Beyaz Saray’da, yatlarda, uzay gemilerinde, küresel tüketim paketlerini tasnif eden depolarda, dünyanın efendileri arasında ama Venedik’e gelmemesi için haftalardır protestolar düzenleniyor, insan zincirleri organize ediliyor.
Malum şahıs tahmin ettiğiniz gibi ikinci evliliğini yapmaya hazırlanan Jeff Bezos ve nişanlısı Lauren Sanchez. Bezos, Venedik’e nakit dağı yağdırıyor olabilir ama Kanal’a giremesin diye çoktan botlar şişirilmiş, insan zincirleri örgütlenmiş durumda.
Gezegenin en zengin ikinci adamı, Hollywood’dan 250 yıldızın, küresel tekno kapitalizmin ve Trump yanlılarının katıldığı bir tören ile evlenmek için dünyanın para ile girilen ilk şehrini seçti, gerçi istenen para caydırıcı değil sembolik bir rakam ama herkesin gidebildiği yere onun gelmesi istenmiyor.
Bay Amazon 206.7 milyar dolarlık servetinden 15 milyon dolarlık bir bütçe ile Venedik’e çıkartma yapmaya hazırlanıyor ama muhtemelen ağzının tadını kaçıracak olaylar ile yüzleşmek zorunda kalacak.
Londralı düğün planlama devi Lanza ve Baucina’nın gayretlerine rağmen 2025’in en önemli düğünü için ortaya kocaman bir gizem ve protesto paketi atılmış durumda. Oysa her yıl binlerce sıradan kişi evleniyor gondollar arasında.
“BEZOS’A YER YOK” komitesinin aktivisti Stefano Micheletti: “Dijital sömürünün simgesi, ABD Başkanı’nın sponsoru olan gösterişçi, kibirli birine, en yüksek teklifi verdi diye şehri teslim etmek yerel yöneticilerin suçudur” diyor.

Belediye Başkanı Luigi Brugnaro ve bölge valisi Luca Zaia, Washington Post ve Metro Goldwin Mayer’in sahibi olan Singapurlu zengin Ching Chi Kwong’a teklif ettikleri bina ve araziler nedeniyle zaten hedef durumundalar ve haklarında soruşturma var.
Dükkân sahiplerinin bir kısmı ise protestocular gibi düşünmüyor: “Rialto Köprüsü’nden geçmek, San Giorgio’nun çan sesini dinlemek herkes gibi onların da hakkı, para getireni dövmeye kalkmak rezalettir, onlar buralı değil, komünist” diyorlar.
Şehrin limanında da gerginlik var, yatların yer açması gerekiyor zira 25 -29 Haziran arasında yapılacak düğüne e-ticaretin peygamberinin 500 milyon dolar olduğu iddia edilen Koru adlı yelkenlisi başta olmak üzere dokuz yatlık bir filo ile yanaşacak. Altı ikonik otel, Danieli, Gritti, Aman, Cipriani, Marriott ve St. Regis’te yerler ayrılmış durumda. Şehrin tarihi yerlerinde onlarca parti düzenlenecek, yüzük çevrecilerin tüm tepkisine rağmen havai fişek gösterileri ile takılacak, en büyüğü Scuola Grande di Misericordia’da olmak üzere sayısız balo düzenlenecek ve tüm bunlar için 50 deniz taksi görevlendirilmiş. Taksilerin rotaları şimdiden belirlenmiş ama bineceklerin kimlikleri gizli tutuluyor.
Ve tüm bunlardan yerli esnafın beş günde 15 bin Euro kazanması öngörülüyor.
Gelenler korumaları ile geliyor ama tabii Emniyet de alarmda, gelenler arasında George Clooney ve eşi Amal, Katy Perry, Orlando Bloom, Lady Gaga, Kris Jenner, Angelina Jolie, Leonardo DiCaprio, Kardashian ailesi, Oprah Winfrey gibi isimler var. Yedek listede ise küresel zenginler bulunuyor Elon Musk, Bill Gates, Bernard Arnault, İvanka, Donald Trump Jr. falan…
“Bezos’a Yer Yok” komitesi de bu zenginleri rahat ettirmemek için çalışacaklar, özellikle 28’indeki baloya gidişi engellemek için kanallarda ve sokaklarda insan zinciri oluşturmayı hedefliyorlar. Bu amaçla bir de bildiri yayınladılar: “Bezos herhangi biri değil , Trump’ın karanlığının, ırkçılığın, savaşların, yoksulluğun destekçisi. Başkan Ay’ı, Grönland’ı istiyor, o da Venedik’i kiralamak istiyor. Ama biz Las Vegas değiliz” diyorlar.
Evrenin ruhu kaybolmuş ama hâlâ bir ruhu olduğunu hatırlayan bazı yazar ve farklı aktivist gruplar var. Hayatta kalan çok az Venedikli çoktan kaybolmuş bir evrenin ruhunu kurtarmaya çalışmak için evlerinin penceresinden kanala hüzünlü hüzünlü bakıyor ve yas tutuyorlar, ‘Welcome Venice’in hiç olmayan son sahnesini oynuyorlar.
