Ukrayna’da Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak'ın istifası ve Zelenski’nin gerek ABD ve AB, gerekse de Rusya temsilcileriyle yürütülecek barış görüşmelerinde Ukrayna heyetine başkanlık etmek üzere onun yerine Ulusal Güvenlik Danışmanı Rüstem Enveroviç Umerov’u görevlendirmesi, Washington’un Kiev’deki siyasi iradeye el olmasa da ipotek koyması şeklinde okunabilir.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) tarafından Yermak’ın ofisine düzenlenen baskın ve arama operasyonların ardından görevinden istifa ettiğini açıklamasını takiben, Zelenski’nin Devlet Başkanlığı Ofisi'nde bir yeniden yapılanma süreci yaşanacağını, yeni başkanın belirlenmesi için hemen istişarelere başlayacağını ve bunun şeffaflık içinde yürütüleceğini duyurması da yolsuzluk soruşturmalarının kendisini de götürmeden önce atılmış, bir “köprüden önceki son çıkış” adımı gibi. Zelenski’nin yolsuz olmadığını kanıtlaması için, tüm bu yolsuz yakın arkadaşlarından kurtulması gerekiyor. Timur Mindiç ve Andriy Yermak da dahil. Bakalım Washington için bunlar yeterli görülecek mi?
Ancak tabii buradaki asıl mesele, Rusya’nın çoktan kazandığı bir savaşı nasıl bitireceği konusunda uzun süre gerçekçi bir tahayyül içinde olmayan Batı’nın nihayet Kiev’de sistemi çökerterek kendisi için birtakım imtiyazları garantileyeceği bir barışı uygulama şansı yaratmış olmasıdır.
Yermak, seçilmiş ve Ukrayna’da belirli bir popülariteye sahip üst düzey bir devlet görevlisi olmadığı gibi ne Brüksel’de ne de Washington'da hoşlanılan bir isimdi. Ancak sıradan bir üst düzey devlet görevlisi de değildi Yermak, Kiev’deki rejimin gölge mimarı idi. Ottawa Üniversitesi Siyaset Bilimi Uzmanı İvan Katchanovski’nin ifadesiyle, “Yermak (…) her atamanın, her oligarşik müzakerenin, her Batı talebinin ve her savaş kararının nihai karar vericisi olan adamdı.”
Yermak’ın adı yolsuzluk iddialarında doğrudan geçmiyordu belki ama, Ukrayna Yolsuzlukla Mücadele Eylem Merkezi İcra Direktörü Daria Kaleniuk, Kyiv Independent'a verdiği demeçte, onun için şöyle diyordu: “Andriy Yermak o kadar etkili ve ülke içindeki pek çok konuda o kadar derin bir nüfuza sahip ki, böylesine büyük ölçekli bir yolsuzluk planının onun derin bilgisi ve anlayışı olmadan işlemesi imkansız.”
Yermak’ın NABU soruşturmaları marifetiyle oyundan düşürülmesi, Washington’un Kiev’e kendi gölgesini “atadığının” işareti olarak görülebilir.
Tabii, yolsuzluk soruşturmalarını yürüten ve o gün sabah saatlerinde Yermak’ın Devlet Başkanlığı Ofisi'nde arama yapıldığını bildiren Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu’nu (NABU) da, öyle bağımsız, idealist bir hukuk devleti organı gibi düşünmek hata olur. NABU, Ukrayna siyasetinin Washington tarafından eğitilmiş bir tür saldırı köpeği, ya da daha diplomatik lisanla söylersek, bir ABD vekil gücüdür. Neden böyle söylüyoruz? Çünkü, NABU’daki dedektifler, tüm NABU soruşturmalarını her 4-6 ayda bir rotasyonla temsilcisi değişen FBI ile iş birliği halinde yürütmek zorundalar. FBI temsilcisi, Büro 2015’te kurulduğunda imzalanan kurumlar arası mutabakat kapsamında NABU'da daimî olarak görev yapıyor. İki kurum arasındaki iş birliği iki yılda bir yenilenen bir mutabakat zaptı üzerinden yürütülüyor.
Timur Mindiç
NABU'da görev yapacak son FBI temsilcisi de Kiev’e çok yakın bir tarihte gelmişti. Bu görevlinin NABU dedektifleriyle yaptığı ilk çalışma toplantılarından birinin yolsuzlukların merkezindeki isim olan ve Zelenski’nin de eski iş ortağı Timur Mindiç davasıyla ilgili olduğunu geçen haftalarda öğrenmiştik. Mindiç zaten istihbaratı alır almaz hızla ülkeyi terk etmiş ve İsrail’e kaçmıştı.
