi kabulleniyor; Uşak merkez belediye 185 milyon, Eşme Belediyesi 85 milyona tamam. Demiyorlar ki arkadaşa; vergini düzgün öde ben hakkımı devletimden alırım.

Devlet, adam gibi vergilendirip harcamasını yapmak yerine derenin taşıyla derenin kuşunu vuran şirkete milleti minnettar kılıyor. Kamusal hizmet binalarının üzerine 'Tüprag’ın Uşak halkına hediyesidir' yerine 'Uşak İl Özel İdaresinin hizmetidir' yazılması daha onurludur.” 

Durmuş Başkanı tamamlamak üzere birkaç nokta ekleyeyim.

1)Madencilik, özellikle altın madenciliği su kaynakları bulmak zorunda çünkü bu madeni civa veya siyanür ile ayrıştırmak için su gerekir. Civa veya siyanür kullanmak suyu içilemez, kullanılamaz hale getirir.

Ayrıca, toprağın sürekli eşelenmesi ile su kaynakları da yolunu bulamaz, kaybolur.

Diğer yandan Türkiye kuraklığın giderek arttığı bir bölgededir. Altın madenciliği ile su kaynaklarının kirletilmesi ve kurutulması sonrası için felaket demektir.

Su Stres Endeksi değerlerine göre Türkiye şu anda 164 ülke içinde su yoksulu 39uncu sıradadır. Ama bu endeksi hazırlayanlara göre Türkiye’nin giderek çoraklaştığı bellidir ve su kıtlığı bazı bölgelerde yoğundur.   

2)Madencilik, özellikle altın madenciliği ağaçları ve ormanları keserek yapılıyor. Bu madeni çıkarmak uğruna ağaçlar ve ormanlar katlediliyor. Bu işlemler sonuçta daha büyük çevre felaketleri getiriyor.

Halbuki ağaç ve orman kesimi çevreyi çoraklaştırıp yağışları kesiyor. Bu da susuzluk kısır döngüsü ve süreci yaratıyor. Zaten her yıl yaşanan orman yangınları ile bu süreç hızlanıyor.

3)Durmuş Başkanın açıkladığı gibi, Türkiye altın madenciliğinden önemli bir kazanç sağlamıyor. Çıkarılan madenden devletin aldığı pay diğer ülkelere göre çok düşüktür; ortalama yüzde 2 gibidir. Halbuki diğer ülkelerde bu pay yüzde 20’leri buluyor.  

Yabancı madenciler çıkardıkları madenleri hazır alıcı TCMB’ye satarak karlarını transfer ediyorlar. Türkiye’ye de çevre kirliği, çoraklık ve kuraklık bırakıyorlar.   

4)Altın madenciliği diğer ülkelerde giderek azalıyor, çünkü çevreye verdiği zararın farkına varılıyor. Türkiye’de ise sürekli maden arama ruhsatları veriliyor. Kısa dönemde karlı gibi görünen işlemler, orta uzun vadede ülkeye zarar getiriyor.

İlgili İçerikler