Bu hüzün ve tepki aslında Venediklilerde çok uzun zamandır var. Venedik’e ilk 1968’de ailemle gitmiştim, in cin top oynamıyordu ama San Marco meydanındaki kuş sayısından çok daha azdı turist sayısı, şimdi ise kuşlar bile yer bulamıyorlar bir soluklanmak için.
Son gidişim ise sanırım 9-10 sene önceydi, Karnaval dönemiydi. Köprülerin üstünde, daracık sokak aralarında romantik Orta Çağ giysileri ile salınan kadın ve erkekler sizi olağanüstü bir zaman tüneline sokuyordu ama tezgahtarlar, barmenler, hatta işportacılar çok kötü davranıyor, “rüyanızdan uyandırıyorlardı.” Hayat Venedikliler için cehenneme dönmüştü, anılarla yaşıyorlardı.
Dahası bu insan seli şehrin batışını hızlandırıyor, bu da turistleri duyarsız nefret öznesine dönüştürüyor. Az mı, yetmez mi?
Turizmin suyu çıktı
Turizmin dünya çapında kitlesel bir harekete dönüşmesi özellikle küçük Avrupa şehirlerinde büyük öfke yaratıyor yıllardır. Turistleri (aslında göç edenleri de) şehirlerini bozan insan güruhları olarak gören Avrupalılar şikayetlerini artık aktif eylemlerle dile getiriyorlar. İlk olarak Barcelona apartmanlarından sarkıtılan “Toruist Go Home” pankartları ile başladı tepkiler, sonra içi su dolu şişeler atmaya başladı İspanyollar, şimdi miting yapıyorlar ellerinde ‘…ittir git ‘ pankartlarıyla…
İtalya, Hollanda, İsviçre, Portekiz, İngiltere de fazlasıyla şikayetçi turist akınlarından. Restoranlarda, kafelerde, trenlerde yer bulamıyorlar. Amsterdam’da ‘Yeter Artık’ platformu kuruldu. Hükümetler turist gelişini durdurmak için bir dizi yasak ve yasa geliştirmeye çalışıyor ama şimdilik başarılı olamadılar.
Turist yığınlarını caydırmak o kadar kolay değil, geçenlerde Sicilya’daki Etna Yanardağı patladı ve eteğinin turist dolu olduğu, patlamaların video ve fotoğrafını çekmek için lavları hiçe saydıkları görüldü. Daha önce ikisi çocuk sekiz kişilik bir grubun kaybolmuş olması da kimseyi caydırmadı.
Ukrayna’nın savaşın izlerini taşıyan bölgeleri de ‘karanlık turizm’ olarak adlandırılan bir turizm türünden dolayı ziyaretçi akını altında, yıkılan köprüleri, yakılan tankları çekiyorlar, yan yatmış binaları çekiyorlar. Savaş karşıtı gibi pazarlanmaya çalışılsa da turların 3 bin 500 Euro’dan başlaması pek inandırıcı bulunmuyor. Halk ise bunu ‘kan parası’ olarak değerlendiriyor ve acılarının pazarlanması olarak görüyor.
İnsanlık değerleri mi, kazanç mı sorgulamasında ne yazık ki şimdilik kazanç öne geçmiş durumda.
Var olmak eşittir fotoğraf, evdeysen hiçsin durumu.
Sürekli bedene, aktiviteye, bir şeyler yapmaya odaklandığımızda, can sıkıntısının yaratıcılığın en büyük yakıtı olduğunu unutuyoruz. Oysa can sıkıntısının tadını çıkarmak lazım, cep telefonunu bir kenara bırakıp, zihnin çalışmasına yer bırakmamız lazım.
Dostoyevski, “Sıkıntı aristokrasinin bir duygusudur” demişti. Artık mavi kan kalmadığı için buna sınıfsal bakmayabiliriz, sınıflar üstü bir duygu olarak yaşayabiliriz.
Oraya buraya koşan yığınlar olmak yerine hayatımızı daha kaliteli, daha gözlem üstüne kurabiliriz, çoğumuz bir üst sokağın adını bile bilmeyiz. Geçenlerde Kalamış’ta Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun evini ararken o sokakta oturan birçok insanın haberi olmadığını fark ettim.
İçlerinde tanıdıklarım da var, bir seyahatten diğerine koşuyorlar, çaresizlik içinde…
Konformizmin sosyal baloncuklarının kölesi oldu herkes, aynı filimler, aynı diziler, aynı programlar izleniyor, aynı yerlere gidiyorlar. Gerçekten seviyor muyuz, bırakabilme lüksünü gösteremez miyiz?
Yeni çağın ‘kendini sev, gerisini bırak’ pompalaması acı çekmek için bile kendimize zaman tanımama refleksi de insanların savrulmasına yol açıyor.
Bu kitlesel gösterinin parçası olmak zorunda değiliz, sosyal balonun dışına çıkabiliriz.
Özetle, modernite bireyi özgürleştireceğine köleleştirdi, ‘üçüncü dalga akıl hastalığı’ndan mustarip yaptı.
Vita tenekelerindeki kırmızı sardunyalar bile nostaljik kareler olarak Instagram’a yüklenir oldu, yazık oldu…