NABU idealist değil de, FBI mı öyle mi peki? Tabii ki hayır! Onlar sadece ABD’nin bu ülkedeki çıkarlarını garanti altına almak üzere Zelenski’yi sıkıştıracak ve arzuladıkları planın altına imza atmasını kolaylaştırmaya destek verecek bir gayret içinde.
Plan ne derseniz? AB’nin uzak durduğu ve laf gevelemekten öte bir şey yapmadığı, ancak Steve Witkoff’un gayretleriyle oluşturulmuş, yani Washington’un destek verdiği 28 maddelik “barış planından” söz etmiyorum. Onun hazırlık süreci mahiyetindeki başka Amerikan planlarından söz ediyorum.
Ne bunlar, şimdi onlardan bahsedelim:
Ukrayna’da 2019’dan bu yana sadece internet üzerinden haftalık yayın yapan Dzerkalo Tyzhnia’nın (ZN,UA) Washington Post’a da dayanarak geçen cumartesi günü verdiği haberine bakılırsa, ABD Başkanı Donald Trump'a yakın yatırımcılar ile dev Amerikan petrol şirketleri, Ukrayna Savaşı nedeniyle faaliyetleri tıkanma noktasına gelmiş Rus varlıklarını satın almak amacıyla Ruslarla birtakım gizli görüşmeler yürütüyor. Rus-Amerikan 28 maddelik barış planının uygulanmasının da peşrev faslı mahiyetinde yürütülen bu görüşmeler, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında Rus varlıklarının Trump'ın müttefiklerinin eline geçebileceği bir düzenlemeye ulaşma hedefiyle yürütülüyor.
Örneğin, ABD Başkanı’nın oğlu, iş insanı Donald Trump Jr.'ın uzun zamandır arkadaşı olan ve babasının başkanlık kampanyasına fon da sağlayan Gentry Beach, Arctic LNG-2 projesinde yüzde 9,9 hisse sahibi olabilmek için Rusya’nın ikinci büyük doğal gaz üreticisi Novatek ile görüşüyor. Batı Sibirya’daki bu gaz devinin Yamal Yarımadası’ndaki milyarlarca dolar değerindeki söz konusu projesi, ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları nedeniyle sekteye uğramış durumda. Beach’in planlar tutarsa, Amerikalılar da bu şirkette hisse sahibi olacak ve yaptırımlar kalkacak ya da hafifleyecek.
Bir diğer Trump destekçisi olan Stephen Lynch de Ruslarla görüşme yürütenler arasında. Lynch, Rusya’dan Avrupa’ya Baltık denizi üzerinden doğal gaz taşıması için 11 milyar dolarlık maliyetle inşa edilip 2021 yılında tamamlanmış Nord Stream 2 doğal gaz boru hattını satın almayı planlıyor. Lynch, ABD Hazine Bakanlığı'ndan bu amaçla faaliyet izni almasına yardımcı olması için Trump Jr.'a yakınlığıyla bilinen lobici Chas McDowell'a bu yıl 600 bin dolar para ödedi. Nord Stream 2 doğal gaz boru hattı, Eylül 2022’de gerçekleştirilen sabotajlar nedeniyle hasar gördüğünden hiçbir zaman tam kapasiteyle faaliyete geçemedi. 2023 yılında da Gazprom’a 7 milyar dolar zarar yazdı. Rus enerji devi Gazprom’un iştiraki olan Nord Stream 2 AG, iflasın eşiğinde olan bir şirket ve bu nedenle İsviçre mahkemeleri üzerinden alacaklılarıyla borç yapılandırma anlaşması yapmaya çalışıyor.
Kısacası, Washington Rus gazının Avrupa pazarlarına dönüşüne musluğun kendi elinin altında olması şartıyla yeşil ışık yakacak gibi görünüyor. Lynch de boru hattını Amerikan çıkarları için “kurtarmak” isteyen bir isim olarak öne çıkıyor. Ruslarla görüşmelerde üzerinde konuşulan konulardan biri de bu.
