T24 Haber Merkezi
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP'nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nu Silivri'deki cezaevinde ziyaret etti. Özel, İmamoğlu'nu ziyaretinin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada yeni çözüm süreci hakkında Cumhur İttifakı'nın tavrını değerlendirdi. MHP lideri Devlet Bahçeli hakkında, "Gurur duyması lazım grubuyla. İp attığında da 'Adaya ben gideceğim dediğinde de ayağa kalkıp alkışlıyorlar" diyen Özel, Bahçeli'nin dünkü açıklamasının Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik olduğunu, Erdoğan'ın ise bugün yaptığı açıklamalarda ne ada ne de İmralı dediğini belirtti. Erdoğan'ın süreçteki tavrını değerlendiren Özel, "Bu sürecin içinde derenin derinliğini MHP'ye ölçtürecek, kendi hem bu sürecin çözümünden menfaat bekleyecek hem de bırak elini taşın altına sokmayı, tamamen kendisini buradan kenara çekecek. Geçmişte olduğu gibi Oslo görüşmelerini devlet yapıyordu, duble yolları AK Parti. Öyle mi? Böyle konforlu bir siyaset alanı bitti Tayyip Bey'in, bilsin. Sorumluluk alacak. 'Onlar boğulsun, biz burada kuru duralım' diyor. Herkes konuşsun biz konuşmayalım, cuma günü kapalı oturum yapıp içeride konuşalım, bunu da millete göstermeyelim. Sonra da bir şey olunca faydası bana olsun, hasarı müşterek olsun. Hesabın bu olduğunu millet görüyor" ifadelerini kullandı.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
T24 ABONELERİNE ÖZEL
- T24'te yayımlanan tüm yazılara erken erişim
- 1 milyon içeriği aşan T24 özel arşivine tarih filtrelemesiyle erişim
- Yaklaşık 2 bin sayfalık T24 Yıllık dergilerinin dijital arşivine erişim
- T24 Yıllık Konferansları'nı online olarak ücretsiz izleme
CHP lideri Özel, partisinin tutuklu cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu'nu Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda ziyaret etti. Özel'in İmamoğlu ziyaretinin ardından yaptığı açıklamadan satır başları şöyle:
"Şimdi iddianame çıktı. Arkadaşlarımız, avukatlar iddianameyi gördü. Sizler gördünüz. 19’u ile 23’ü arasında dört gün boyunca Ekrem Başkan’a ve arkadaşlarımıza ‘Bir gizli tanık var. Bu gizli tanığın ifadeleri var…’ Teker teker söylediler. ‘Meşe, şunu söyledi, ne diyeceksin? Meşe bunu söyledi ne diyeceksin?’ Cevapları hep şu, ‘Kabul etmiyorum. Asla yok. İspatlanamaz. Kesinlikle reddediyorum.’ ‘Hayır, ben Meşe’ye inandım, sana inanmadım. Tutuklu kalacaksın’ Şimdi iddianamede Meşe yok arkadaşlar. Meşe yok. İddianamede o gün ‘Meşe bunları dedi.’
"Savcı olarak gizli tanıkların dediklerinin kanıtlarını bulacaksınız"
Meşe süreç içinde yedinci kata ters düşmüş. Girişi yasaklanmış, altıncı katta intihara kalkışmış, bağırmış, çağırmış. Bakmışlar, ‘Bu Meşe’yi hakim karşısına çıkarırsak zaptedemeyeceğim. Verdiğimiz taahhütle yetinmiyor, fazlasını istiyor, o oluyor, bu oluyor, psikolojiyi de bozdu. Meşe’yi çıkardık, biz bunu İlke yaptık. Savcılık değil miyiz? İster Meşe koyarım, ister Çınar koyarım, ister İlke koyarım.’
