Değer sözcüğü hepimizin dünyasında olabildiğince yüksek yer tutuyor. İnsanoğlu hep bir değeri elde etmek, sonra onu saklamak için uğraştı. Bu eski Roma'da da, Uzak Doğu'da da böyleydi. İngiltere 1600'de East India Trading Company adlı şirketi kurarken amacı Hindistan'da üretilen ipek, baharat gibi Avrupa pazarının talep ettiği değerli malları getirmekti. 15. yüzyılda Amerika'nın keşfi için Portekiz'den çıkılan sefer aynı amaca yönelikti. Bu seferin sonucu Amerika kıtasındaki altın madeninin keşfedilerek yine Avrupalıların bu yeni değere ulaşmak için akın etmesi oldu.
Bunlar olurken Uzak Doğu'da Çin imparatorluğu, İsa'dan önce 2000'li yıllarda başlayan tarihinde çeşitli hanedanlardan sonra 14-17 yüzyılda Ming, 17-20 yüzyıl arasında Quing hanedanı tarafından yönetilmiştir.
Günümüzde Çin yanında Kore, Vietnam ve Japonya'yı da etki alanına alan Konfüçyüs öğretilerinin temel özelliği toplumda ahlak, siyasal yapı ve yönetim, din kurumlarının tümünde geçerli olan ve yüzyıllar boyunca "konfüçyüs ustaları-master" tarafından geliştirilen kurallar bütününü oluşturmasıdır. Öyle ki, yukarıda sayılan toplumlar ve Doğu Asya'da bulunan diğerleri ister Buddist, Şinto, Dogist, Müslüman, Hristiyan olsunlar, Konfiçyus öğretisinin değerler bütününün temelinden ayrılmamaktadır. Bu öğretiler analekt adı verilen fasiküllerde/risalelerde bulunmakta, ancak bunlar anılan "ustalar-masterlar" tarafından koşullara uygun olarak ve ihtiyaçları karşılamak üzere yenilenmektedir.
Bu değer kavramını 17. yüzyıldan itibaren dinler savaşı ve sürekli siyasal hareketlilik yaşayan Avrupa'da görmekteyiz. İngiliz felsefeci John Locke 1690'larda hukuk ve değer kavramlarını tartışırken doğal hukuk kavramının öne çıkartarak kişinin kendi değer sistemine, mal varlığına gelecek bir saldırıyı gerekirse ölümle savunarak karşılayabileceğini ifade etmiştir.
Bu bağlamda "doğal yasa-moral değer", John Locke dünyasında "doğa hukuku", toplumun sözleşmeyle yetkilendirdiği kişi/kişiler tarafından uygulamaktadır. Günümüz demokrasilerinde bu sözleşmenin toplumun ihtiyaçlarına, küresel ilişkilerin gereklerine göre yenilenmesi için belirli aralıklarla seçimler yapılmaktadır.
Değer kavramını tartışırken yöneticinin, karar verenin yine toplumun benimsediği kurallara, yasalara uygun olarak ve tarafsız davranması asıldır. Yakın zamanlarda bunu iyi yönetim (governance) adı altında görmekteyiz. Burada söz konusu olan salt bir denetim değildir ve Konfiçyüs analektlerinda bunun güzel bir örneği görülmektedir. Yetkili kişi karar alırken yansız davrandığını, bir başkasının değer sistemine herhangi bir şekilde müdahale etmediğini gözetmekle bizzat sorumludur. Bu görevinin ayrılmaz parçasıdır ve Çin'de "özeleştiri mekanizmasının yoğun biçimde kullanılmasında görülmektedir.
Değer kavramı üretim ve alış veriş ekonomisinde de önemlidir ve burada değer-fiyat ilişkisinin ele alınması gerekir. Aynı şekilde fiyattan söz ederken "ucuz-pahalı", "üretim maliyeti", bu kavramlara ilişkin algı yanılmaları, rasyonalitenin olup olmadığı soruları önemle karşımıza çıkmaktadır. Bir şey satın alırken ilk sorduğumuz soru "Değer mi?" oluyor. Bütçemize sığıp sığmadığı sorusu daha sonra geliyor. Borçlanarak alacak olsak da, "Borçlanmaya değer mi?" diye soruyoruz.
Fiyat nedir? Fiyatla değer arasındaki ilişkiyi neoklasik iktisat "piyasa fiyatı" kavramıyla çözmüştür. Bunun geçerli olmadığını önceki yazılarımızda K. Arrow'a değinerek belirttik.
Üreticiye sorduğunuzda fiyatın maliyetlerin üzerine bir kâr eklenmesiyle belirlendiğini söyler. Hangi maliyet? Klasik iktisat temel üretim faktörünün emek olduğunu, onun katkısı olmadan ne toprağın, ne makinenin ürün vermeyeceğini söyler. Sosyolog K. Marx buradan hareketle artı değer kavramını üretmiş ve 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren emeğin ve onun sahibinin karar süreçlerin katıldığı yönetim modelleri gelişmiştir.
Bunların başarılı bir örneğini Almanya'da şirketlerin yönetim kurulunda işgücünün temsil edilmesinde görmekteyiz. Avrupa odaklı sosyal demokrat politikalar, endüstri politikaları hemen tüm Avrupa ülkelerinde başarıyla uygulanmaktadır. Dünya nüfusunun diğer yarısının yaşadığı Asya ve doğu Asya'da ise temelde Konfüçyüs öğretisinin yer aldığı politikalar hakim olmuştur.
