Kaos
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Kaos

Picasso Türkiye'yi resmedecek olsaydı tablonun hakim bölümü mutlaka hukuk olurdu

Ressam resim yapar, edebiyatçı roman, hikâye, şiir yazar. Fizikçi, biyoloji, jeoloji ve diğer birkaç disiplinle en geniş alana sahip olan fen bilimleri alanında araştırmalar yapar.

Geçen hafta Paris'te bir müzede Gertrude Stein - Pablo Picasso sergisini gördük. G. Stein ile P. Picasso'yu bir araya getiren neydi? Bizi bu yazıyı yazmaya yönelten neydi? Sanat tarihçisi ve bu yazıyı hazırlarken önümüzü açan Arthur I. Miller sanat dünyasına bilim tarihinden hareket ederek "kuantum tünelinden" bakıyor. [1]

Tüm dünyanın bir süredir içine girdiği, ülkemizin de hele son haftalarda yargı kriziyle payını aldığı yönetim kaosuna yeni bir pencereden bakmamızı sağlayabilir miydi bu bakış açısı? Yıllardır dünyada, 13 yıldır Türkiye'de istikrarsızlıklar yaşanıyor. Alışılmış önlemler çare olmuyor. Nerede yanlış yapılıyor? Gördüğümüz sergi, G. Stein ile P. Picasso ve onların ait oldukları ekol yeni fikirler verebilir mi? Fizik işin içine nerede giriyor?

G. Stein kelimelerle oynayarak cümleler kuran, roman yazan, yani Picasso tablo konusunu bileşenlerine ayırırken cümleleri aynı şekilde ayrıştıran Amerikalı edebiyatçı. Sergi katalogundan Türkçeye çevrilmiş birkaç örnek: "Ona söylesem sever miydi? Sever miydi, ona söylesem? Şimdi. Şimdi değil. Ve şimdi. Tıpkı krallar gibi. Krallara olduğu gibi tam ve kesin, krallar gibi tam ve kesin."[2]

P. Picasso resmi çeşitli dönemlerden oluşuyor. İlk aşamada bir yakın (veya Stein örneğine dönersek, "yakın bir") arkadaşının ölümü onu karamsarlığa sevk ediyor ve resimlere mavi renk hakim oluyor. Kaosun matematik teorisini geliştiren J - H. Poincare'nin mutlak bir mekan ve mutlak bir zaman olmadığı fikri, bir yandan A. Einstein'ın zaman ve mekan konusundaki çalışmalarına ve relativite genel teorisine yol açarken, aynı zamanda 1800'lerde Fransız ressam Paul Cezanne'dan başlayarak kübik resmin önünü açıyordu. 

J - H. Poincare geometrisi resimde perspektif kavramının yeniden tanımlanmasına, her objenin farklı açılardan değişik görünümler yaratacağı düşüncesine yol açmıştır. Bir objeye doğrudan bakmak yanıltıcı olabiliyor. Salt şu veya bu yöntemle hesaplanmış enflasyon rakamlarına, endüstri katma değer incelemesi yapmadan büyüme oranlarına bakmak veya döviz kuru yılbaşında ne olacak sorusu gibi. A. Einstein ile P. Picasso'nun 1905-1907'lerde geliştirdikleri düşünce sanat ve fen bilimlerinin dünyada yaşananları görünümlerin, algılamaların ötesinde değerlendirmemize imkan veriyordu. Bu bağlamda G. Bracque ile P. Picasso perspektif kavramını tahtından indirdi.[3]

Bu gelişme 20. yüzyılda zaman ve mekân algısını değiştirdi. Değişiklik ne yalnız A. Einstein ve "genel relativite" teorisiyle, ne günümüzün çip teknolojisine ve değer zincirinin evriminde ayrıntılı olarak incelediğimiz temel paradigmanın oluşumuna yol açan "kuantum fiziğiyle" sınırlı. Çip ve ilişkili ürünler sayesinde tedarik endüstrisi gelişirken, küresel ekonomi dikey ticaret ağları şeklinde yeniden düzenleniyor, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde iş fırsatları refah düzeyinin yükselmesini sağlıyor. Bunlar hem "değer zincirinin evriminde" incelediğimiz yeni paradigmaları, onlara uyarak geliştirilen stratejilere, buluşları, hem de bütün bunların yer aldığı siyaset ve ekonomi politikası oluşumunu etkiliyor.

G. Stein - P. Picasso sergisini gezerken tabloların her başarılı ressamın aradığı renk, ışık yanında ve resmedilen insan vücutlarının, gitar, meyve gibi objelerin bütünden ayrılması ve yeni bütünün parçaları haline gelmesi, gündelik yaşamı oluşturan bireylerin, nesnelerin, kuruluşların, binaların doğanın ve diğer canlıların da parçalardan oluştuğunu gösterdi. Kulağımız, kolumuz, burnumuz elbette kendi başına bir iş göremez; ama onların her biri önceki yazılarda vurguladığımız fiziki duyma, görme, hissetmenin nöronların değerlendirmesiyle şekillenmekte ve beynimizin bagajında, hafıza "birikmiş - tacit" bilgi kümesiyle, karşı karşıya olduğumuz duruma, yine kendi yönlendirmesiyle tepki vermektedir.