Önce üç tane odun koymuşlardı, sonra ‘Doğan, Şahin, Kartal’, üç hayvan çıktı. Şimdi Meşe’nin bütün dediklerini İlke’ye dedirtmişler. Arkadaşlar, bilgisayar oyunu oynamıyoruz. Bilgisayardaki bir karakterin ‘Bu öldü, isim değiştirdim, Bunu, buna yükledim’ diyemezsiniz. Sizin iddianız adalet önündeki sorumluluğunuz, gerçekte olan bir kişinin, gerçekte şahit olduğu bir mevzuyu, gerçeğe uygun beyanlarıyla ifade edip, yüzünü gizlediğiniz ki kanun izin veriyor, yüzünü bulandırdığınız, sesini değiştirdiğiniz şekilde söyleyip, Anayasa Mahkemesi de diyor ki ‘Sırf bunun demesiyle olmaz.’ Doğrusu o. Bu dediklerinin kanıtlarını bulacaksınız siz savcı olarak. Bu diyecek ki ‘Bu, buna şunu verdi.’ Sen o verdiğini bulacaksın. Ya da verişinin şahidini bulacaksın, kamerasını bulacaksın, teknik takip bulacaksın.
"Hani bu gerçekten konuları bilen bir gerçek kişiydi, yüzü gizliydi?"
Şimdi bu Meşe’ye dünya kadar iftirayı attır. Sonra Meşe kafayı yesin. Meşe gidecek, Meşe’nin fonksiyonunu İlke’ye yükleyeceksin. Bu olmaz. Hani bir gerçek kişiydi, olayların şahidi buydu? Sadece yüzü gizliydi, adı gizliydi. Sen Meşe’yi aldın, koydun. Yerine getirdin. Artık Meşe yok, İlke var. ‘Bunu, bu söylüyor.’ Yok kardeşim olmaz. Bak Anadolu Ajansı’nın yerine Now gelir, Meşe’nin yerine İlke gelmez. Yanlış. Bütün insanlara söylüyorum. Hani bu gerçekten konuları bilen bir gerçek kişiydi, yüzü gizliydi? O gidince yerine oyuncu değişikliği olmaz. Basketbolda, futbolda, voleybolda, su topunda oyuncu değişir. Mahkemede savcı oyuncu değiştiremez. Çünkü oyun değil bu. Bu, insanların hayatı, bu, gerçeğin ta kendisi. Sen nasıl diyorsun,
‘Tamam Meşe yok, yerine İlke var. İlke’yi getirdim.’ 19 Mart günü sen İlke diye birinden bahsettin mi? Yok. Meşe, Ladin, Çınar. Yoktu İlke. İlke’yi şimdi icat ettin. 19 Mart’ta Meşe’nin dediğini, İlke de deseydi, ‘Meşe öldü, gelmiyor. Ama İlke de demişti’ dersin. E o gün Meşe vardı, gitti. Yerine İlke geldi. Oyuncu değiştiriyor savcılık. Yok böyle bir şey arkadaşlar. Ne Meşe’nin, ne İlke’nin söylediklerinin bir yerde bir tane kanıtı var.
"'Para dolu çantaların videosu var’, ‘Teknik takip yapılmış’ diyorsun; iddianamede yok"
Arkadaşlar dünkü videoyu çok beğenmişler. Tayyip Bey’in de çok beğendiğini, bugün reaksiyon verdiğini de duyduk. Öyle bu iş. Ne dedik biz? Yaz boyunca yalan attılar. Bakın, üç kişi usanmadı. Bir, yalanı atanlar usanmadı ve onlar utanmadı. Bir siz takip etmeye usanmadınız. Ben de doğrusunu anlatmaya usanmadım.
Ne oldu günün sonunda arkadaşlar? Bin 200 cep telefonu iddianamede yok. Patladı, yalan çıktı. Yalanı koyuyoruz. ‘E bize yalan vuruyor.’ Sen yalanı atmaya utanmıyorsun da ben damgayı vurmaya mı çekineyim sana? Yaz boyunca haysiyetimizle oyna, bin 200 tane CHP delegesine İBB, telefon dağıtmış. Topladım bin 200 delegeyi kaldırttım telefonları, utanmadın. İddianameye koyamadılar. Yok. ‘Parkenin altından 2 milyon dolar para çıktı’ diyeceksin. Yalan damgası gelince, bir de çok da hoş, gördüm şimdi. ‘Ya bazen insanlar yalan söyler.’ Yok arkadaş. Biz o insanlardan değiliz. ‘Bazen insanlar yalan söyler, Ağzımdan kaçmış.’ Adamın ağzından, ‘Parkenin altından 2 milyon dolar çıktı’ diye laf mı kaçar ya? Ağzından kaçacak laf bellidir. İstemediğin sert bir söz çıkar, birine bir şey dersin, özür dilersin. ‘Savcılıkta videosu var’ diye adam çıkmış, ‘Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş, bilmem bir yerde toplandılar. Çıkarken para dolu çantalar. Videosu var’ diyorsun, ‘Teknik takip yapılmış’ diyorsun. İddianamede yok.
