Üç efsanenin son sözleri
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Üç efsanenin son sözleri

Trump’ın, Putin ‘in, Elon Musk‘ın, Netanyahu’nun, Xİ’in uzay gemisi ile bu gezegenden gönderilmesini istiyorum 

Üç efsanenin son sözleri
Jane Goodall, Diane Keaton, Robert Redford

Karanlık bir stüdyo, hareketli kameralar var ama kameraman yok, Jane Goodall pelüş şempanzesi Bay H ile yakışıklı sunucunun elinden tutarak geliyor, oturuyor, küçük bardaktan viskisini yudumluyor, son sözlerini söyleyeceği bu son söyleşide sesini açmak için içtiğini, alkolik olmadığının altını çiziyor…

Netflix‘in geçtiğimiz günlerde başladığı ‘Son Sözler’ dizisi, önemli insanlar ile öldüklerinden sonra yayınlanmak üzere yapılan söyleşilerin ilki.

Kaosa boğulduğumuz bugünlerde insanın temel özelliklerini anlayabilmek, hayatın ve insanın basitliğini kavrayabilmek, kibirli ve ahmak olduğumuz için basit yaşamayı kendimize yediremediğimiz bu gezegenin üstündeki serüvenimizin sonuna geldiğimizi fark edebilmek için mutlaka izlenmesi gereken bir söyleşi.

Tarzan‘ın yanlış Jane’e aşık olduğunu esas Jane ‘in kendisi olduğunu söyleyen Goodall’ı 1 Ekim’de kaybettik. Onu Afrika’da ormanlarda yıllarca tek başına yaşayarak gözlemlediği şempanzeler ve hayvanlar üzerine yaptığı belgesellerden, yazdığı kitaplardan tanıdık, nam-ı değer Doğa Ana olarak.

Doğal hayatın korunması ve araştırılmasına yönelik organizasyonları ile dünyanın en önemli bilim insanlarından biri kabul edilen primatalog, etolog ve antropolog Goodall insanların kalbinde öyle mübarek bir yer edindi, öyle bir kültürel ikon oldu ki ona dokunmak bile şeref sayıldı.

1934 yılında Londra’da doğan Jane, 1960 yılında henüz 26 yaşındayken Kara Kıta olarak bilinen Afrika ‘da Tanzanya ‘ya giderek ormanda tek başına şempanzeleri gözlemeye başlamıştı.

Şempanzeler ile DNA’mızın %98.7 ortak olduğunu düşünürsek insan olarak davranış kotlarımızı, ilkelliğimizi anlamamız kolaylaşabilir.

Defalarca gözyaşları içinde izlediğim son sözlerine gelirsek:

"-Bu söyleşi yayınlandığında ölmüş olacağım, bana kimse bir şey yapamaz yani…

Her şeyin ve herkesin birbirine bağlı olduğunu anlamamız gerekir.

-İkon oldunuz diyorsunuz, bu nasıl oldu gerçekten anlamadım. İki tane Jane var, biri ikon diğeri ben. İkon olan benim için muamma. Bu kadar sevilmemin sebebi sanırım bana güveniliyor olması. Bir keresinde Havaalanında yaşlı bir çift bana doğru geldi, kadın ‘size dokunabilir miyim?’ dedi. Ben şok, isterseniz el sıkışalım dedim.

-Annemin hayvan sevgimi anlamaya çalışması, beni yüreklendirmesi, desteklemesi hayatımın en büyük şansı oldu.

-Gezegene herkesin ama herkesin bir görev ile geldiğini düşünüyorum. Bu görevi anlayabilir ya da anlayamaz, alabilir ya da alamaz ama herkes görevli. Ben görevimi yaptığımı düşünüyorum.