Talep ve arz fiyatı etkileyen iki etkendir. Talep insan zihninde oluşmaktadır. İnsan her kararı kendi beynindeki nöronların etkileşmesi sonunda almaktadır. Piyasalarda fiyatlar belirlenirken oyuncuların, alıcı ve satıcıları "rasyonel" oldukları, "tam ve mükemmel" bilgiyle hareket ettikleri varsayılır. Piyasa tüketicinin satın alma eylemiyle refah sağlamasına, üreticinin ürünü sattığı fiyatla maliyetlerini karşıladıktan sonra işe devam etmesi için yeterli kazancı elde etmesine aracı olmaktadır.
Oysa gerçek yaşam böyle evrilmemektedir. Hem üretim, hem tüketim aşamasında sahip olunan bilgi karar vermek için yeterli değildir. Satıcıya inanmaktayız, yani zihnimizde başka bir mekanizma çalışmakta. Ne kadar kandırıldığımız, ne kadar çok satıcıyla karşı karşıya kaldığımıza, onların kendi aralarında anlaşıp anlaşmadıklarına bağlıdır.
Konunun alıcı tarafına gelince; insan zihni 86 milyar nöronun etkileşmesi sonunda "istemekte", karar vermekte ve kararını uygulamaktadır. Bu karar yemek yemek, yürümek, satın almak yani yaşamdaki tüm hareketlerimizin arkasındaki mekanizmadır. İktisatta değinilen gösterişçi tüketim bu kararı tetikleyen etkenlerden biridir.
İktisat tam rekabetin bulunmadığı ortamda fiyat sorununu çözmek için aksak rekabet analizlerine girişir, şirketlerin birleşmesini önlemek için rekabet alanı, kuralları düzenlenir. Ama talep yanı yine açıkta kalmıştır. Burada psikologlar irrasyonel ortamlarda zihnin nasıl işlediğini, talebin nasıl oluştuğunu, ertelendiğini incelemek üzere devreye girmiştir. Daniel Kahnemann ve Amos Tversky bireyin karar verirken kazanma veya yitirme olasılıklarını, bunun kendisine vereceği hazzı ve üzüntüyü analize sokmuşlardır. (Prospect theory, Thinking Fast Thinking Slow, D. Kahnemann; Nudge, R.Thaler; Perdictably Irrational, D. Airely)
Fiyat kavramına alış veriş bağlamında değindik. Aynı sonuçları siyasette de görmekteyiz. Demokratik ülkelerde yapılan seçimlerle bir siyasal grubu iktidara getirmekle belli bir süre onların yönetimini kabul etmiş yani yönetim gücünü devrederek bir bedel ödemiş oluyoruz. Seçimler hür ve serbest şekilde yapılmış olsa dahi bu durum geçerlidir. Yani tıpkı önceki yazılarımızda vurguladığımız sözleşme gibi fiyat da karşımıza yalnız alış verişte değil, irademizle yaptığımız tüm alış verişlerde çıkmaktadır. Seçim de bunlardan biridir.
|
Ahmet Çelik Kurtoğlu kimdir? Ahmet Çelik Kurtoğlu, 1942'de Ankara'da doğdu. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Akademik kariyerini 1982 yılına kadar aynı kurumda sürdürdü, Cambridge Üniversitesi'nde lisansüstü derecesi aldı. 1972-74 yılları arasında Yale Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmaları yaparken teknolojik gelişme ve endojen büyüme teorisi üzerinde yoğunlaştı, 1997-2006 yılları arası Galatasaray Üniversitesi'nde ders verdi. T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın görevlendirmesiyle 1978-82 yılları arasında B .M. UNCTAD "Teknoloji Transferi Davranış Kodu" müzakerelerinde T.C. delegesi olarak yer aldı. 1983-86 yıllarında arasında İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Kalkınma Merkezi'nde araştırma yöneticisi olarak görev yaptı. Türkiye ve beş Asya ülkesinde Müşavir Mühendislik sektörü üzerinde yaptığı çalışma OECD tarafından yayınlandı. 1987 yılında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) kurucu direktörü olan Kurtoğlu, 1992 yılından itibaren Karadeniz Ekonomik İşbirliği İş Konseyleri Genel Sekreteri, daha sonra 2008 yılına kadar DEİK Yönetim Kurulu ve İcra kurulu üyesi olarak görev yaptı. DEİK pek çok Türk şirketin uluslararası işbirliği kurması sürecinde yardımcı oldu. Prof. Dr. Kurtoğlu, yurtdışındaki faaliyetini 1994-2006 yılları arasında European Roundtable of Industrialists (ERT) adlı kurumda danışman olarak sürdürdü. ERT en büyük 50 Avrupa sanayi şirketi başkanları tarafından, AB Komisyonuna politika tavsiyesi yapmak üzere kurulmuştur. Politika tavsiyesi danışmanların oluşturduğu çalışma gruplarında geliştirilmektedir. 1999 yılında Kurdoğlu Danışmanlık A.Ş.'ni, 2003 yılında "İyişirket Danışmanlık A.Ş."yi kurdu ve strateji, şirket değerlemesi ve satış müzakeleri, iş geliştirme ve finansman, kurumsal yönetim (governance) konularında danışmanlık hizmeti verdi. 2001 yılında TMSF "9 Banka Yönetim Kurulu Üyesi" olarak, 2002-2007 yıllarında arasında Tekfenbank Yönetim Kurulu, 2012-2019 yılları arasında Tekfen Holding A.Ş. Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. 2007-2008 döneminde TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı oldu A.Çelik Kurtoğlu teknoloji ve uluslararası ekonomik ilişkiler konularında yayın yapmıştır. Son çalışması olan "Değer Zincirinin Evrimi", Aralık 2022'de Efil Yayınevi tarafından yayınlanmıştır. |