"Yaz boyunca sen bunların haysiyetiyle oyna, sonra ‘İnsanlar bazen yalan atar’ de"
Daha bakın bundan sonra da yalan atmış olanların, iftira atmış olanların attıkları iddialar ispatlanmadıkça, o iftiracıların alnına böyle ‘dan’ diye ‘yalanı’ da ‘iftiracıyı’ da vuracağım. Gazetecilik faaliyetine laf etmem. Eleştiriye açığız. Neler neler söylüyorlar. Ama kardeşim burada yatan insanların çoluğu var, çocuğu var, komşusu var. Yaz boyunca sen bunların haysiyetiyle oyna, sonra ‘İnsanlar bazen yalan atar.’ Atmaz. Dün akşam canlı yayında söylüyor. ‘Beni yalanlamış’ diyor. ‘Ağzımdan kaçmış’ diyor. Ağzından, ‘Parke altından 2 milyon dolar çıkmış’ kaçar mı bir adamın ya?”
"Tutuksuz yargılamalar ve TRT canlı yayını olursa Türkiye normalleşir"
İçerinin ortak talebidir. Canlı yayın istiyoruz. TRT'nin hiç olmazsa başka işlerle meşgul olmadığı kanalın tahsis edileceği ve yargılamanın canlı izleneceği o sırada bir münafıklığın bir kanal istiyoruz. Hiç olmazsa iddianame okunur, cevapları verilir. Tutuksuz yargılamalar ve TRT canlı yayını olursa Türkiye normalleşir, bu gerginlik azalır.
"Kendi filminde TUSAŞ'ı, KAAN'ı gösteriyor; Gel AK Partili belediyelerle CHP’li belediyelerin hizmetlerini karşılaştıralım"
Kendi filminde TUSAŞ’ımızın KAAN’ını gösteriyor. KAAN, hepimizin KAAN’ı. Gel, AK Partili belediyelerle CHP’li belediyelerin hizmetlerini karşılaştıralım. Bir kent lokantasını markalaştırmak kolay iş mi? Sıfır kreş yaptın. Türkiye’de 770 kreş yapmışız bu kadar zamanda, kolay iş mi? Sıfır yurdun olduğu yerde 78 tane yurt açmışız, kolay iş mi? Sırf İstanbul’a 17 tane yurt kazandırmışız. Diyor ki ‘Efendim bizle hizmette yarışamıyor.’ Ben senin yaptığın, yaptırdığın işlerle uğraşmaktan yaptığımız güzel işleri video yapıp sana gösteremedim. Gelecek haftalarda onu da gösteririz.
"Erdoğan iddianamenin başında senin siyasi sloganın var"
Millet biliyor. Boşuna mı oylarının yüzde 65’ini CHP’ye veriyor? Boşuna mı senin memnuniyet anketlerinde yüzde 59 CHP’li belediyelere memnuniyet çıkıyor? O açıdan. Ama Sayın Erdoğan’ın şimdi ‘Ben bu davanın savcısı değilim, bir yerinde yokum, alakam yok’ demesi için ki bal gibi savcısısın da şu ana kadar, bundan sonra tutuksuz yargılamanın önünü açması lazım. İddianamenin başında senin siyasi sloganın var, ‘ahtapotun kolları’nı adam iddianameye yazmış. Yani hani başta diyor ya ‘Eşime, kızıma ithaf ediyorum.’ ‘Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ithaf ediyorum kitabımı’ diye yazmamış Akın Gürlek. Başlangıcı senin sloganınla, başta bir siyasi değerlendirme ve sonunda ‘Hedef; CHP’ye kapatma davası.’
