Satın alınan randevu
Cumhurbaşkanı’nın ABD başkanı ile görüşmesini sağlayan düzenleme küresel ilişkilerin nasıl geliştiğini gayet güzel gösteriyor. Bu somut olayı doğru anlamak gerekir. THY’nin yeni model uzun menzilli yolcu veya kargo uçağı ihtiyacı vardır. Bunun iki tedarikçisi vardır, Boeing veya Airbus. Brezilya 1920’lerden beri çeşitli askeri ve sivil yönetimler altında Embraer markası altında sivil yolcu uçağı üretmiş, küresel pazarda yer edinmiştir.
THY’nin filosu bu iki uçaktan (Boeing ve Airbus) oluşmaktadır ve aralarındaki fark, tedarik sözleşmesinin unsurlarına bağlıdır, teknik farklar benim uzmanlık alanımın dışındadır, ama okumalarım önemli olmadıklarını göstermektedir. Teknik olmayan farklar ise milyarlarca dolar tutan bu satın almanın beraberinde ne getirdiğine bağlıdır.
Boeing sözleşmesini içermez
Bu kez pakette Boeing olduğuna göre paketteki unsurlardan biri Donald Trump’la randevudur, bu satın alma randevuyu kolaylaştırmıştır. Bunun yanında satın almanın nasıl finanse edildiği, hangi bankaların, aracıların devrede olduğu önemlidir. Yani böyle satın almalardan yalnız Boeing ve orada çalışanlar değil, buna imkân yaratan pek çok kişi, şirket de kazanır. Elbette filosu gençleşen, büyüyen THY de. Nihayet böyle bir paketin içine sağlıktan eğitime, teknolojiden bilime, çalışma vizesine kadar geniş bir yelpazede yan ürünler de katılabilirdi. Bu müzakereyi yapanın becerisine bağlıdır. Rahmetli arkadaşım Büyükelçi Yaşar Yakış’ın önceki başkanlardan Bush’la pazarlık yapmağa kalkışmasını, Bush’un at pazarlığında benimle (Texaslıydı Bush) başa çıkamazsın sözünü hatırlar mısınız?
Konuyu kapatmadan filonun diğer markası olan Airbus satın almalarında sözleşmelerde ihmal edildiğini, pazarlıklarda bulunmadığım için emin olamam ama düşündüğüm etkenler arasında, örneğin Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin, gümrük birliği düzenlemesinin iyileştirilmesi, örneğin Türk üniversitelerine, öğrencilere burs imkanlarının genişletilmesi, vize kolaylıkları gibi pek çok yan fayda görüşülmüş müdür, yoksa bunlar akla hiç gelmemiş midir? Böyle sorunlar yaratırsak aradakilerin komisyonları etkilenir düşüncesi mi ağır basmıştır? Airbus tek bir AB ülkesinin değil, AB’nin ortak projesidir. Bu nedenle pazarlıklar böyle geniş tutulabilir.
Yanlış bir tane mi?
Geçen yıllarda yapılan büyük politika yanlışları nedeniyle onlarca yıldır geliştirilen ilişkilerin doğrudan ve yan faydaları yitirilmiştir. S-400 denilen büyük yanlışı hatırlar mısınız? Hangi yanlışı diye sorabilirsiniz, bir yanlış mı, yoksa bir dizi strateji hatası mı yol açmıştır F35 anlaşmasının askıya alınmasına? O F35 anlaşması ki, Türk savunma sisteminin en modern savaş uçağından mahrum kalmasının yanında, milyarlarca dolarlık tedarik sözleşmesinin sonlanmasına da neden olmuştur. Nereden nereye geldik.
Otosan
Daha bitmedi. Koç Holding’in başarılı şirketleri arasında yer alan Ford Otosan’ın önemli ürünü kamyondur ve bunun hoş bir hikâyesini, Değer Zincirinin Evrimi’ni hazırlarken görüştüğüm, tasarım ve imâlat aşamalarında görev yapan bir makine mühendisi anlatmıştı. Bir gün çalışırken taşımacılık yapan bir “kamyoncu” geliyor ve “selamın aleyküm” dedikten sonra, kamyonun güçsüzlüğünden yakınıyor. Kamyon 10 tonluk, fiyatı ona göre, motoru ona göre. Kamyoncu 15-20 ton yük taşıyarak para kazanıyor. Kamyoncu masanın üstüne tabancasını koyuyor ve bana bu hikâyeyi anlatan mühendisten, ihtiyacını karşılayacak güçte motor takmasını talep ediyor. Yine bana anlatıldığına göre maliyet düşünceleriyle küçük motor üreten Otosan, imâlâtını değiştiriyor ve bugün her şeyini kendi bünyesinde tasarlayıp imâl ettiği birçok markanın sahibi.
