Bugün normal yazı günüm değil, ancak iki gelişme gelecek çarşambayı beklememe izin vermedi. İkisi de dış politikanın “özelleştirilmesi” ile ilgili. Kısaca değineceğim.
Trump-Putin buluşması
D. Trump, 15 Ağustos Cuma günü Alaska’da V. Putin ile görüşecek. Bu buluşma, bir bakıma Ortadoğu’da Sykes ile Picot’nun cetvelle çizdiği haritaların tekrarı niteliğinde.
Toplantıda ne ABD ne de Rusya Dışişleri Bakanlıklarından resmi yetkililer bulunacak. Ana gündem maddesi Ukrayna savaşı. Financial Times, Zelenski’nin masada olmayacağını, “masada olmayanın ise tabakta olacağını” yazıyor. Yani bir zamanların emlakçısı, çeşitli düşkünlüklerine dış politikayı da ekliyor. Dahası, yürütülecek görüşme siyasi müzakere değil; Trump’ın daire satmaktan alışık olduğu türden bir toprak “al-ver”i.
Putin ise bambaşka bir geçmişten geliyor: Rus yönetim sisteminin eğitiminden geçmiş, KGB’de yıllarca çalışmış, o günden bu yana da Çarlık Rusya’sını yeniden canlandırmaya çalışan bir lider. Ukrayna, bu hayalin önemli bir parçası. Moskova’da iktidara giden yolun Dnipropetrovsk’tan geçtiği söylenir. Bu şehrin arkasında ise 1885’te kurulan demir–çelik endüstrisi vardır. Putin’in amacı, Ukraynalıları bu bölgeden çıkarmak.
İlginçtir ki, dünyadaki diğer büyük çelik fabrikalarından biri ABD’nin Pennsylvania eyaletinde, Lehigh şehrinde 1857’de kurulmuş; Bethlehem Steel’in kökleri 1899’a uzanıyor. İngiltere’de ise 1856’da Henry Bessemer, Sheffield’de kendi geliştirdiği yöntemle adını taşıyan çelik fabrikasını kurmuş. Bunlar geçmiş yüzyıllara ait bilgiler olsa da Dnipro’daki tesisin Moskova siyaseti üzerindeki etkisi hâlâ devam ediyor.
Trump’ın bu konularda bilgisi muhtemelen yok ve bu da pek önemli değil. O, koyun pazarlığı misali al–verden hoşlanıyor. Bu nedenle Putin, Erdoğan veya Xi Jinping ile pazarlık yaparken yanında devlet adabını bilen, görüşmeleri tutanağa bağlayan kişiler bulundurmak istemiyor. Putin açısından bu zaten önemsiz, çünkü Çarlık kültürünün mirasçısı olarak tutanakları istediği gibi değiştirebilir. Türk Dışişleri’nin durumu ise meçhul. Eskiden devlet kayıtları Osmanlı dönemine kadar giderdi; artık umut, otobiyografilerde.
Zengezur Koridoru
Bu yazıyı yazdıran ikinci olay, Azerbaycan–Ermenistan arasındaki Zengezur Koridoru meselesi. İki ülke arasındaki anlaşmazlıklar yeni değil. İlginç olan, kendini “dünyanın her sorununu çözmeye muktedir” gören Trump’ın bu konuda da devreye girmesi. MAGA ile birlikte “en büyük ülkenin en büyük adamı” kendisi sonuçta.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Paşinyan, ABD Başkanı Trump'ın ev sahipliğinde gerçekleşen üçlü zirvenin ardından imzalanan ortak deklarasyonda, iki ülke dışişleri bakanlarının barış anlaşmasını parafladı
Dün Alaska’ya, Kanada’ya, Panama Kanalı’na, hatta Pasifik’teki bağımsız ülkelerin yönetimine talip olan “dünya sultanı”, burada da çözümü özelleştirmeyi öneriyor. Önerinin ayrıntısını görmedik; ama yapan Trump olduğuna göre, “A Şirketi”nin Zengezur Koridoru’nun yönetimine ve işletmesine talip olması, doğal olarak bu işi paraya çevirmesi olası. Böylece hem şirket hem Azerbaycan ve Ermenistan hem de koridorda faaliyet gösterecek (lojistik, imalat, tarım vb.) firmalar, yaratılacak katma değerden pay alacak. Bir taşla birkaç kuş: barış, gelir ve dünyadaki benzer ihtilaflara “çözüm modeli.”
1960’larda iktisatçı Raymond Vernon, çokuluslu şirketler ve doğrudan dış yatırımlardan bahsederken “hükümranlığın deniz aşırı bölgelere yayılması” kavramını kullanmıştı. Trump’ın Zengezur önerisi, bunun çok daha açık bir örneği. Dünyada pek çok ihtilaflı bölge ve ada var. Düşünün ki, “A Adası” milliyetsiz bir şirket tarafından yönetiliyor ve Londra Borsası’nda işlem görüyor. Böyle bir düzenlemenin askeri–stratejik getirileri veya götürüleri, kimin umurunda olur ki?