Fen bilimlerinin kökü tamamen fende değil, 20. yüzyıl sanat hareketinin kökü de tamamen sanatta değil. Yeni paradigma, teknoloji, ulaşım, haberleşme, yaşam endüstrisi, yaşam tarzı alanlarında köklü değişiklikleri gündeme getiriyor. Siyasetin kökü siyasal sistemde, seçim yönteminde, adaletin herkes için eşit, hızlı oluşmasında, yurttaşın parlamentonda ne kadar temsil edildiğinde. Yönetimin kökü saydam, adil, hesap veren ve sorumluluk ilkelerinin (governance) korunmasındadır. Ekonominin kökü girişim, buluş ve doğru, saydam yönetimde. Tek başına "piyasa ekonomisi"nden söz etmek yeterli değil. Bunları bir Picasso tablosuna yerleştirecek olursak, her biri ayrı ayrı bütünü oluşturacaktır.

Önceki yazılarımızda demokrasiden söz ederken eski Yunan'a kadar gittik. Bugün çeşitli ülkelerde yaşanan olaylar, teknoloji ilerlerken, yapay zekânın politikanın, yönetimin, bu işlerde çok da başarılı olmadığı görülen siyasilerin, akademik dünyanın, girişimcilerin elinden çıkıp çiplerin kontroluna geçeceği kaygısı birçok insanın uykularını kaçırıyor.

Kimileri yeni paradigmaların Birleşmiş Milletler gibi herkesin mutabık olduğu küresel kurumların gözetimine bırakılmasını öneriyor; sanki bu gibi düzenlemeler bugüne kadar başarılı olmuş gibi. Konuya soruna bu yazıda vurguladığımız bağlamda bakmak gerekli. Yani mevcut tablonun esas ve tali oyuncuları kimler, hangi endüstriler, toplum kesitleri ve bunlar hangi önlemlere nasıl tepki verebilir?

Sergide gözlemlerimiz bunlarla sınırlı kalmadı. Çok daha önemli olarak G. Stein - P. Picasso penceresi, yazının başlığının son kelimesi olan politikanın nasıl oluştuğunu düşündürdü. Doğrusal yöntemlerin doğru sonuçlar vermediğini, Einstein'dan beri iki nokta arasındaki en kısa mesafenin doğru değil, ışığın gidişine koşut olarak eğri olduğunu yeri geldikçe tekrarlıyoruz. Günümüzde politika yerleşik şablonlara uygun olarak şekilleniyor. İsviçre, Kuzey Avrupa ülkeleri, İngiltere, Almanya, toplumun ihtiyacını farklı alternatif yöntemleri gözönüne alarak, yani tek bir perspektifle değil, sorunları ihtiyaçlara bağlı olarak değişik açılardan değerlendirerek yönetiyorlar. Kollektiflik demokrasinin doğdu işlemesine imkan veriyor.

ABD'de siyaset ve ekonomi etnik gruplar ve sermaye tarafından oluşturuluyor. ABD'nin Çin'le ikili ticaretinde açık verildiği iddiasıyla bu ticareti engelleyici politikalar başlatıldı. Oysa bu açığın nedeni, işgücünün yeni teknolojileri özümsemesini sağlayacak şekilde eğitilmemesi, yönlendirilmemesiydi. ABD şirketlerinin maliyet üstünlüğü sağlamak için yapacakları yurt dışı yatırımlarda ve tedarik sürecinde, adeta koloni dönemlerini andırırcasına, "dostane ülkeler" tanımı getirildi.

Çin'de komünist parti yönetiminde, herhangi bir yatırımcı fazla güçlendiği anda kendi şirketiyle ilişkilerini kesen bir sistem var. Bunun en belirgin örneği, biraz büyüdüğünde, sesini yükselttiğinde şirketinin kontrolu elinden alınan Jack Ma. ABD'de etnik gruplar ve sermaye sahipleri ekonomi politikası üzerinde etkili olurken, Çin'de Komünist Parti sektörel endüstri politikalarıyla etkili oluyor. Avrupa Topluluğu'nda eski popülerliğini yitiren ortak tarım politikası resmin önemli bir parçasını oluşturuyordu. Şimdi ise yeni genişleme politikaları etkili oluyor.

Konuyu Türkiye bağlamında ele aldığımızda özellikle içinde bulunduğumuz ekonomik ve toplumsal kriz bağlamında tablo tek bir perspektife izin vermiyor ve yazının başından beri vurgulanan ekonomiyi oluşturan kesimlere farklı açılardan bakmak mutlak bir gereklilik. 