Cumhurbaşkanının ABD Başkanı ile buluşmasını kolaylaştıran bir dizi uçak siparişi bizi nereye getirdi. Demek bir alışveriş, sadece bir ürünün satın alınıp bedelinin ödenmesinden ibaret değil, bunun arkasında pek çok ve genellikle satın alınan mal veya hizmetten çok daha önemli etkiler yaratacak sonuçlara yol açıyor. Bunlara yan etkiler (commons) adı veriliyor ve bunlar olumlu olduğu kadar, olumsuz da olabiliyor. Olumsuz etkilere yaygın örnek, boya tesisinin atıklarını yandaki dereye boşaltması, çimento fabrikasının dumanıyla çevredeki hava kalitesini bozması, tarım üreticisine zarar vermesidir. Örnek mi, Bandırma’daki gübre fabrikası ilk akla gelenlerden birisidir. Veya şehrin ortasına kurulan hava alanı. Bunlar yatırımcısına, belki ürünleri kullanana fayda sağlar, ama çevrenin zararını kimse düşünmez. Tıpkı İsviçre’de Davos toplantılarına özel jetiyle gelen varlıklı iş adamlarının, uçağın ürettiği karbon monoksitin verdiği zarar gibi.
Yazıya başlarken aklımda güvenlik ve dış politikaya ilişkin ve Cansu Çamlıbel ile Sedat Ergin’in T24 ve Oksijen’de ele aldıkları önemli konular vardı, onlar gelecek haftaya kaldı. Ama yeri gelmişken, o konuların da istihbarat ayağının, bilginin yapay zekâ endüstrisiyle birlikte geçirdiği evrimle ilişkisine değinmeden geçemeyeceğim. Gerisi haftaya. Bitirmeden, bugün ele aldığım konuda bir başka hikâyeyi, Ford Otosan’ın Anadol tecrübesini paylaşacağım.[1]
Anadol
Anadol otomobil, Ford Otosan’ın önemli bir başarı öyküsüdür. Kore’de Hyundai ile biri yıl farkla piyasaya girmiştir. Üretim 1966’da başlamış 1984’te 87.000 adet le sonlanmıştır. Anadol İngiltere’de Anglia’dan, Hyundai Cortina’dan danışmanlık hizmeti almış, imâlat 1967’de başlamıştır. Şirket daha sonra KIA markasını bünyesine katmış ve ikisi birlikte bugüne kadar 170-180 milyon araç üretmişlerdir.
Taunus
Anadol plexiglas gövde ile üretilmiş, piyasanın teknik bilgisizliği, aracın önemli ralli başarısına karşın bunun olumsuz değerlendirmeye neden olmasına yol açmıştır. Sonunda Anadol yeni model hazırlığı yaparken Koç Holding tarafından üretimi durdurulmuştur. Bunun bir başka ve muhtemelen asıl nedeni, Ford şirketinin Koç Holding’i kandırması olmuştur. Nasıl mı kandırmıştır, model yenilemenin gerektireceği kalıp yatırımının yüksek maliyet getireceği, buna karşılık Ford Almanya’nın yıllardır ürettiği Taunus modelini artık durduracağı, onun kalıplarını bedelsiz olarak Otosan’a vereceği önerisiyle. Herhalde okuyucular arasında o Taunus’ları kullanan vardır. Benim de oldu bir tane. Yerinden kalkmaz, motoru zayıf, direksiyonu dönmez bir arabaydı.
Ford ve strateji
Bu bana rahmetli amcam Faik Kurtoğlu’dan dinlediğim bir başka Ford önerisini hatırlattı. Amcam 1950 yılına kadar CHP milletvekili, ondan önce Ticaret Bakanlığı’nda üst yöneticiydi. Bir ara Tarım Bakanlığı da yaptı. Onun anlattığına göre, Ford Türk hükümetinin demiryolu yatırımlarını caydırır, tüm kamyon ve diğer kara taşıtlarını tedarik etmesi karşılığında karayollarını yapmayı önerir. CHP hükümeti bunu düşünmeden reddeder. Demiryolunu komünizmle eş tutan T. Özal olsaydı, tereddütsüz kabul ederdi herhalde.
Merhum Vehbi Koç ülkede endüstrinin güçlenmesi için çok çaba harcamıştır. Bunda kendisine en fazla yardım edenler arasında Bernard Nahoum vardır, Anadol başarısının arkasındakiler de Bernard’ın oğulları Claude ve Jan’dır. Koç holding’in, Vehbi Koç’un bu serüvenini Mösyö Bernard Nahum - Türk Otomotiv Endüstrisinin Duayeni adlı kitabıyla Adrian Streather anlatmıştır. Ama Ford şirketinin kandırdığı da yine Bernard Nahum olmuştur. Kitabımda ve yazılarımda isim kullanmıyorum, ama bu kez andıklarım endüstri tarihimizde yeri olan kişiler.
[1] Ayrıntı Değer Zincirin Evrimi’nde bulunabilir.