- Ormanda yıllarca tek başına olmaktan niye sıkılayım, doğada izlenecek hep çok şey var. İzlenmemesi beni şok ediyor aslında. Bir keresinde Havaalanındayım iki küçük serçe, kız erkeğe kur yapıyor, erkek de dişisine yaranmak için yere düşmüş bir yemek kırıntısını kapıp ona vermek istiyor, o sırada bir adam cep telefonuna bakarak ve kırıntıya basarak ilerliyor, neyse ki oğlan kırıntıyı kapıp kıza ulaştırmayı başarıyor. Bakarsanız izlenecek o kadar çok şey var ki. Bu 10 dakika sürdü mesela.

-Sevmediğim insanlar var mı? Var tabii, Musk’ın uzay gemisine bindirip bu dünyadan yollamak istediklerim Trump, Putin, Başkan Xl, Netanyahu ve Musk ‘ın kendisini de tabii . 

-Güç gösterisi alfa olmak demek değildir. Sabır ve anlayarak ilerleyenler kazanır uzun vadede.

-Savaş çıkarmak, saldırganlık… 1970’lerden başlayarak saldırganlığın varoluşsal olup olmadığı tartışıldı. Şempanzeler üzerine yıllarca yaptığım gözlem ve DNA’mızın ortak olduğuna bakarsak saldırganlığın doğamızdan geldiğine eminim.  Ama burada en önemli şey saldırganlık bulaşıcıdır, böyle olmak zorunda değiliz ayrıca hayat göstermiştir saldırganlık işe yaramıyor.

-Kendi yaşam dilimimde 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en karanlık en kötü dönemi yaşıyoruz. Hızla sağa savruluyoruz. Yeni nesil merhametli insanlar yetiştirmek için direnmeliyiz ama gezegeni kurtarmak için zaman kaldı mı bilmiyorum.

- Dünyaya özgür irademiz ile geliyoruz, seçmemiz gereken yollar var. Ben doğru yolları seçtiğimi düşünüyorum.

-Tanrı’ya inanıyor muyum? Büyük bir manevi gücün varlığına inanıyorum. Çok korunduğumu da biliyorum. Tanganika ‘ya yalnız gitmeme devlet izin vermedi, annem ile gittim. Annem yanında getirdiği aspirin vs gibi şeylerle insanları tedavi etmeye başladı, bu insanlarla ilişki kurmasını sağladı. Orada çok korundum, yıllar sonra dönemin ünlü büyücü hekimi İDİ Matata ‘nın balıkçılara ona yardım edin, hayvanlara da ona zarar vermeyin dediğini öğrendim.

-Sihirli miyim? Evet yağmuru durdurabiliyorum, birkaç kere denedim. Lütfen yarım saatliğine dur dedim, durdu.

-Ölüm sonrası, bu dünyada yaptıklarımızın öbür dünyamızı belirleyeceğine ve bilincin devamlılığına inanıyorum. Bu bağlamda reenkarnasyonun, evrim sürecinin mantıklı olduğunu düşünüyorum.

Bu dünyada acı verenlerin acı çekmesini isterim, üzerlerinde ilaç test edilen hayvanlar olarak dünyaya geri gelsinler.

-Beni öte dünyada kim mi karşılasın? Köpeğim Rusty, annem, en sevdiğim şempanzeler .. Kocalarım değil. Düşünüyorum da o zamanlar aşık olduğumu sanmıştım ama yeterince aşık değilmişim, ikisi ile evlenmesem de olurdu. Çok kıskançlardı, başarımı, kız arkadaşlarımı bile kıskanırlardı. Ama iki evlilik de yaşandığı dönemde işime yaradı. Mantık evlilikleriymiş demek ki.

Aşık olup evlenemediğim bir adam oldu, evli idi çünkü, ortak yanımız hayvanlara olan sevgimizdi.( doğal olarak aklıma sekreterliğini yaptığı, ona hayvanlar dünyasını açan, şempanzeler ile buluşturan ünlü bilim adamı Louis Leakey geliyor ama...)