Bir diğer konu da Rusya’da gerçekleştirilmiş en büyük yatırım projelerinden biri olarak kabul edilen ve Asya enerji piyasalarının anahtarı olarak görülen Sakhalin 1 projesi. Sakhalin 1 konsorsiyumunda ortaklığı olan ancak bu ortaklığı Ukrayna Savaşı akabinde Moskova tarafından dondurulan Exxon Mobil şirketi de görüşmeler içinde. Rusya lideri Vladimir Putin’in Ağustos ayında Exxon’un ülkeye dönüşüne yeşil ışık yakan kararnamesi sonrasında Kıdemli Başkan Yardımcısı Neil Chapman, yazılanlara bakılırsa, şirketinin Sakhalin Adası'na dönüşünü görüşmek üzere Katar'ın başkenti Doha'da Rosneft Başkanı Igor Seçin ile bir araya geldi. Exxon Mobil, Rusya’ya yönelik yaptırımlar hafifletilirse çalışmalarına kaldığı yerden devam etmeyi planlıyor.
Görüşülen bir diğer konu ise Rusya’nın ikinci büyük petrol şirketi Lukoil gibi duruyor. ABD, bu yılın ekim ayında Lukoil'i yaptırımlar listesine dahil etmişti. Ancak milyarder Todd Boely’nin de aralarında olduğu bazı iş adamları ile Exxon şirketi şimdiden Lukoil hisselerinin bir kısmını satın alma planları içinde.
Belki de Ukrayna ile Rusya arasındaki "barış planı" ilk sınavını bu hususlar üzerinden veriyor şu günlerde. Bu pazarlıkların sonlandırılıp planların hayata geçirilmesinin önünü tıkayacak hiçbir şey istemiyor Washington. Pürüzler temizleniyor.
Tabii bu gelişmeler gerçek olursa, Biden döneminde Ruslarla ilişkileri dinamitleyip Moskova'ya enerji bağımlılığından kurtulmak için kendi bindiği dalı kesmek pahasına işler yapan, Rusofobi’yi büyütmek üzerinden de bu saçmalıklarına kamuoyunda destek bulmaya çalışan, ayrıca savaşı Kiev’e “son Ukraynalıya kadar” sürdürtme peşindeki Avrupa “ofsayta düşmüş” olacak.
Barışın buna en çok ihtiyaç duyan Ukrayna’ya faydası kuşkusuz tartışılmaz. Ancak aktarılan tüm bu gelişmeler gerçek olursa, bunların Ukrayna’nın ulusal çıkarları için “fevkalade” olduğunu söylemek de zor. Bir ülkenin bir zamanlar kendi uhdesinde olabilen konuların bugün ondan tamamen azade şekilde konuşuluyor ve karara bağlanıyor olması berbat bir şey.
Ancak sevgili Ukrayna, “açsan, yorgunsan, alkan içindeysen eğer (…) kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama —kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”
Gelmeyecektin bu oyunlara!
Ukrayna müzakere heyeti, 2022 Mart ve Nisan aylarında İstanbul’daki görüşmelerde Rus heyetiyle işi sadece imzaya kalan bir mutabakata ulaşmıştı barış yönünde. Barış, üç buçuk yıl önce, Ukrayna çok fazla şeyini yitirmeden sağlanmış gibiydi. Ancak şifahi mutabakatın hemen akabinde dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson önceden planlanmamış bir ziyaret çerçevesinde Kiev’e giderek Zelenski’ye savaşmaya devam etmelerini ve Moskova ile herhangi bir anlaşma imzalamamaları, Batı’nın Ukrayna’nın her türlü arkasında olacağı telkininde bulunmuştu. Zelenski’nin bu oyuna gelmesi her şeyi değiştirmişti. Boris Johnson’ın Ukrayna’nın onurunu ve geleceğini, milyonlarca gencin hayatını kurtaracak barış imkanını çöpe atan ve Zelenski’yi savaşı sürdürmeye ikna eden bu tavrı, Kiev’de yayınlanan Ukrayinska Pravda (UP) gazetesinin 5 Mayıs 2022 tarihli sayısında Roman Romaniuk imzasıyla yer alan bir haberde ilk kez deşifre edilmişti, malum. Sonradan pek çok kaynak pek çok platformda kaçan bu fırsatı konuşur oldu.
Kiev yönetimi, o tarihte barışta ısrarcı olabilseydi ve böylelikle silahlar susabilseydi, Ukrayna ne bu kadar toprak ve insan kaybedecekti ne geleceğinden yemiş olacaktı ne de kendi toprakları üzerinden de geçen enerji kaynakları üzerinde bu denli söz hakkından mahrum kalacaktı.
Gelinen noktada kabahatin çoğu Ukrayna liderliğindeyse de bir kısmının da onu “son Ukraynalıya kadar” savaştırmak isteyen kan içicilerde olduğu unutulmamalı!