Ekonominin içine girdiği enflasyon ve dış açık sorunları, resmin ancak bir kısmını oluşturuyor. Para politikasını ne kadar sıkı tutarsanız tutun, toplumda gerekli bilinç oluşmadıkça dış açığın kapanması olanaksız. İktisat derslerinde enflasyon sürecinde sabit gelirlilerin kaybettiği, borçluların ve elinde nakit para tutanlarla, üretilmesi mümkün olmayan toprak ve onun üstündeki taşınmazlara sahip olanların kazandığı, toplumda önemli "ahlâki" çöküntünün büyüdüğü vurgulanır. Türkiye'de bunların tümünü görüyoruz. Cari işlemler açığı büyürken, tasarrufları azlığı nedeniyle yatırım ve dayanıklı tüketim harcamaları, yani ithalat bunda etkili olmaktadır. Tüketimimizi kendi paramızla yaptığımızı düşünüyoruz, oysa toplam tüketimimiz, ürettiğimiz katma değerin üstünde, yani toplum olarak borçlanarak yaşamımızı sürdürüyoruz.

Bugün ülkede yaşanan aynen budur. Tek başına para politikasının başarılı olması mümkün değildir. Faiz-risk arasındaki ilişkiyi önceki yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık. Birkaç yıl ekonomik daralma yaşanmadıkça ülke ekonomisinin feraha çıkması mümkün değildir.

Picasso'ya dönerek, o Türkiye'yi resmedecek olsaydı tablonun hakim bölümü mutlaka hukuk olurdu. Son günlerde yargıda yaşanan dehşet verici olayların dahil edildiği resim, herhalde İspanya iç savaşını işleyen ünlü Guernica tablosunu anımsatırdı.


[1] William R.Everdell, Space Time-Cubism, New York Times, May 6 2001

[2] Gertrude Stein et Pablo Picasso, L'Invention Du Langage, Reunion des musées nationaux, Paris, 2023

[3] Arthur Miller, Space &Time and The Beauty that Causes Havoc, Basic Books, New York,

Ahmet Çelik Kurtoğlu kimdir?

Ahmet Çelik Kurtoğlu, 1942'de Ankara'da doğdu. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu.

Akademik kariyerini 1982 yılına kadar aynı kurumda sürdürdü, Cambridge Üniversitesi'nde lisansüstü derecesi aldı. 1972-74 yılları arasında Yale Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmaları yaparken teknolojik gelişme ve endojen büyüme teorisi üzerinde yoğunlaştı, 1997-2006 yılları arası Galatasaray Üniversitesi'nde ders verdi.

T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın görevlendirmesiyle 1978-82 yılları arasında B .M. UNCTAD "Teknoloji Transferi Davranış Kodu" müzakerelerinde T.C. delegesi olarak yer aldı.

1983-86 yıllarında arasında İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Kalkınma Merkezi'nde araştırma yöneticisi olarak görev yaptı. Türkiye ve beş Asya ülkesinde Müşavir Mühendislik sektörü üzerinde yaptığı çalışma OECD tarafından yayınlandı.

1987 yılında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) kurucu direktörü olan Kurtoğlu, 1992 yılından itibaren Karadeniz Ekonomik İşbirliği İş Konseyleri Genel Sekreteri, daha sonra 2008 yılına kadar DEİK Yönetim Kurulu ve İcra kurulu üyesi olarak görev yaptı. DEİK pek çok Türk şirketin uluslararası işbirliği kurması sürecinde yardımcı oldu.

Prof. Dr. Kurtoğlu, yurtdışındaki faaliyetini 1994-2006 yılları arasında European Roundtable of Industrialists (ERT) adlı kurumda danışman olarak sürdürdü. ERT en büyük 50 Avrupa sanayi şirketi başkanları tarafından, AB Komisyonuna politika tavsiyesi yapmak üzere kurulmuştur. Politika tavsiyesi danışmanların oluşturduğu çalışma gruplarında geliştirilmektedir.

1999 yılında Kurdoğlu Danışmanlık A.Ş.'ni, 2003 yılında "İyişirket Danışmanlık A.Ş."yi kurdu ve strateji, şirket değerlemesi ve satış müzakeleri, iş geliştirme ve finansman, kurumsal yönetim (governance) konularında danışmanlık hizmeti verdi.

2001 yılında TMSF "9 Banka Yönetim Kurulu Üyesi" olarak, 2002-2007 yıllarında arasında Tekfenbank Yönetim Kurulu, 2012-2019 yılları arasında Tekfen Holding A.Ş. Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.

2007-2008 döneminde TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı oldu

A.Çelik Kurtoğlu teknoloji ve uluslararası ekonomik ilişkiler konularında yayın yapmıştır. Son çalışması olan "Değer Zincirinin Evrimi", Aralık 2022'de Efil Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

 

2002

 

İlgili İçerikler