-Pişmanlık? Oğlum için 1. Evliliğimi sürdürebilirdim ama oğlu ile ilgilenen onunla zaman geçiren bir baba değildi zaten. Oğlum Grub uzun süre şempanzeleri ona tercih ettiğimi düşündü ama öyle olmadığını artık biliyor. Oğluma ilk üç yılında ben baktım, bu anlamda bir pişmanlığım yok.

Onunla ve torunlarımla gurur duyuyorum.

-Dünya benim için yas mı tutacak? Bilmiyorum. Ama görevimin umut olduğunu biliyorum, dünya 6. Yok oluşuna hazırlanıyor. Yok oluş sürecini yaşamak çok zor. Bu bildiğimiz insanlığın sonu olsa bile mücadeleye devam etmeliyiz.

Korkunç bir süreç ama politikacılarda şirketlerde bu sürece karşı çıkma iradesi yok. Oysa savaşların yararı olmadığı biliniyor tarihsel olarak. Hayatım boyunca birçok CEO’ya konferans verdim.  Bunlardan biri beni etkiledi, Singapur ‘da bir CEO işinden çekildiğini, bunu kızına borçlu olduğunu söyledi. Kızı ona ‘Baba okulda senin gezegene zarar verdiğini söylüyorlar, zarar verme bu benim gezegenim’ demiş.

Büyük görev küçük eylemlerle de gerçekleşir, örneğin ben hiç naylon poşet kullanmam.

-Son sözlerim mi? Bu gezegende yaşayan herkesin, hepinizin bir rolü olduğunu anlayın. Burada olmanın bir sebebi var. Her gün bir fark yaratın. Umudunu kaybeden kayıtsızlaşır, umut asla kaybedilmemeli. Dünya gezegenindeki hayatımız bir son değil, bilinç varlığını sürdürüyor, burada yaptığımız da orada fark yaratacak ölümden sonra.

Ekosistemin bozulmasına karşı elimizden geleni yapmalıyız, hala hayattaysanız vazgeçemezsiniz.

Tanrı sizi korusun"

Söyleşi bitiyor, sunucu gidiyor, Goodall göz pınarlarında yaşlılığa bağlı yaşlar ile yutkunuyor, viskisinden bir yudum daha alıyor.

İki dostumuzu kaybettik

Basının alabildiğine tartışıldığı ve eleştirildiği günler yaşıyoruz, basının bizatihi bir suç aygıtı olarak kullanıldığı iddiaları giderek artıyor.

Bu durumlarda en zor olan şey inancını ayakta tutmak en kolayı kaybetmektir. Ölüm haberlerini birbiri ardına yağmur gibi yağıyor, Robert Redford derken Diane Keaton, hiç tanışmadığımız dostlarımızı kaybettik sanki.

Redford anılırken basına verdiği emek biraz pas geçildi, oysa gazetecilikle ilgisi gazeteci rolü yapmak ile sınırlı değildi. Nitekim ölümünün ardından Başkan Nixon’u istifaya götüren Watergate olayının yazarı Bob Woodward, oyuncunun ‘Trump demokrasiyi anlamadığı için yok etmekte sakınca görmüyor’ sözlerini hatırlatarak yakın arkadaşının basına verdiği anlattı:

“Onu çok severdim, birbirimizi her zaman arardık, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için sinemayı kullanma biçimine hayrandım.  Basına da büyük önem verirdi. Bilinmiyor ama ‘’Başkanın Son Adamları ‘filminde Robert başrollerden birini oynamaktan çok daha fazlasını yaptı. Watergate haberlerinin yayınlanmasının ardından beri aradı ve bunların haber olarak kalmayıp uzun makale serisi ve kitap yapılmasını önerdi."

Karakterleri birbirinden çok farklı iki gazeteci ile de yakından ilgilendi, Rob gerçekleri ortaya çıkarmada, Carl ise yazmada ustaydı. 1974’te kitap yayınlandığında Robert film haklarını aldı 450 bin dolar ödeyerek. Daha sonra Oscar ödüllü senarist William Goldman'ı senaryo yazması için işe aldı. Senaryo yazımı sırasında saatlerce onunla tartışırdı, Dustin Hoffman'ı Bernstein yapan da oydu.