"Sloganımdan suç çıkarmışlar, sonra da bugün Erdoğan 'Bu dava siyasi değil' diyor""
Arkadaşlar herkes her yerini göremiyor. Ekrem İmamoğlu‘nun kurultay sonucunu ilan etmesini, ‘Özgür Özel şu kadar oyla kazandı’ diye ilan etmesini, ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nde amacına ulaştığı ile ilgili…’ Yahu adam Divan Başkanı. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu önerdi, ben kabul ettim. Hepimizin oylarıyla Divan Başkanı seçilmiş. Teşekkür konuşmamda ‘Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında önemli bir görev üstlendiğiniz oy birliği ile’ diyorum. O kadar şuursuz ki… O ‘oybirliği’ lafında, ‘Bütün salon hep birlikte seni Divan Başkanı yaptık, alnınızın akıyla çıktınız’ diyorum.
Diyor ki ‘Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki görev’ derken devletin başına geçme ile ilgili hedefi kastediyor. Zaten bu suç değil, olamaz da Divan Başkanına teşekkür konuşmasıyla Cumhurbaşkanlığı aday konuşmasını birbirine karıştıracak kadar şuursuzlaşmışlar yani. Türbinler slogan atıyormuş, ‘Güzel günler göreceğiz’ diye. Bu günler, Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı, partimizi iktidar yaptığımız günlere hazırlandığımız kurultaydan gösteriliyor. Tabii öyle. ‘Özgür gelecek yazmış, baştan planladılar bunu’ diyor. ‘Baştan planladılar bunu. ‘Özgür gelecek’ yazdılar.’ Sloganım benim o; ‘Özgür gelecek.’ Geldim zaten. Şuursuz. Oralardan suç çıkarmışlar. Sonra ‘Bu dava siyasi değil.’ Erdoğan bugün diyor, ‘Yargı davası.’ Yahu savcısı yargı kolları başkanı. İddianameyi hazırlayan. Sorun orada. Buradan sonrası siyasileşmeyecekse; tutuksuz yargılama ve canlı yayın. Ondan sonra hukuk; mahkeme yapılır, bütün sorulara arkadaşlarımız cevap verir. Ekrem Başkan’ın deyimiyle ‘Cevap veremeyeceğim, kanıtını ortaya koyamayacağım, çürütemeyeceğim bir soru sorulmadı. Hepsinin cevabı var. Hazır’ dedi. İddianame çıktıktan beri de bunun iç huzuruyla savunmalarına hazırlanıyorlar.
"Deprem bölgesindeki konut meselesi bir övünç değil utanç meselesi"
Deprem bölgesindeki konut meselesi bir övünç değil utanç meselesidir. Bir yıl içinde konutları bitireceğiz dediler. Sanki o bir yılın sonundaymışız gibi konuşuyor. Üç yılın sonundayız. 350 bin depremzede konteynerde yaşıyor. Daha 150 bini, 200 bini de gurbette, başka yerlerde. Konut üretiyoruz diyorlar, bu yalan.
"Bu davanın savcısı AKP'li"
Bu davada yok o da CHP'li bu CHP'li deniyor. Bu davanın savcısı AKP'li, bunu bilelim. İddialar o savcıya ait. Bakan yardımcındı, aldın getirdin. Bu iddiaları ilk baştan itibaren sen ona anlattın. Ahtapot kolları var.
"MHP grubu Bahçeli ip attığında da 'Adaya ben gideceğim dediğinde de ayağa kalkıp alkışlıyor"
Dünkü konuşmalardan sonra gerçekten Sayın Bahçeli açısından şunu söylemek lazım, gurur duyması lazım grubuyla. İp attığında da 'Adaya ben gideceğim dediğinde de ayağa kalkıp alkışlıyor. İşin o boyutuna benim söyleyecek bir sözüm yok. Çünkü hep aynı şeye ayağa kalkmıyorlar ama hep ayağa kalkıyorlar.
"Erdoğan ne ada dedi ne İmralı; Tayyip Bey'in konforlu siyaset alanı bitti, bilsin"
Sayın Erdoğan'a söyledi dün söylediklerinin hepsini. Ben bugün cevabını görmedim. Ne ada diyor ne İmralı. Bir süreç yürüyecek. Bu sürecin içinde derenin derinliğini MHP'ye ölçtürecek, kendi hem bu sürecin çözümünden menfaat bekleyecek hem de bırak elini taşın altına sokmayı tamamen kendisini buradan kenara çekecek.