Film Oscar’da beklediği ödülleri alamadı ama Kongre Kütüphanesi tarafından Amerikan sinemasının en önemlilerinden seçilerek bir klasik haline geldi ve nesiller boyunca gazetecilere ilham kaynağı oldu, olmaya da devam ediyor.

Robert Redford samimi, nazik ve idealistti. Hayatının tümü gerçeği savunmak için mücadele ile geçti.

Bir keresinde ‘Nixon ile Trump arasında paralellik olduğunu söylemişti. Trump’ın yarattığı bölücü iklime çok kızıyor ‘Artık Birleşik Olamayan Amerika’yız, demokrasinin özünü anlamadığı için yok etmekte sakınca görmüyor’ diyordu.

Yılbaşı gecesi konuştuğumuzda, ‘Kalan zamanımı değişime yardımcı olmak için elimden gelenin en iyisi yapmakla geçireceğim’ demişti. Son sözleri idi bir anlamda.

Carl Segan, ‘İçinde bulunduğumuz günahlarla, bilinmezlikler ile dolu bu dünyada bizi bizden yine biz kurtaracağız, başka kurtarıcı yok’ buyurmuştu.

İki kurtarıcımızı kaybettik, kalan sağlar bizim olsun...

Annie Hall filminden bir kare

Özgürlük ve özgünlük simgesiydi

Giyinişine, gülüşüne en hayran olduğum kadındı, tanışmadığım dostum gibiydi Diane Keaton.

Baba filmi ile tanıdık onu, Al Pacino ‘nun sevgilisini oynuyordu, sonra sevgili oldular.

Derken Woody Allen‘ın filmleri ile ölümsüzleşti adeta… Bu yüzden belki ölümü hepimizi şoke etti. Onu hiç yaşlı görmedik, nitekim köpeği ile verdiği son pozunda yine siyah beyaz giyinmişti ve yine ağız dolusu gülüyordu.

Sanılanın aksine Keaton annesinin soyadıydı, babası John Hall’du, Annie Hall karakteri gerçek kimliğine övgüydü bu anlamda. Sanırım kitlesel aşık olmamız bu rol ile oldu nitekim 1978 yılında Annie Hall ile Oscar aldı, Jane Austen karakteri gibi giyinmişti ve tarihteki en kısa konuşmalardan birini yaptı: ‘Woody’ye ve sana teşekkür ederim’

Ancak, Woody Allen ‘En İyi Film Oscar’ını almak için salonda değildi, daha önemli bir işi vardı klarnet çaldığı geceydi, malum her perşembe bir lokalde çalıyordu.

Woody Allen ile ilk filmlerinin çekiminde birbirlerine aşık oldular ama bu aşk çok kısa sürdü, ömür boyu sürecek bir dostluğa dönüştü. Nitekim ünlü yönetmen üvey kızı evlenince ve taciz ile suçlanınca ona destek veren çok az sayıdaki dostundan biriydi.

‘Reds’i çekerken Warren Beaty ile büyük bir aşk yaşadılar, filimdeki güçlü, kararlı, komünist gazeteci rolü ona cuk oturmuştu.

Sayısız filmde oynadı, yönetmenlik yaptı, şarkıcılık da. Hair’ in ilk yapımında yer aldı, 4 kitap yazdı.

Parlak oyunculuğunun yanı sıra entelektüel giyiniş tarzı ile de ikon oldu, şapkaları, bol pantolonları, uzun etekleri, erkek ceketleri, smokinleri…

Farklı olmaya cesareti vardı, hiç evlenmedi. Yakın bir dostu son gördüğünde, ‘Kendin dahil hiçbir şeyi fazla ciddiye alma’ dediğini yazdı.

   

 

 

İlgili İçerikler