Geçmişte olduğu gibi Oslo görüşmelerini devlet yapıyordu, duble yolları AK Parti. Öyle mi? Böyle konforlu bir siyaset alanı bitti Tayyip Bey'in, bilsin. Sorumluluk alacak. Onlar boğulsun biz burada kuru duralım diyor. Herkes konuşsun biz konuşmayalım, cuma günü kapalı oturum yapıp içeride konuşalım, bunu da millete göstermeyelim. Sonra da bir şey olunca faydası bana olsun, hasarı müşterek olsun. Hesabın bu olduğunu millet görüyor."
T24'ün İBB iddianamesine ilişkin dosyasıİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında yer aldığı 105 kişinin tutuklu bulunduğu, İBB'ye yönelik yolsuzluk soruşturmasını tamamladı. 3 bin 700 sayfayı aşan, 402 kişinin sanık olarak yer aldığı iddianamede, İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı'ndan itibaren "sistem" kurarak, bu sistem sayesinde, önce İstanbul Belediye Başkanı seçildiği, ardından CHP'yi ele geçirdiği, ardından da CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak fon oluşturduğu belirtildi ve 142 ayrı eylemden, 828 ila 2 bin 352 yıla kadar hapsi istendi. "Ekrem İmamoğlu suç örgütü" adı verilen yapıda yer aldığı öne sürülen örgüt yöneticileri, örgüt üyeleri ve örgüte yardım eden isimlerin, "suç örgütü kurma", "suç örgütü yönetme", "rüşvet alma", "rüşvet verme" suçlarını işledikleri öne sürüldü. İddianamede, iş insanlarından para toplanmasına dayalı olduğu iddia edilen "sistem" için, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın da sıkça kullandığı "ahtapotun kolları gibi" ifadesi dört kez kullanıldı. Özgür Özel'i CHP Genel Başkanı olarak seçen ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nu partiden uzaklaştıran ismin İmamoğlu olduğunun öne sürüldüğü iddianamede, CHP yönetiminin de suç yoluyla elde edilen gelirleri kullandığı ve bütün eylemlerden haberdar olduğu iddia edildi. İki CHP'li vekil de İmamoğlu'nun örgütünde olmakla suçlandı ve dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle fezleke hazırlandı. Başsavcılık, anayasadaki parti kapatma maddelerine atıf yaparak, söz konusu eylemleri "ihbar" yazısıyla Yargıtay Başsavcılığı'na da bildirdi. İddianamede, oluşan kamu zararının 160 milyar TL ve 24 milyon dolar olduğu öne sürülerek, İmamoğlu ve oğlu ile çok sayıda kişinin şirketlerine, CHP İl Başkanlığı binasına el konulması talep edildi. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianamede 15 gizli tanığın ifadeleri de yer alıyor. İddianamede "etkin pişmanlık"tan yararlananların sayısı 76 kişi olarak açıklandı. 7 bölümden oluşan iddianamenin birinci bölümünde "suç örgütünün genel yapısı ve özellikleri" ikinci bölümde, "soruşturmanın genel özeti", üçüncü bölümde "örgüt lideri" olarak nitelendirilen İmamoğlu'nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde ilçedeki eylemleri yer aldı. Dördüncü bölümde İmamoğlu'nun İBB Başkanı olduğu dönemde "örgütün tıpkı bir ahtapotun kolları gibi İstanbul geneline yayılan eylemlerinden" bahsedildiği belirtildi. Beşinci bölümde İBB iştirakleriyle ilgili suçlamalar yer alırken, son bölümde de hakkında kamu davası açılan şüphelilerin üzerine atılı eylemlerle ilgili suç tasnifleri ve sevk maddelerine yer verildi. İstanbul il binasının alınması sırasındaki para görüntüleri, "örgüt faaliyeti ile ilgili sızan ilk görüntüler" diye nitelendirildi. GÖKÇER TAHİNCİOĞLU'NUN ANALİZİ İBB iddianamesinde “örgüt” çabası: Sadece İmamoğlu değil CHP de yargılanıyor! İBB'ye yönelik "yolsuzluk" soruşturmasında iddianamesinde İmamoğlu'na 2 bin 352 yıla kadar hapis istemi: İşte tüm detaylar, suçlamalar, istenen cezalar... |


